Ekonomik Quasimodo!

Abone Ol

Geçen sene hükümet içinde ekonominin izleyeceği yöne dair iki görüş bulunuyordu. Bir görüş ayrılığı ve çatışmasına dönüşen bu farklılık, ekonomik büyümede frene basılması ve tam tersine gaza basılması olarak ayrılıyordu. Ekonomide “gaz-fren” cephelerinin argümanları da birbiriyle zıtlaşıyordu. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın temsil ettiği fren cephesi, büyüme rakamlarının yüksek cari açığa rağmen artmasının makroekonomik dengeleri alt üst edeceğini söylüyordu. Başbakan Erdoğan’ın da desteklediği ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın temsil ettiği “gaz” cephesi ise 2023 hedefleri (ki bu hedeflerin tutarlılıkları tartışılır) bağlamında Türkiye’nin yüksek büyüme rakamlarına ulaşmasını düşünüyordu. Yüksek cari açık ve bu açığın finansmanı gibi sorunlara rağmen “gaz” cephesi ekonomide frene basılmasına şiddetle karşı çıkıyordu.

Hükümet içindeki ayrılık oldukça derindi, ki bunun yansıması olarak kamuoyuna yansıyan iğneleyiciden suçlayıcıya kadar karşılıklı demeçlere yansıdı bu durum. Aslına bakılırsa, Türkiye’nin bir türlü çözemediği ve her fırsatta engel oluşturan yapılsa sorunları göz önüne alınca, “fren” cephesinin haklılığı da meydandaydı.

Bir türlü çare bulunamayan ve büyüdükçe daha da kabaran cari açık ve onun devamlı surette borçlanmayla finansmanı, Türkiye’nin makroekonomik dengelerini alt üst etmeye namzet durumundadır. Aynı şekilde, tasarruf oranının hayli düşük olması da cari açığı besleyen bir defodur. Buna bir türlü dikiş tutmayan bütçe açığı da eklenince, Türkiye’nin popülist ve sorumsuz bir büyüme stratejisine girişmesi arabanın duvara toslamasını hızlandırmaya yarar sadece.

Geç de olsa tehlikenin farkına varan ekonomi yönetimi, 2013 Orta Vadeli Planı’na bu ihtiyatlı durumu yansıttı. Yansıttı ama enflasyonda işsizliğe kadar havai hedeflerle bezeli olan bu program, çok geçmeden revize edilmek durumunda kaldı. 2014’ün seçim senesi olması hasebiyle olsa gerek, gerçekçi hedefler ve acı tedbirler yerine daha yumuşak olanlarla durum idare edilmeye çalışıldı.

Her ne kadar OVP’de tasarruf üzerinde durulsa da, Türkiye tarihinin en düşük tasarruf oranı gibi bir garabet ve buna bağlı olarak (elbette ki enerji faturasının da katkısıyla) artışa geçen cari açık ekonomideki tehlike çanlarını susturamıyor. İhracatın az da olsa azalması ve ithalatın artması, dış ticaret dengesini kötüleştirirken, cari açığı da besliyor. Dünya genelinde gezinen bol ve ucuz sermayenin de azalacak olması ihtimali, açıkların kapatılmasını da zorlaştıracak.

Ekonomide geçen seneden beri gözlenen ve vatandaşa hissettirilmeme çalışılan kötüleşmeyi fark eden hükümet, ortalığı velveleye vermeden tedbir almaya uğraşıyor. 11 yıldan beri borçlanarak ve tüketerek sağlanan sağlıksız büyümeden vazgeçmiyorlar, sadece bazı mevzi tedbirlerle durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Kredi artış hızındaki kontrol dışı ilerlemeye karşı kredi ve kredi kartlarıyla ilgili kısıtlayıcı önlemler söz konusu ediliyor. Kamunun borcu azaldı propagandasıyla özel sektörünki de dahil olmak üzere toplam borç yükündeki artış (hanehalkının borçlarının korkunç düzeylere gelmesi) gözlerden ırak tutulmaya çalışılıyor ama tüm bu tedbirlerin ona dair olduğu gizlenemiyor.

Dünya genelinde gezinen ve yüksek faiz-tatlı kar fırsatlarını kovalayan sıcak parayla büyüyen, izlenen stratejiyle paradan para kazananları (başta bankalar) ihya eden iktidar, şimdi kendisine “komplo” kurulduğu söylemiyle çıkış yolu arıyor. Gezi olayları-Faiz lobisi bağlantısına sarılan hükümet, ekonomi biraz bocalayınca yaşanan para çıkışlarını da aynı komplo çerçevesinde açıklıyor. Fakat Fed’in Gezi olaylarından önceki tahvil alımını azaltacağı açıklamasını, ekonomideki sallantıyla ilintili göstermek istemiyor. Halbuki, ABD’deki faizlerin yükselmesinin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere para akışını keseceği gün gibi meydanda olan bir gerçek.

Velhasıl-ı kelam, bugüne kadar uyguladığı gayet yanlış ve haddinden fazla popülist büyüme politikalarıyla kötü bilançoyu bugüne kadar biriktiren hükümet, şimdi nasıl olur da bu işten en az zararla çıkarım hesapları yapıyor. Borçlanmalarla, sıcak parayla, yetmediğinde özelleştirmeden satışlarla, vatandaşın cebinden alınan insafsız ötesi vergilerle açıkları kapatmaya, defoları gizlemeye çalıştı. Gelinen noktada, sermaye birikimini sağlamak için tasarruf bile edemeyen, devamlı yabancı kaynaklara, borçlanmalara ihtiyaç duyan ve üretmediğini tüketen bir hilkat garibesi var karşımızda. Finansal kurumlara bir şey olmadığı için reel sektörn ve çalışan kesimlerin sıkıntılarının hiçe sayıldığı ekonominin özeti kambur sırtlı Quasimodo kadar yakışıklı ve gelecek vaat ediyor.