El kaldır, el indir!

Abone Ol

Türkiye’de ticaretin, kültürün, sporun, bilakis hayatın merkezi İstanbul ise, siyasetin merkezi de Ankara’dır. Ankara’nın merkezi de elbette ki Meclis’tir. 4 yılda bir seçilen milletin “vekillerinin”, “hizmet etme” gayesiyle bulundukları, mesai yaptıkları, popüler tabirle “milli irade”nin merkez üssü yani…

Milletvekili dediğimiz insanlar, kağıt üzerinde bir gayeyle gelirler Meclis’e. Nedir o gaye, amaç, hedef? Kendilerini seçen, temsil ettikleri insanların, yani halkın meselelerini, sıkıntılarını, taleplerini siyaset marifetiyle konuşmak, tartışmak ve çözüme kavuşturmak… Vekil dediğimiz kimseler, siyasi kimliğini kullanarak nüfuz sağlamak, akrabaya, eş dost çevresine, hemşerisine torpil yapmak, “hamili kart yakinimdir” kıyakları çekmek, “adamına göre iş ayarlamak” vs gibi maksatlar için değil, kısaca formüle edilecek olursa “halka hizmet” düsturuyla çalışmak için seçilmekte ve Meclis’te görev yapmaktadırlar. Yani, beklenen budur.

Milletvekilliği bir meslek olmadığı gibi geçici bir vazifedir ve birilerinin bahşettiği bir lütuf değil, halkın iradesinin bir neticesidir sadece. Dolayısıyla o koltuklarda oturan kimselerin halka tepeden bakma aculluğuna düşmemesi kadar birilerine de minnet hissiyle “kapıkulluğu” etmeleri de normal değildir. Milletvekilliği denen vazifenin ruhuna aykırıdır.

O makamı işgal etmeye talip olanlar ve bu vazifeye hak kazananların da “el indirip kaldırma memurluğu” veya “verilen talimata uyan kapıkulları” gibi davranmak haricinde bir irade göstermesi de gerekir. Bu topraklarda, vekil seçilip de TV’de futbol yorumculuğu yapan ama Meclis çalışmalarına hiçbir katkı sağlamayan vekiller de gördük yakın zamanda. Bugün de “kurşun asker” psikolojisiyle sadece el indirip kaldıran kimseler varsa eğer, vay halimize demek gerekir herhalde.

Meclis’in önemi azalıyor mu artıyor mu tartışması var mesela. Önceden bütçe görüşmelerinde insanlar pürdikkat kesilip bu görüşmeleri izlerlerdi. Bugün artık siyasetin teksesliliğe hapsolması ve bir yerde de tıkanması nedeniyle insanlar da seçimden seçimlere oy atmak dışında ilgi göstermez durumdalar. Bir nevi siyasetten umudunu kesmek hali gibi bir şey bu.

Bunun nedenlerinden birisi, çoğunluğu sağlayan iktidar partisi içerisinden hiçbir farklı görüşün, sesin, düşüncenin yükselmemesi olabilir mesela. Daha doğrusu, siyasette farklı görüşlerin seslerini duyurma imkanının giderek daralması, seslerinin neredeyse kısılması da denebilir. Medyanın büyük bir kısmının tekmerkezli hale gelmesi ve bunun neticesinde de hep aynı şeylerin tekrarlanıp en ufak bir farklı görüşe, eleştiriye, tenkide bile hayat hakkı tanınmaması söz konusu olmaktadır.

İktidar partisinden herhangi biri için bile 5-10 tane kanal canlı yayına geçerken, Meclis’te temsil edilen ve farklı ses veren partilerin bilhassa “görülmemesi” gibi bir durumu yaşıyoruz. Bu tekseslilik öyle bir hal alıyor ki, artık Meclis’te bile konuşturmamak, sesini kısmak yönünde bir tavrı bile görebiliyoruz. Saadet Partili İslam’ın eleştirileri, bile isteye bağlamından koparılıyor ve muhalif bir ses omurgasız medya marifetiyle boğulmaya çalışılıyor. Ne de olsa, bu omurgasız medya algı ve propaganda bombardımanına başladığında her söyleneni doğru addeden yığınlar var.

Medyanın yanına birkaç ne idüğü belirsiz STK, birkaç emireri siyasetçinin ifadeleri de eklenerek bir şipşak mahkeme kurmak ve yargısız infaz etmek de kolay artık. Vekil dediğimiz kimseler, haklı soru ve eleştirilerini bile dillendiremeyecekse bu ülkeyi kapatalım gidelim o halde.

Sayıştay raporlarındaki aleni yolsuzlukların bile konuşulmadığı bu ülkede, “neden darbenin siyasi ayağı araştırılmıyor?” sorusu da arada kaynayıp gidecektir tabi..