Ekonominin Seçimi

Abone Ol

Sorumsuz ve sadece seçime odaklı bir siyaset anlayışının neticesi olarak Türk toplumu, tam manasıyla “karpuz gibi” ikiye bölündü, kamplara ayrıldı, görülmemiş şekilde kutuplaştı. Siyaseten “safların sıklaştırılması” olarak adlandırılan bu hal, her nedense fitne olarak değil de siyasi bir hamle olarak değerlendiriliyor ve seçimi kazanmak uğruna da normal karşılanıyor. Bunun neticesi olarak, toplumun fertleri farklı görüş ve ideolojideki “diğerlerini” düşman olarak görüyor, “onları” bırakın sevmemeyi, “onlardan” nefret ediyor ve bunun böyle olması da bazı partilerin “safları sıklaştırma” olarak kabul görebiliyor. Gerçekten de akıl ve mantık dışı bir hal!

Seçimler, erkene de alınsa, zamanında da yapılsa artık en fazla 8-9 aylık bir süre kaldı ve Türk siyasetinin ve basınının klasikleşmiş tabiriyle “seçim sath-ı mailine” girildi girilecek! Zaman azaldıkça “kılıçlar çekilecek” ve “pehlivanlar da çayıra çıkacak” daha..

Türk siyasetinin yazısız kurallarından birisi olan “tencerenin götüremeyeceği iktidar yoktur” tekrar mı edecek, yoksa iktidar kanadı akıl almaz gayri iktisadilikteki ve inanılmaz hızda fakirleştirici ekonomi politikalarına rağmen “koltuğu bırakmayacak” mı? Şu anki manzara, seçim sürecinde en belirleyici karar argümanının “ekonomi” ve “fakirleşme” olduğu yönünde.

Ancak, elindeki devlet mekanizması ve basın/algı/propaganda gücüyle siyasi iktidar, acaba “şapkadan tavşan çıkarabilir mi”?

Objektif olarak bakıldığında, ekonomik dengeler ve mekanizmaların bu denli yıprandığı bir atmosferde, kamuoyuna “başarı” diye satılacak birtakım kısa vadeli kazanımlar, sadece günü kurtarır. Ger çek manada bir ekonomik toparlanma, bu yanlış politika setiyle sağlanamaz. Dolayısıyla, siyasi iktidarın seçimi kazanması, aynı gayri iktisadi politikalarda ısrar edildiği takdirde, ekonomideki yıkımı daha da büyütmeye yarar sadece. Kendileri için en temel güdü olan “koltuğu bırakmama” açısından bir başarı söz konusu olsa bile, orta ve uzun vadede Türk ekonomisinin hayrına olmaz gibi görünüyor.

Siyasi iktidar, bugünkü ekonomik manzaranın vahametini bildiği için elindeki algı/basın gücünü kullanarak sürekli olarak aksi yönde bir propaganda bombardımanı ve siyasi söylem yağmurunu tercih ediyor. İnsanların önümüzdeki kışı nasıl geçireceklerini düşündürmemek/konuşturmamak için “Avrupa kışı nasıl geçireceğini kara kara düşünüyor” acayipliğini dahi ileri sürebiliyorlar. Devletin resmi ajansı, bizimkinin 10’da biri kadar enflasyona sahip ülkelerin enflasyondan kırıldığını, halkın çok tepkili olduğunu haberleştiriyor. Türkiye’deki “olumsuz rekorları” bir türlü göremeyen ajans, dünyada akaryakıt fiyatlarının ne kadar da arttığını, Avrupa ülkelerinde bunun büyük bir infial sebebi olduğunu aktarıyor kamuoyuna.
Ancak, mesela Almanya’da ucuzluk marketinde 600 euroya satılan 22 günlük “her şey dahil” Antalya tatilini söz konusu etmiyorlar. Oradaki basit bir emeklinin ve çalışanın 1 aylık maaşının bir kısmıyla bile çok rahat yapabildiği tatili ve kendi halkının çok büyük bir kısmının bırakın tatili, tatil yörelerinin önünden bile geçemediğini de görmüyor ve göstermiyorlar.

Siyasi iktidar kanadı, seçime doğru giderken ekonomiyi değil de muhalefetin adayını konuşmak/tartılmak istiyor haliyle. Aday açıklansa, mal bulmuş Mağribi edasıyla çullanacaklar ve meseleyi anında şahsileştirecekler, muhtemelen bir “kör döğüşü” kıvamına getirecekler. Ondan sonra da zaten ne ekonomi konuşulur, ne de başka bir şey…

Muhalefet partileri ise muhtemelen seçim tarihinin belli olmasını bekliyorlar. Ondan sonra adayı açıklayacaklar gibi gözüküyor. Seçime doğru hızla gidilen önümüzdeki süreçte biraz daha pragmatik ve aktif olmaları gerekebilir. Mesela, geniş halk kitlelerine yönelik olarak “parlamenter sisteme geçilecek” gibi teknik detaylar yerine, doğrudan vatandaşı ilgilendiren ekonomik vaatler vermeleri daha faydalı olabilir. Kamuoyunun büyük bir kısmı, doğrudan cebini ilgilendiren meselelere dair çözüm önerileri bekliyor çünkü.
ÖTV’nin indirilmesi veya kaldırılması, enflasyonun düşürülmesi, doğru politikalarla istihdamın artırılması vs ve buna benzer birçok konuda açık ve net hedefler belirlenmesi gerekiyor. Şu anda Türkiye’nin ve tabii ki halkın en önemli meselesi ekonomi olduğuna göre, seçimi de ekonomi üzerinden şekillendirmek daha doğru olur gibi gözüküyor.