Elitist çevreler yine bildiğimiz gibi

Abone Ol

HALKIN değil, dış çevrelerin sesine kulak veren elitist çevrelerin boş durmayacakları, siyaseti karıştırmaya çalışacakları görülüyor. Özellikle de yeni anayasa ve başkanlık sisteminin gündeme gelmesi ile harekete geçeceklerinin işaretlerini vermeye başladılar. Niçin böyle olduğu sorusunun cevabı ise sandıktan 1 Kasım seçimleri ile de istedikleri sonucu alamayanların tüm ümitleri kırılmış olması. Aslında bu çevreler 1950’den beri sandık yoluyla iktidarı elde edemeyeceklerini görüp geliyorlar. Neticede millete kulak verip ne istediğini anlamaya çalışmak ve ona göre kendilerini düzenlemek yerine topluma kızıyor, öfkeleniyor, netice itibariyle topluma hakaret ederek yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Kısacası toplumu aptal yerine koyuyorlar. Bu ise toplumu daha da kızdırıyor. Kısacası elitist çevreler toplumu tepeden inme istedikler kalıba sokma gayretlerinin boşa çıktığını gördükçe bir yandan demokrasi ve özgürlük şarkılarını dillerinden düşürmezken seçimlerde sandıktan istedikleri sonuç çıkmayınca demokrasi dışı yollara başvurmaktan, bir takım çevreleri tahrik ederek millet iradesine el koymaya zorlamaktan geri kalmadılar. Hâlbuki bu ülkedeki siyasi sistemin adı demokrasi ise bunun birinci şartı sandık sonuçlarına sadece sözle değil, fiilen saygı duymaktır. Sonuçlar sizi üzebilir, hatta öfkelendirebilir ama demokrasinin başta gelen mekanizması seçimlerdir.

Peki, bu elitist çevreler iktidarı kıyısından köşesinden ele geçirdiklerinde olsun milleti dinlemeye, anlamaya çalıştılar mı Hatta birazcık olsun millete yaklaşmaya çalışan liderlere tahammül edebildiler mi Hayır milletin değerleri ile mücadele etmeyi demokrasi kılıfı içinde sunmayı marifet, toplumu öz değerlerinden uzaklaştırmakla kendilerini görevli bildiler. Millet ise darbelerin ardından sandık önüne ilk geldiğinde cevabını verdi. Geçmişin değerlendirmesini yapmaktan çok 1 Kasım seçimlerinin ardından bazı çevrelerin neyin peşinde olduklarının ipuçlarını vermeye başlamalarına dikkat çekmeye çalışıyorum.

AK Parti yöneticileri seçim sonuçlarının hemen ardından öncelikli olarak yeni bir anayasa hazırlanması ve başkanlık sisteminin önünün açılması hususunda gayret sarf edeceklerini açıkladılar. Hatta bazı yandaşlar öylesine heyecana kapıldılar ki, seçimin ertesi günü Erdoğan-Davutoğlu arasında bir çatışmanın temellerini atmaya başladılar. Söz gelimi Davutoğlu’nun seçimlere genel başkan girdiği, seçimlerden lider olarak çıktığı gibi yaklaşım sergilediler. Bazı AK Parti yanlısı gazeteciler farklı düşünenlere karşı meydan okurcasına seslerini öylesine yükselttiler ki, sanırsınız yılların biriktirdiği bir intikam duygusunu dışa vuruyorlar. Tüm bunlara karşılık Başbakan Davutoğlu ortaya koyduğu tavır ile bir takım güç sarhoşlarının önünde siper olacağı görüntüsü verdi ama bu iş sanıldığı kadar kolay değil. Ama elitist çevreler ile paralel yapı yanlılarının kapıldığı öfkeye sükûnetle karşılık vermek işlerin daha kolay çözüme kavuşturulmasını sağlayacaktır. Öfke, öfkeyi kabartırsa alınan yüzde 50’lik oy bile ülkeye huzuru getirmeye yetmeyecektir. Çünkü huzurdan rahatsız olanlar boş durmayacaklarını her fırsatta gösteriyorlar. Çözümün bu çevrelerden korkup sinmek olmadığına, ancak Başbakan’ın, “Herkesi kucaklayacağız. Herkesin hukuku güvence altındadır. Husumet, nefret ve şiddet dili kaybedecek” değerlendirmesine sonuna kadar sahip çıkılması gerektiğine dikkat çekmeye çalışıyorum. Aksi halde huzursuzluktan ve şiddetten yana olanların ekmeğine yağ sürülmüş olur. Özellikle de bu çevrelerin yeni anayasa ve başkanlık sistemi konusunda bir bardak suda fırtına koparmak için pusuya yattıklarını görmek için araştırmaya gerek yok. Çünkü şimdiden AK Parti’nin 330 milletvekili çıkartamamış olmasını başkanlık sisteminin önündeki engel olarak göstermeye çalışıyorlar ve muhalefet kanadından gerekli desteğin verilmemesi için çaba sarf edecekleri görülüyor.