"El-Diayo" Gizli Dünya Devletinin Son Numarası...

Abone Ol

Güç merkezinin Batıdan bir kez daha Doğuya doğru kaymaya başladığı bir dönemde, ABDnin bu süreci baltalamaya yönelik olarak başlattığı bir takım diplomatik-askeri operasyonlar, Asya-Pasifik bölgesinde de yeni Ortadoğuların ve Doğu Akdenizlerin oluşumunu gündeme getirmeye başlamış durumda.

Burma (Myammar)da "Arakan olayları" ile başlayıp Doğu Çin Denizindeki beş ada ve üç kaya parçasından oluşan "Diaoyu Adaları"nın hâkimiyeti konusunda iki büyük güç Çin ve Japonya arasında bir anda patlak veren kriz, bundan sonraki süreçte söz konusu bölgenin, ağırlıklı olarak da Uzak ve Güney Asyanın bu türden gerilimlere daha sık gebe kalacağının güçlü sinyallerini veriyor. Çünkü operasyonun hedef ülkesi Çin.

Derin uykusundan uyanan ve tarihsel kodlarına hızlı bir şekilde dönüş gerçekleştiren "Ejderha"nın önlenemeyen bu kontrollü-planlı yükselişi, açıkçası "Amerikan Deniz Kartalı"nı ve daha arka planda "Gizli Dünya Devleti"ni ciddi manada rahatsız etmekte.

Rahatsızlığın temelinde ise, bu yeni gücün Batılı değerleri çok iyi özümsemiş olması ve kendi özgün sentezini yaratarak Batı ile rekabet eder duruma gelmesi yatıyor. Bir diğer ifadeyle Batı, kendi elleriyle yarattığı ya da yeniden şekillendirdiği devin şimdilerde içlerine düştüğü duruma "sırıtmasına" ve oyun kuruculuğuna çok fazla tahammül edemiyor.

Bunun son iki örneği Merkel ile ABDli üst düzey bazı yetkililerin Çin ziyaretlerinde kendisini gösterdi. Daha yüz yıl öncesinde bu ülkeyi işgal eden ve silah zoruyla "Açık Kapı Politikası"na imza attıran ülkeler, bugün ekonomik kriz karşısında Çine kapılarını kendileri gönüllü bir şekilde açıyorlar...

Afganistan ve Irakı işgal eden, bölgede köprübaşları oluşturan ABDnin; Aden Körfezinde korsanları gerekçe göstererek NATO ile kontrolü sağlamaya çalışması, Basra Körfezinde güvenlik krizi yaratması ve son olarak Arap Baharının aslında Çinin enerji-transport güvenliğini zafiyete uğratmak istemesinin nedenleri altında da bu yatıyor.

Hiç kuşkusuz bu noktada Çinin dinamik yapısı ve güçlü sermaye yapısı, yorgun ve fakirleşen Batı açısından en büyük dezavantajı oluşturuyor. Özellikle de ABD açısından. Çünkü, ABDnin hataları üzerinden beslenen Ejderha, esnek-yumuşak diplomasisi ile Orta Asyadan Afrikaya hatta ABDnin yakın çevresi Latin Amerikaya kadar geniş bir alanda bir cazibe merkezi olarak ön plana çıkıyor ve meydan okuyor.

Dolayısıyla, Amerikanın etkin bir kuşatma sürecini başlatması kaçınılmaz  görünüyor. Amaç, Çini tahrik etmek, kışkırtmak, yersiz bir tehdit algısı içine sokmak ve böylece Çini aşırı silahlanmaya zorlamak, agresif bir dış politika izlemeye mecbur kılmak ve onun imajına darbe vurmak...

Bir diğer ifadeyle ABD, Soğuk Savaş döneminde SSCBye çektiği numaranın bir benzerini Çin üzerinde deniyor. Onu da, yıpratıcı bir soğuk savaşın içine çekmeye çalışıyor. Bunun için de, Çini (ve SSCByi) kuşatma-çevreleme politikasının ilk somut adımı olan ve Vietnam yenilgisi ile akamete uğrayan SEATOyu tekrar devreye sokması hiç de sürpriz olmayacak gibi. Dolayısıyla SEATO, önümüzdeki süreçte yeni ittifaklar zincirinin önemli bir halkası olarak bölgenin NATOsu şeklinde etkin hale getirilebilir.

Bunun için de bölgede derin krizlere ihtiyaç var. Bu bağlamda, aynen BOPda olduğu üzere, her türlü etnik-inanç bazlı fay hatlarının harekete geçirilmesi başta olmak üzere (son olarak Arakan Müslümanları ile Budistler arasında yaşananlarda olduğu üzere), tarihsel-coğrafi ve sosyo-psikolojik bağlamdaki bir takım husumetlerin-problemlerin tekrar gündeme ge(tiri)lmesi sürpriz değil. Çünkü ABD, önce yarayı kaşıyor, ardından onun kangrene dönüşmesini bekliyor, sonrasında da bir kurtarıcı cerrah gibi meydana çıkıyor.

Açıkçası, tavşana kaç, tazıya tut politikası her zaman işe yarıyor, aynen son dönemde bizim bölgemizde ve hatta ülkemizde olduğu üzere...

Dolayısıyla, Asya-Pasifike kayan yeni kriz dalgasının aşamalı olarak, özellikle de 2014 sonrası yoğunluk kazanacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Bunun bir kaç nedeni var. Birincisi, ABDde başkanlık seçimleri neticelenecek, dolayısıyla mevcut başkanın ve adayın seçim kaygısı kalmayacak, dış politika bir kez daha ön plana çıkacak; ikinci olarak ABDnin Afganistan ve Ortadoğudan çekilme süreçlerini hızlandırması, yerine bu ülkeler-bölge için "vekil güç" bakması ve tam da bu noktada büyük bir tesadüf olarak(!) Arap Baharı sürecinde Türkiye ve bölge üzerinde artan baskı ve terör olaylarının hız kazanması ve son olarak ABDnin Asya-Pasifik bölgesine kuvvet yığmaya başlaması.

Netice itibarıyla, Arakan ve Diayo türü operasyonlar üzerinden esas hedefin Amerikanın bölgedeki konumunu daha da kuvvetlendirmek ve Çini stratejik derinliklerinde, yakın çevresinde etkisizleştirmek olduğu görülüyor.

Gizli Dünya Devletinin hesabı bu, peki diğerlerinin