Eleştiriden vebadan kaçar gibi kaçıyoruz. Güzelleme yaparsanız bol bol alkış alıyorsunuz, ama tenkit ettiğinizde sizden kötüsü yok. Bu neden böyle? Sıralayalım; Bir; Eleştiriye yapıcı bir eda ile değil yıkıcı bir eda ile başlıyoruz.
İki; Eleştiri dikkat kadar rikkat isteyen bir şeydir. Kusuru işaret ettiğimiz kadar olumlu olan şeyleri de söylemek gerekirken bunda cimri davranıyoruz.
Üç; Teslimiyet kültürü ‘olanı olduğu gibi kabul etme’ anlayışını besleye gelmiştir. Bu yüzden değişmek dönüşmek gibi kabul ediliyor.
Dört; Durumların ve kurumların kutsallığına inandırılmış olduğumuzdan her iki noktaya dokunulmaz yaklaşıyoruz.
Beş; Birinin bize hiç olmadığımız bir nitelikte olduğumuzu söylemesi keyif veriyor. Doğrularla yüzleşmek istemiyor, kendi yanlışımızla koyun koyuna yatmakta bir mahzur görmüyoruz.
Altı; Savunduğumuz fikir, kanaat ve düşünceden emin değiliz.
Yedi; Eleştiri geleneğimiz yok. Ya yerin dibine batırıyor ya da göklere çıkarıyoruz. Ortasını bulmak bizi tatmin etmiyor.
Sekiz; ‘Her doğru her yerde söylenmez’ gibi doğruyu söyleme istasyonları kurmuşuz. Oysa her yerde doğruyu söylemekle mükellefiz. Lakin doğruyu doğruca söylemek icap eder.
Dokuz; Özeleştiri eksikliği karşıdan gelebilecek bir eleştiriye karşı da insanı tedirgin kılmaktadır.
On; Yanlış ile yanlı arasında bir akrabalık olmalı ki yanlıştan yana olanlar eleştiriye mahal kalmayacak şekilde cemaatleşmektedirler.
BİR MESLEK ÇEŞİDİ OLARAK: YALAKALIK!
Yalakalık her dönem kendini yenileyip güncelleyen bir kavram. Kavram diyorum, zira şimdilerde kurumsallaşmaya doğru giden kelimeler arasında yerini almak üzere. ‘Etek öpücülük’ formel anlamda öyle çok rastlanılır bir şey olmasa da, tavır noktasında bu mesleğe yakın duran çok davranış biçimi söyleyebiliriz. Yerlerde sürüklenen eteği öpmek ayağının tozu olmaya erken davranıp herkesten önce aday olup ismini yazdırmaktır. Etek öpenlerin dudakları güç ve kudret sahiplerinin ayak hizasında dolaşır. Etek ayağa ulaşma, ayağına gitme, ayak oyunları müsabakasında rol alma gibi çok işlevsel durumların sembolik şeklidir.
Yalakanın hiçbir doğrusu yoktur, yaptığı dört yanlış kalan tek doğrusunu da alıp götürmüştür bilinmedik yerlere. Kimi efendi bilmişse yalaka onun dini ve mezhebi üzeredir. Yalaka menfaatlerinin efendi kıldığı kişinin sokakta yürüyen organlarından herhangi biri gibidir.
Sadece etek öpmez, aynı zamanda iyi bir çanak yalayıcıdır da. Kendine yar olmayacak durumlar karşısında ortamı ve sükûneti bozacak her şeye çanak tutar. Bununla da yetinmez, gece gündüz temiz görünsün diye kendine efendi kıldığı kişilerin çanaklarını yalar. Diz bükmez, diz çöker yalaka. Yaratıcının karşısında diz büküp diz kırmak bir tür eve dönme sevinci gibidir. Fakat diz çökmekte gerçek bir çöküş vardır. Bir toplumun çöküşü bir insandan zuhur eden bu çöküşle başlar. Yalaka ve çanak yalayıcılık dün çoğunlukla bir karakter zaafiyeti olarak görülürken bugün ilişkileri aynı ayarda tutmanın stratejik ortakları gibi durmaktadırlar.
DİNDARLIK NASIL BİR ŞEYDİR?
Biz hangisiyiz ‘muhafazakâr’, ‘Müslüman’, ‘Mümin’, ‘Mukaddesatçı’, ‘İslamcı’ ya da ‘dindar’?..
Dindar mıyız mesela?
Dindarlık üzerimizde ona atfettiğimiz anlam kadar muhkem duruyor mu?
‘Müslüman’ olmak kapsam alanı daha bir geniş, çevresi çitlerle çevrili bir kimlik olmasına rağmen nedense bu kimlik yerine başka kimlikler aramakta beis görmedik.
Dindarlık din-toplum ilişkisinde sahih bir anlam ifade etmekten uzaktır.
Bu kelimeyi hangi kelimenin önüne getirirseniz o kelimeye kendi eğreti şeklini verir.
“Dindar nesil” dediğimizde önüne ve arkasına bakmadan hâlihazırda var olanı yaşamak noktasında tavizsiz olan bir genç kitle anlaşılmaktadır.
Samimi, sağlam ve bir o kadar da değişip dönüşmez karakterdedir.
Buna rağmen bu kelimenin statik, ağızda kolayca dağılıverecekmiş gibi bir tarafı olduğunu da söylemek lazım.
Dindar nesil yetiştirmek iyi niyetli bir ideal olmakla birlikte insanın bir zirai mahsul gibi yetiştirilmesini akla getirmektedir.
Yol gösterilebilir nesillere, tıkanan güzergâhları açılabilir, soru sorma ve sorgulama yetenekleri geliştirilebilir, şahsiyet inşasında malzeme temin edilebilir ancak.
Dışarıdan bir müdahale ile bedenlere ayar çekebilirsiniz belki, ama kalpleri çekip çeviremezsiniz.