Bugün 12 Eylül askeri darbesinin yıldönümü. Türkiye‘nin 30 yılına mal olan darbeden 4 ay sonra imzalanan 24 Ocak ekonomi kararlarıyla Türkiye ekonomisi uluslar arası finans kapitalizmine entegre edildi. 12 Eylül askeri darbesinin bir amacının da 24 Ocak kararlarına giden yolda taş döşemek olduğu artık bilinmeyen bir gerçek değil. Uzmanlar "Darbeyle hesaplaşmak" isteyen sivil iktidarın önce 12 Eylül artığı ekonomi sistemiyle hesaplaşmasının gerektiğinden bahsediyor.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 650 bin kişi insanlık dışı işkencelerden geçirildi. Açılan 200 bini aşkın davada yedi bin kişi için ölüm cezası istendi. 517 kişi idam cezası aldı 50‘si idam edildi. Binlerce kişi ülkeden kaçmak zorunda bırakıldı. Yıllarca devam eden rejim bir korku rejimine dönüştürüldü. 12 Eylül askeri darbesi, Türkiye‘nin hafızasında onulmaz yaralar açtı. Bu yaralar, kolay kolay kapanacağa benzemiyor.
Zaman içinde 12 Eylül icraatlarına karşı adımlar da atıldı. Kimisi bu adımları "işte ileri demokrasi" olarak nitelendirdi. Kimisi hükümetin niyetini iyi bulmadı. Kimisi "yetmez ama bu belki de ilk adım" diyerek destek verdi. Ama pek kimsenin üzerinde durmadığı bir hususu bugünlerde neredeyse hiç kimse görmüyor. Askeri darbeden sadece 4 ay sonra imzalanan 24 Ocak Ekonomi Kararları‘yla Türkiye ekonomisi global kapitalizme entegre edildi. Türkiye, zaten bağımsız olmayan ekonomisinin bütün iplerini dünya kapitalizminin sahiplerine verdi.
Liberalizme geçtik
Darbeden sonra bir anda parlayan merhum Turgut Özal‘ın mimarlığını yaptığı 24 Ocak kararları Süleyman Demirel‘in başbakan olduğu hükümet döneminde imzalandı. Bu tarih literatüre, "Türkiye‘nin karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçirilmesi" olarak yansıdı. Türkiye, kısmi de olsa bir değişiklikle 12 Eylül Anayasası‘nın etkisinden kurtuldu. Ancak ekonomik sistem tıpkı 12 Eylül sonrası olduğu gibi yoksul üretmeye devam ediyor. Uzmanlar faşist rejimin kurduğu ekonomi sisteminin hala aynı temeller üzerinde olduğunu belirtiyor.
24 OCAK KARARLARI
1- Yüzde 32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına gidildi.
2- Devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alındı. KİT‘lerdeki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırıldı.
3- Gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırıldı.
4- Dış ticaret serbestleştirildi, yabancı sermaye yatırımları teşvik edildi, kar transferlerine kolaylık sağlandı.
5- Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri desteklendi..
6- İthalat kademeli olarak libere edildi, ihracat; vergi iadesi, düşük faizli kredi, imalatçı ihracatçılara ithal girdide gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaşan teşvik sistemi ile teşvik edildi.
Dönemin başbakanı Süleyman Demirel, 24 Ocak kararlarını düzenlediği basın toplantısıyla şu sözlerle savundu:
Türkiye‘nin bu tedbirleri almaya ihtiyacı var mı yok mu? Yok diyen beri gelsin. Bu tedbirleri almasaydınız başka tedbirleri alsaydınız diyen de beri gelsin. Efendim bu tedbirler en kötü tedbirlerdi. İyilerini söyle. İyilerini madem biliyordun da niçin almadın bu zamana kadar. Yokluklar Türkiye‘si. Her şey felç olmuş Türkiye‘de. Öküzün altında buzağı aramanın manası yoktur. Ekonomide devlet devreden çıkıyormuş. Allah aşkına devlet devrede oldu da ne oldu hep beraber bakalım. Huzurunuza 350 milyar lira zarar getiriyorum. Bu zararı herkes hesaplasın. Bu zararı kim ödeyecek. Nereden öder devlet 350 milyar lira zararı?
İKTİSATÇI YAZAR FİKRET BAŞKAYA:
Türkiye‘ye yeni bir sermaye birikimi dayattılar
1980 yılında sadece Türkiye değil global tarihin bir kırılma yaşadığını belirten iktisatçı yazar Fikret Başkaya, 1900‘lerin başından itibaren bütün dünyada sömürülen sınıfların kazandığı mevzileri geri almak için bir savaş başlatıldığını söyledi. Bunun adına "Neoliberal küreselleşme" dediklerini ifade eden Başkaya, "1970‘lerde krize giren global kapitalizmin bundan bağımsız düşünülemeyeceği" söyledi. Şimdiki krizin de bundan bağımız olmadığını ifade eden Başkaya, "1980‘de politik, sosyal ve kültürel planlarda bir restorasyon başlatıldı. Türkiye‘ye yeni bir sermaye birikimi dayattılar. Durup dururken dayatmaya imkanları olmadığı için 24 Ocak 1980 ekonomi kararları gündeme geldi. 12 Eylül darbesinin amaçları arasında en önemlilerinden biri de buydu" dedi.
"DEVLET TERÖRÜNÜN BİR AYAĞI DA EKONOMİYDİ"
Türkİye‘nin mevcut ekonomi modelinin bu sistem üzerine kurulduğunu hatırlatan Başkaya, 12 Eylül‘le oluşturulan "devlet terör rejimi"nin bir ayağını da bu ekonomik sistem olduğunu belirtti. Ekonominin "dışa açık" olarak nitelendirildiğini ancak halkı büyük bir hızla yoksullaştırdığını vurgulayan Başkaya, "Sistem ülke kaynaklarını satıp göreceli olarak refah oluşturmaktan" ibaret şeklinde konuştu. "12 Eylül‘le hesaplaşma" düşüncesinin sadece ‘laftan ibaret‘ olduğunu öne süren Başkaya, "Bu saldırgan ekonomi modeline dokunmadan darbeyle hesaplaşılmaz. Böyle saldırgan bir ekonomiye dokunmadan gündelik hayatta demokratikleşmenin sağlanabileceğine inanmıyorum" ifadelerini kullandı.
EKONOMİST UĞUR CİVELEK:
"Kendi geleceğimize karar verme hakkı elimizden alındı"
24 Ocak kararlarıyla geleceğimize karar verme hakkımızın elmizden alındığını söyleyen Ekonomist Uğur Civelek, küresel kapitalist sistemin 1970‘lerin başında Türkiye‘yi operasyon bölgesi olarak belirlediğine değinerek, 1968 gençlik hareketi soğuk savaş korkusuyla yapılan bütün anlaşmaların kaldırılmasını istiyordu. Düşünceyi yok etmek için çalışmalar başladı. 12 Mart müdahalesi ile bu çalışma hızlandı ve darbe sonrası 24 Ocak Kararları‘nın imzalanmasının ardından final yapıldı" dedi.
"Söz konusu kararlarla birlikte kendi geleceğimize karar verme hakkı elimizden alınmış oldu" ifadelerini kullanan Civelek, "Türkiye‘de yoksulluk sınırı altında yaşayan insan yoğunluğu bir hayli artış gösterdi. Krizler kronikleşti. Yaşanan bütün krizleri bundan bağımsız göremeyiz" ifadelerini kullandı.
ASKON GENEL BAŞKANI MUSTAFA KOCA:
Türkiye geri bırakıldı
24 Ocak kararlarının serbest ekonomiye geçişin ilk işaretleri olduğunu söyleyen ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca, "Türkiye bazı sektörlerde rekabet edebilir hale geldi. Ama dünya milletleriyle kıyaslandığında Türkiye‘nin son derece geri bırakıldığı gözle görülebiliyor" dedi.
Türkiye‘nin çok verimli topraklar üzerinde kurulduğunu ancak Hollanda gibi tarımda bir süper güç haline gelemediğini belirten Koca, "Almanya ve Japonya ikinci dünya savaşının ardından küllerinden doğdu. Türkiye‘nin kapalı ekonomi o şartlara göre müdahaleye çok açık değildi. 24 Ocak kararlarıyla Türkiye ekonomisinin liberal kapitalist sistemce etki altına alınması kolaylaştırıldı" şeklinde konuştu.