Hulefâ-i Râşidîn devrini gören insanlar bu zulümden rahatsız oluyorlardı. Bir çıkış yolu arıyorlardı. Hz. Ali (K.V.) devrinde başşehir yapılan Kûfe şehrinin ahalisi de hemen hemen topluca imzalı mektuplar göndererek, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin muazzez torunu Hz. Hüseyin’i (R.A.) davet ettiler. Onun halife olmasını istediler.
Hz. Hüseyin’in (R.A.) Yezîd’e biat etmeyip Mekke-i Mükerreme’ye gittiğini haber alan Kûfelilerden bilhassa Şebes b. Rib’î ve Süleyman b. Surad gibi bazı ileri gelenler O’nu hilâfete getirmek için kendisine davet mektupları yazdılar. Ayrıca, Ebû Abdullah el-Cedeli başkanlığında bir heyet gönderdiler. Kufeliler bu davetlerini yaparlarken, Yezid’i tanımadıklarını, Hz. Hüseyin’e (R.A.) halife olarak biat etmek istediklerini yazıyorlardı.
Bunun üzerine Hz. Hüseyin (R.A.), durumu yerinde incelemesi için amcasının oğlu Müslim b. Akil’i Kûfe’ye yolladı. 5 Şevval 60, 9 Temmuz 680 tarihinde şehre ulaşan Müslim b. Akil, Muştan b. Avsece’nin evine indi ve Hz. Hüseyin (R.A.) adına biat almaya başladı. İlk aşamada 12-30.000 kişinin biat ettiği ve hatta Müslim’in Kûfe Mescidi’nde açıkça bir konuşma dahi yaptığı rivayet edilmektedir.
Yezid, Müslim’in bu faaliyetini öğrenince Valisi Numân b. Beşîr el-Ensâri’yi görevden alarak yerine Basra Valisi Ubeydullah b. Ziyâd’ı tayin etti ve ondan Müslim’i şehirden çıkarmasını veya öldürmesini istedi. Ubeydullah’ın Hz. Hüseyin (R.A.) taraftarlarını ürküten tedbirler alması üzerine Müslim daha nüfuzlu bir kişi olan Hâni b. Urve el-Murâdî’nin evine yerleşti ve halkı ayaklanmaya çağırdı; hatta Ubeydullah’ın köşkünü kuşattı. Ancak Ubeydullah’ın safında yer alan Kûfe ileri gelenlerinin nasihat ve tehditleri üzerine ayaklanan halk dağılmaya başladı ve geceye doğru Müslim’in yanında sadece otuz kişi kaldı; daha sonra onlar da dağıldı. Bu gelişmeler üzerine geceleyin Kinde kabilesine mensup Tav’a adlı bir kadının evine saklanan Müslim ihbar üzerine yakalanarak öldürüldü. Bu yüzden Kûfelilerden biat aldığını daha önce mektupla haber verdiği Hz. Hüseyin’e (R.A.) onların sözlerinden döndüğünü bildiremedi.
Hz. Hüseyin (R.A.) yeni gelişen olaylardan haberi olmadığı için Kûfe’ye hareket etmeye karar verdi. Her ne kadar Abdullah b. Abbas O’na Kûfelilerin babasıyla ağabeyine yaptıklarını hatırlatıp sözünde durmayan bu insanların davetine uymamasını ve eğer Mekke-i Mükerreme’de kalmak istemiyorsa, Yemen’e gidip orada Müslim’in hâkimiyet kurmasını beklemesinin daha iyi olacağını söylediyse de Hz. Hüseyin (R.A.) kararından dönmedi. Yezîd’in halifeliğini tanımayan Abdullah b. Zübeyr ise Mekke-i Mükerreme’de kalmasını teklif etti ve biat almasına kendisinin de yardımcı olabileceğini bildirdi. Abdullah b. Ömer ve Ömer b. Abdurrahman b. Haris gibi şahıslar da kesinlikle Kûfe’ye gitmemesini istediler. Abdullah b. Abbas (R.A.) ise hiç değilse yalnız gitmesini önerdi.
Bazı Müslümanlar, Hz. Hüseyin’in (R.A.) böyle küçük bir grupla Yezid üzerine gitmesini yadırgadılar ve O’nu tenkit ettiler. O, ise, Kufelilerin kendisine yardım edeceklerini umuyordu. Ne var ki Iraklılar Abdullah b. Abbas’ın (R.A.) da söylediği gibi, pek güvenilir insanlar değillerdi.
Nitekim Hz. Hüseyin’i (R.A.) Irak’a davet eden Kufeliler, Hz. Hüseyin’in (R.A.) amcası oğlu olan Müslim b. Akil’i dahi koruyamamışlardı. Fakat Hz. Hüseyin (R.A.), 8 Zilhicce 60; 9 Eylül 680 tarihinde umresini tamamladıktan sonra ailesi ve bazı taraftarlarıyla birlikte Kûfe’ye hareket etti. Bütün ailesini yanına aldığı için başlarına bir şey gelirse bunun soyunun tükenmesi demek olacağı endişesine kapılan amcasının oğlu Abdullah b. Cafer önce bir mektup yazarak durmasını istedi; sonra da Mekke Valisi Amr b. Saîd b. As el-Eşdak’tan onun adına eman alarak kendisine gönderdi. Ancak Hz. Hüseyin (R.A.), rüyasında Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi gördüğünü ve ister lehine ister aleyhine sonuçlansın başladığı işi tamamlamakla emrolunduğunu söyleyerek geri dönmeyi reddetti. Yolda şair Ferezdak ile karşılaşıp Kûfe’deki durumu sorunca:
- Halkın kalbi seninle, kılıçları Beni Ümeyye iledir; ilâhî takdir ise gökten iner ve ALLAH dilediğini yapar, cevabını aldığı halde:
- Doğru söyledin, ALLAH Teâlâ’nın dediği olur. ALLAH dilediğini işler ve Rabbimiz her gün yeni bir iştedir. Takdir hoşumuza gidecek şekilde olursa nimetlerinden dolayı ALLAH Teâlâ’ya şükrederiz; O şükredenlerin yardımcısıdır. Eğer takdir umulandan başka türlü çıkarsa niyeti hak ve takvası da teneşir tahtası olan kimse elbette taşkınlık göstermez, diyerek yolculuğunu sürdürdü.