El Halil Kapısı

Abone Ol

Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın kapılarından bahsetmiş ve Kudüs’ün kapılarında boğulmaya terk edildiğini ve ümmetin de bu yüzden nefessiz kaldığını yazmıştım, bir önceki yazımda…

Şimdi o kapılara biraz daha yakından bakalım…

Megâribe Kapısı: Kadim Kudüs’ün güney tarafında bulunan kapıdır… Mescid-i Aksâ’nın da aynı ismi taşıyan bir kapısı vardır... Tarihi Megâribe Mahallesi ile Mescid-i Aksâ’nın Megâribe Kapısı’na açılır… Megaribe Mahallesi ne yazık ki Yahudiler tarafından asli dokusundan tamamen soyutlandırıldı ve Müslümanlar yüzyıllardır yaşadıkları evlerinden sürüldü… Müslüman evlerinin yerine Yahudi evleri yapıldı ve mahalle Yahudi mahallesine dönüştürüldü… Haliyle Megâribe Kapısı da tamamen Yahudilerin kullandığı bir kapı haline geldi…

Davut Kapısı: Hz. Davut’un kabrinin bulunduğu külliyeden -ne yazık ki bu külliyeden geriye sadece Müslümanlara ait mezarlar kalmıştır… Hz. Davut’un kabri sinagoga çevrilmiş durumda… Kânuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı cami müze olarak kullanılıyor… Caminin kitabesi ise hâlâ duruyor… Geri kalan binaların tamamı çeşitli etkinliklerin yapıldığı yapılara dönüştürüldü… Ve bir oda da “Dünya Barış Merkezi” olarak isimlendirildi… İslam’a ait bütün izleri sil, sonra da adına barış merkezi de, işte Yahudi kafası böyle bir şey- kadim Kudüs’e açılan kapı… Kapının ardı Ermeni Mahallesi… Ermeni Mahallesi’nden geçerken kafanızı nereye çevirseniz Anadolu’yu Ermenistan olarak gösteren haritalar görürsünüz…

El Halil Kapısı: Kudüs’ün bütün kapıları Müslümanlara açıktı; ancak sadece El Halil Kapısı Müslümanlarla birlikte yabancılara da açıktı… Yabancılar sadece bu kapıdan kadim şehre girebiliyorlardı… Yabancılardan kastım Hıristiyanlardır; zira Yahudilerin Kudüs’te iskânına hiçbir şekilde izin verilmiyordu… Kânuni Sultan Süleyman şehrin surlarını yeniden inşa ettirirken açılan kapılardan biri olan El Halil Kapısı’na farklı bir anlam yüklemiş… Kapıdan girer girmez hemen karşı duvara, “La ilahe illallah İbrahim Halilullah” yazdırmış… Müthiş bir mesaj…

Ancak Sultan Süleyman’ın bu ince mesajı bile ne yazık ki Müslüman kimliği taşıyan birçokları tarafından hiç de İslami bir perspektif ile sunulmuyor… Neymiş, Kudüs üç dinin de kutsalıymış, Hz. İbrahim üç dinin de atasıymış, Kudüs’ün kardeşlik şehri olduğunu vurgulamak için Sultan Süleyman böyle bir güzellik yapmış!..

Hakikatin Müslümanlar eliyle örtülmesinden başka bir şey değildir bu anlatım…

En başta bu va’z “İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan idi” ayetini inkârdır… Ayet, Hz İbrahim’in Yahudi ya da Hıristiyan olmadığını söyleyecek ve fakat sen kalkıp tam aksini iddia ederek “üç dinin de…” şeklinde başlayan cümleler kasacaksın, kul sormazsa Allah sorar ve O’nun halili olan Hz. İbrahim sorar…

Peki; Sultan Süleyman niye kapıya “La ilahe illallah İbrahim Halilullah” yazdırdı… Cevabı gayet açık… Sultan Süleyman bu mesajıyla, sadece El Halil Kapısı’ndan kadim şehre girebilen Hıristiyanlara açıkça diyor ki; Allah tektir ve İbrahim de O’nun dostudur, sizin Allah’a ortak koşmanız ve Hz. İbrahim’e Hıristiyan demenizin bir geçerliliği yoktur… Yani o mesajla Hıristiyanlara vahdet hatırlatılıyor…

Cedit Kapısı: Sultan Abdülhamit tarafından açılmıştır…

Şam (Amud) Kapısı: Şehrin en görkemli ve bugün olayların en çok yaşandığı kapıdır…

Sahire Kapısı: Özellikle Kudüs’ü ziyaret eden kafilelerin Mescid-i Aksa’ya gitmek için en çok tercih ettikleri kapı…

Esbat Kapısı: Kapının girişinde bulunan dört adet aslan figüründen dolayı Aslanlı Kapı olarak da anılan bu kapı Müslüman mezarlıklarına da açılan kapıdır…