Ekonomik tablo

Abone Ol

Ne diyordu Orhan Veli, “Bu düzen böyle mi gidecek?/ Pireler filleri yutacak/ Yedi nüfuslu haneye, üç buçuk tayın yetecek”… Herkesin dilinde bir “ekonomik istikrar” teranesi… Neymiş? AKP hükümeti 16 sene içinde ekonomik istikrarı sağlamış, her şey güllük gülistanlık olmuş… Millet de bu istikrarı onaylamış…

Ekonomi rakamlar bilimidir, ama psikolojik boyutunun da atlanmaması gerekir. Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde, iş yapamayan, borçları dolayısıyla hacizlerden kurtulamayan bir esnafın yaptığı protesto, o günkü ekonomik tablonun özetiydi aslında. Esnaf, elindeki yazarkasayı Başbakanlık önünde Ecevit’e fırlatmıştı.

Ekonomi elbette bir rakamlar bilimidir… Rakamlarla oynayabilirsiniz ama, gerçek rakamlar asla yalan söylemez… Türkiye’nin dış borcu 500 milyar dolar… Bu mu ekonomik istikrar?

Deniliyor ki, enflasyon yüzde 10’lara sabitlendi. Piyasaya para sürmezseniz, işçi, memur aylıklarına zam yapmazsanız, yanisi insanların alım gücünde hiçbir değişiklik olmazsa, iş yapmak için esnaf, sanayici, işveren ürünlerinin sürümünü sağlamak için fiyatlarını artırmaz, dolayısıyla ortaya “sanal bir enflasyon düşmesi” çıkar. Buna, bastırılmış enflasyon denir… Bendeniz, gazetemizin ilaveleri dolayısıyla sürekli piyasadayım… Küçük ve orta ölçekli işletmelerden tutun ülkemizin en büyük sanayicileriyle sohbetler yapıyorum… Durumundan memnun olan, işlerinin açık olduğundan bahseden bir Allah’ın kulu yok. Piyasalarda müthiş bir nakit sıkıntısı var. Piyasalardaki para iş hacmini karşılamıyor? Çekler, senetler protesto oluyor… Yabancı bankalar aracılığıyla piyasaya müthiş krediler kullandırılıyor… Piyasalara giren paralar yatırıma dönüşmüyor…

Dolar ve Euro almış başını gitmiş durumda… Altın fiyatları ise uçuşa geçmiş… Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, işletmecilere ve sanayicilere “Dolar üzerinden borçlanmayın” tavsiyesinde bulunuyor.

Peki ithal ikamesiyle, yani dolar üzerinden borçlanarak, ithalat yaparak işlerini döndürmek zorunda olan işletmeler ve sanayiciler ne yapacaklar?

Türkiye’nin ithalata dayalı ekonomisinin canlanması için neler yapılması düşünülüyor?

Bu kurt kapanından küresel sermaye ve işbirlikçilerinin devlete sattıkları para 60 milyar doları aşmış… Yani, para parayı çekiyor… Dolar milyarderlerinin sayısı artıyor… İç borç yükseliyor… Toplumun tabanında rüzgârlar sert eserken, küresel sermayenin cirit attığı tepelerde ise yumuşak rüzgârlar esiyor, para babaları iç borç sarmalından kazandıkları dolarcıkları havaya savuruyor… İşsizlik almış başını gidiyor… Verimli, stratejik, kârlı kuruluşlarımız teker teker elden çıkarılıyor… Bankalarımız yabancı sermayenin eline geçiyor… Sülük gibi milletin kanını emmeye alışmış olanlar, milleti kredi batağına çekebilmek için türlü numaralar yapmaya devam ediyor. Televizyon reklamlarını izliyorsunuz…

Kredi kartına 18 ay taksit… Kuyumcularda bile kredi kartına 36 ay taksitle altın satılabileceğine dair banka düzenlemeleri yapılıyor. Para kazanma kaba iştahlarını tatmin etmek için türlü numaralar çevirenler, geleceğimizi yavaş yavaş ipotek altına alıyorlar. Devlet borçlu, millet borçlu… Borç yiğidin kamçısı olmaktan çıktı, prangası, kelepçesi oldu… 2001 yılında yaşadığımız büyük ekonomik kriz öncesinde de, piyasa aktörleri, küresel sermaye sahipleri, hükümet yalakası ekonomistler “her şeyin yolunda olduğunu, ekonominin taş gibi olduğunu” söylüyorlardı. Bir gecede fukaralaştık… Bir gecede paramız pul oldu. Yüz binlerce esnaf kepenk kapattı… Kazandıkları sözde başarıyla sarhoş olanları, önümüzdeki günlerde çok hazin bir tablo bekliyor. Gerçekler acıdır… Yüksek zirvelerde rüzgârlar hep sert eser… Son bir hatırlatma, “Zirveye çıkarken geçtiğiniz yollara iyi bakın, çünkü inerken aynı yoldan geri döneceksiniz.”