Geçen yıl için açıklanan yıllık bazda yüzde 11’lik enflasyon özellikle yandaş medya kalemşörlerini sevindirik hale soktu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Faiz indikçe enflasyon da düşecek” diyerek ülkenin tek ekonomik gerçeğinin enflasyon olduğu algısını oturtmaya çalışıyor. Oysa enflasyon kadar işsizlik, cari açık, üretmeyen ekonomi gerçeğinin de bir şekilde ele alınması gerekiyor.
Dünya Bankası, bu yıl için Türkiye’nin büyüme rakamını yüzde 3 olarak açıkladı. Bize göre bu rakam çok afaki. Çünkü Türkiye ekonomisinin bu rakamlarda büyüyebilmesi yönünde hiçbir olumlu sinyal yok.
Üretimin olmadığı, yatırımın olmadığı, yeni yatırım alanlarının, fabrikaların kurulmadığı bir ülkenin ekonomisinin doğru yolda olduğunu söylemek mümkün mü? Büyümenin olmadığı bir ekonomide düşen enflasyon, bastırılmış enflasyon anlamına gelmiyor mu? Üretmeyen, sıfır düzeyindeki ekonomi, Türkiye’nin gittikçe kronikleşen işsizlik rakamlarını nasıl çözecek?
“Bana bir ülkenin ekonomi politikalarını verin, o ülkeyi kimin idare ettiği umrumda bile değil” diyor bir stratejist. Her ekonomik paket, “-cek, -cak edebiyatıyla” karşımıza çıkıyor. Şöyle olursa böyle olacak, böyle olursa böyle olacak. 2023’te düze çıkacağız.
Hali pür melalimiz Nasrettin Hoca’nın eşeği için söylediği söze benziyor: “Ölme eşeğim ölme, yaz gelince yeşil yonca yersin”…
Bendeniz gazetemizin hem yazarıyım hem de ilaveler editörüyüm. Gazetemizin reklam servisinin yönlendirdiği büyük ya da küçük çaplı firmalarla, işverenlerle, işadamlarıyla bizatihi gidip röportajlar yapıyorum. Bu sene içinde kendisiyle görüştüğüm işadamlarından hiçbirisinin durumundan memnun olduğunu görmedim. Zira, en temel girdi olan elektriğe, doğalgaza, mazota, benzine ardı ardına yapılan zamlar dolayısıyla üretim maliyetleri tavan yapmış durumda. İşin tuhaf yanı, piyasalar kan ağlarken firmalar, ürettikleri malın üzerine koydukları kardan feragat ederek iş yapmak zorunda olduklarını söylüyorlar. Çünkü piyasanın genel çarklarının dönebilmesi için, ürünlerini bir yıl önceki fiyatlandırmalarla müşterilerine ulaştırıyorlar. Bir başka sorun ise piyasalarda dönen para… Piyasalarda artık nakit dönmüyor. Uzun vadeli çekler, senetler… Neredeyse bir yıl opsiyonlu bu çekler, senetler de zamanı geldiğinde ödenmediğinde firmalar kapılarına kilit vurmak veya küçüldükçe küçülmek zorunda kalıyorlar.
18 yıldır ne yaptı bu hükümet? Örneğin, kârlı, verimli, stratejik kurumlarımızı, fabrikalarımızı “Babalar gibi sattı”… Duble yollar yaptı, köprüler yaptı… Yaptığı köprülere geçiş garantisi verdiği için işletmecilere milyon dolarlık ödemeler, bu köprülerden geçmeyen vatandaşların sırtından yapıldı. Yani, Deli Dumrul misali, “Geçenden beş, geçmeyenden 15 akçe alındı”… Örneğin, işadamlığından daha çok magazin figürü olarak karşımıza çıkan bir inşaat firmasının sahibinin bir projesindeki borçları için Varlık Fonu üzerinden abrakadabra yapıldı.
Örneğin, özelleştirme sürecinde üç otuz paraya yabancılara peşkeş çekilen stratejik kurumumuz Telekom’un içinin boşaltılmasına bilerek ve isteyerek seyirci kalındı. Bu arada, 5,8’lik Silivri depreminde Türk Telekom’un en dandik altyapıya sahip olduğunu da hep birlikte müşahede ettik. Demek ki neymiş? Telekom’un malı deniz… Türkiye ekonomisi tarihinde görmediği bir resesyonla mücadele ediyor… Ekonomik kriz piyasaları hallaç pamuğu gibi atmış durumda. Her şeye zam geliyor, çarşı pazar yanıyor… Ama resmi rakamlara göre enflasyon düşüyor… İnanabiliyor musunuz?