Bismillahirrahmanirrahim;
Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.
Emanet; güvenilen bir kimseye koruması için geçici olarak bırakılan şeydir. Güven duyulan insana “emin” denilir ki böylesi insanlar emanete asla hainlik etmezler. Güvenilir olmayan ve emanetlere hainlik eden insanlarda zerre miktarı merhamet ve insaf olmaz. BAKARA 283: “…Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse, emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah’tan korksun…” Bir Müslüman, bu ve benzeri ayetleri okuduğu halde emanete hainlik ediyorsa o beter bir zalimdir. ALİ İMRAN 161: “…Kim emanete hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir…” Emanet; sorumluluktur ve ehliyet ve liyakat ister. NİSA 58: “Şüphesiz Allah, emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor…” Emanet ve adalet; toplumun barış ve refah içinde yaşaması için önemli iki esastır. Bu esaslar, insanların günlük işlerinde önemli olduğu kadar, toplumu yönetme işinde de önemlidir. Yöneticilik, bir emanettir. Yönetimin, hak etmeyene ya da görevini kişisel çıkarlarına alet edene veya emaneti nasıl yerine getireceğini bilmeyene verilmesi, zulme, adaletsizliğe ve krizlere sebep olur. MÜMİNUN 8: “Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.” Resulüllah (S.A.S.) bizleri şöyle uyarmaktadır: “Emanete riayeti olmayan kişinin imanı yoktur. Söz verip de sözünü yerine getirmeyen kimsenin de dini yoktur.” (Ahmed) Peygamberimiz “emin” peygamberdir. O’na tabi olan ümmet ise “emin ümmet” olmak zorundadır.
MÜSLÜMAN ÇOK AMMA…
Günümüzde ben Müslüman’ım diyen çok amma “din ve düzen” olarak İslam ortada yok. Tabuları yıkma adına işlenmeyen günah kalmadı. Yeni bir yıla gireceğiz. Dua ile değil, kumar dâhil, akla gelmedik organize günahları işleyerek yen bir yıla gireceğiz. “Piyango” çekilişi için şu ana kadar satılan bilet miktarının 40 milyon adet olduğu söyleniyor. Bu satışlar; muhafazakâr demokrat Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın yüksek himmetleri ile gerçekleştiriliyor. Kumarın haram olduğuna iman ediliyorsa “piyango” kumarı niçin oynatılıyor? Yeni yıla yeni bütçe ile gidiliyor. 2019 yılı bütçesine 117 milyar faiz gideri konmuş, dış güçler mi koymuş acaba? Bildiğimiz kadarıyla ülkeyi 17 yıldır Erdoğan idare ediyor. Faizin haram olduğuna inanılıyor ise, bütçeye 117 milyarlık faiz gideri niçin konulmuştur? Yeni bir yıla yine “materyalist bir eğitim” ile giriyoruz. Materyalizm demek; İslam’ı hayatın her alanından söküp atmak demektir. Hakikaten Müslümanlığa iman ediliyorsa, inkârcılığı, şirki ve ırkçılığı esas alan bu materyalist eğitimde ısrar niye? Yeni bir yıla yine organize israf ve savurganlıkla giriyoruz. İsraf ve savurganlığın haram ve zararlı bir şey olduğuna iman ediliyorsa, niçin Erdoğan ve iktidarı israfa ve savurganlığa karşı ciddi bir önlem almıyor? Yeni bir yıla, yine zulüm vergilerinin ağırlaştırılmış yükü ile giriyoruz. Bütçeye 2019 yılında, gümrük vergilerinden 183 milyar, bordrolular gelir vergisi 165 milyar, KDV 153 milyar, kurumlar vergisi 75 milyar, benzin ÖTV 69 milyar, diğer vergiler 67 milyar, sigorta ÖTV 46 milyar, diğer ÖTV 35 milyar, araba ÖTV 24 milyar, alkol ÖTV 15 milyar, diğer gelir vergisi 10 milyar, kendi işinin sahibi gelir vergisi 8 milyar TL para girecektir. Hakkı üstün tutan adil bir düzende bu vergilerin hiçbirisi olmaz. Tüketim ve gelirden vergi almak zulümdür. NİSA 29: “Ey iman edenler, karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir” ayetine iman ediliyorsa, iktidar yürürlükteki bu zulüm vergilerini adil vergiler haline getirmelidir. Müslümanlık konuşulacak bir şey değil, yaşanacak bir dindir. İslam bir emanettir ve siyaset, İslam’ın emrinde olursa güzeldir.
BİR İNSAN
Müslümanlık, soy, sop ve nesep dini değildir, bilakis ihlâs, samimiyet, sadakat ve takva dinidir. Üstünlük; soy, sop ve nesep ile değil takva iledir. Ölçme ve değerlendirmede kişinin sözüne değil, işine bakılır. Her insan kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar. İSRA 83-84: “İnsana bir nimet (emanet edip) verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır. De ki: Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. O halde kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin en iyi bilendir.” Müminler kardeştirler, kedi nefsi için arzu ettiğini, mümin kardeşi için içinde arzu etmeyen kimse hakikaten iman etmiş sayılmaz. Bu, İslam’da temel bir kuraldır. Erbakan Hocamız: “Hakkın kapısı tektir. Bu kapıyı da sadece Saadet Partisi tutmuştur. Hakka hizmet edeceksen bu kapıya gelmekten başka çare yoktur.” sözünü bilerek ve inanarak söylemiştir. Milli Görüş davasına inanan herkes, bu sözün kıymetini bildiğinden, Erbakan hocamızdan sonra da Saadet Partisi çatısı altında “hakka” hizmet etmeye devam etmektedirler. Hocamızın bütün yakın çalışma arkadaşlarının Saadet Partisi’nde yoluna devam etmeleri, sadakat ve istikametin delili değil midir? Bu insanların tamamına “yoldan çıktılar” demek ne kadar hakkaniyete sığan bir sözdür? Vefa çok kıymetli bir şeydir. Bir insan, ümmete vefalı olursa, üzerinde emeği bulunanlara vefalı olursa kıymetli olur. Vefasızlık çök kötü bir şeydir: Peygamberimiz buyuruyor: “Kıyamet günü Allah, öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve bu falan oğlu falanın vefasızlığıdır, denilir” (Buhari ve Müslim). Ölüm var, sonrasında da hesap var. Selam hidayete tabi olanlara…