Ekonomik düzenleri İslam’ca okuyabilmek-3

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu söz; siyaset, ahlâk ve iktisat tarihimiz açısından önemli bir esastır. İnsanı yaşatmak; kapitalizm, komünizm ve materyalizmle mümkün olmaz. Batı’nın ve sahip olduğu kuvveti üstün tutan inkârcı ve ırkçı zihniyetin insan tanımı yanlış ve sakattır. Bu anlayışla da insan yaşatılamaz. İnsanı tanımak ve yaşatmak sadece İslam ile mümkündür. Çünkü insanı yaratan Allah’tır ve O, insanı Kur’an’da en güzel şekilde tanıtmıştır. İnsanı yaşatmak için; inancı ve dini korumak, aklı korumak, canı korumak, nesli korumak ve malı korumak, emeği, adaleti ve karşılıklı rızaya dayanan ikili anlaşmaları korumak gerekir. Bunlar; insan hayatının, korunması gereken vazgeçilmez unsurları ve zaruri alanlarıdır. Bu beş alandan biri olan malı korumak; sadece hırsızlığın yasaklanmasından ibaret değildir. Malı korumak; baştan sona ekonomik alanı kapsayan bir kanun ve kurallar bütünlüğü ile malın doğal hukukunu uygulayarak olur. Şuayip Peygamber, malı ve ölçüyü korumaları için Eyke halkına şu tembihte bulunmuştur: Şuara 181-183: “Ölçüyü ve tartıyı tam yapın da eksiltip hak yiyenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların mal ve haklarını düşürmeyin ve yeryüzünü yağmacılıkla fesada vermeyin. İnsanların mallarını eksik teslim etmeyin, değerlerini düşürmeyin, bedellerini eksik ödemeyin, aldatarak, hile yaparak, fırsat kollayarak, gasp ederek insanların haklarını zayi etmeyin. Yeryüzünde, bozgunculuğu, kargaşayı, nankörlüğü, küfrü devam ettirmeyin.” Ayetler dikkatlice okunduğunda görüleceği gibi, malın korunması için ölçü ve tartıda hile yapılmaması ve doğru terazi ile tartılması, haksızlık yapılmaması gibi esaslar emredilmektedir. Ülkemizde yürütülen kapitalist düzen, mal emniyetini yok sayan bir anlayışa sahiptir. Faiz, haksız vergiler ve zamlar yoluyla hileli bir şekilde milletin malı elinden alındığı gibi, yanlış para politikaları yüzünden de alım gücü düşürülerek mal ve emek hırsızlığı yapılmaktadır. Bu, büyük bir zulümdür. Bu düzeni kim yürütürse yürütsün yeryüzünde fesat ve bozgunculuk yapıyor demektir.

MALA TECAVÜZ

İslam’ın Adil Ekonomik Düzen’i dışındaki bütün düzenler, faizle, haksız vergilerle, zamlarla, yanlış para ve kur politikaları ile mala tecavüz etmektedir. Bu düzenler; nefislerini ilah edinmişlerin tabi olduğu düzenlerdir. Elmalılı merhumun dediği gibi onlar; yalnızca Allah'a ibadet edip, batıl ilahlardan ve düzenlerinden kurtulmayı, ticaret ve siyasette hukuk ve ahlâk kurallarına riayet etmeyi, hürriyete engel ya da budalalık sayarlar. Mal güvenliği ile ilgili alınacak tedbirleri, hürriyeti engellemek gibi değerlendirmek, insanın kendisine karşı yapacağı en büyük saygısızlıktır. Çünkü fert ve toplumun malları ve hakları güvence altına alınmadıkça kimse, hakkından emin olamaz. Fakat kuvveti üstün tutan kapitalistler ve işbirlikçileri, insanların mallarını kendi malları imiş gibi kabul ederler, güçlerinin yetebildiği kadar mala tecavüz etmekten ve haksızlık yapmaktan geri kalmazlar. Hakka, hukuka, adalete riayet etmezler, haramdan sakınmazlar. Bir başka açıdan hürriyet ve ticaret adı altında hilekârlık, haklara saygısızlık, terbiyesizlik ve küstahlık ederek İslam’ın Adil Düzen’ine düşmanlık ederler.

Mala karşı tecavüzlerin önlenmesi bir zihniyet meselesidir. Bu konuda doğru zihniyet, Milli Görüş’tür. Saadet Partisi kadroları, bu zihniyeti esas almaktadırlar. Bunun için Adil Düzen’i teklif ve telkin ediyorlar.

SERBEST PİYASA

Serbest piyasa ekonomisi ifadesi Batı damgası taşıyan bir üründür. Batı’nın kavram ve tanımlarıyla, onların ürettiği düşünce ve fikirlerle İslam’ın Adil Ekonomik Düzen’ine ulaşamayız. Yani İslam’ın Adil Ekonomik Düzen’inin serbestliği ile Batı’nın serbest piyasa ekonomisi benzer tarafları olsa bile, aynı şeyler değildir. Batı zihniyeti; fert ile devleti tam yerine oturtamadığı için, onların anlayışına göre halk ile devletin kavgalı olması gerekir. Oysa Adil Ekonomik Düzen’de böyle bir şey düşünülemez. Devlet bir evin tavanı ise, bunun tabanı da halktır. Her medeniyetin ve her düzenin kendisine mahsus terim, tarif ve tasnifleri vardır. Klasik Batıcı iktisatçıların ifade ettikleri serbest piyasa ile Müslüman iktisatçıların dile getirdiği serbest piyasa farklı şeylerdir. Biz Müslümanlar; Batı tarafından fesat ve zulüm için üretilmiş “terimlerin zulmünden” kendimizi korumak zorundayız. Çünkü kapitalist ekonominin terimleri ile Adil Ekonomik Düzen’in terimleri birbirinden farklıdırlar. Bunun en güzel örneği “mal” kelimesidir. İslam hukukunda veya ekonomisinde bir şeyin mal sayılabilmesi için, onun dinen meşru ve aynı zamanda bir ihtiyacı giderebilecek kadar bir güce sahip olması gerekir. Buna göre Müslüman için haram kılınmış olan şarap ve domuz eti, mal sayılmadığı gibi, üç beş buğday tanesi de en küçük bir ihtiyacı gideremediği için mal kabul edilmez. İslam, insanın yaratılışına yerleşmiş ve tabiatın kanunlarıyla birleşmiş olan bir saadet dinidir. Tabiat Allah’ın fiili kanunu, İslam da kavli kanunudur. İslam düzeninin getirdiği kurallarda akıl ile barışmayan, tabiata aykırı olan bir hüküm olmaz. Bunun için insanın yapacağı şey, gerek ilimde ve gerekse dinde kanun koymak değil, Allah’ın kanunlarını arayıp bulmak ve bu kanunları keşfedip ortaya çıkarmaktır. Adil Ekonomik Düzen’de üretim, tüketim, mübadele, tedavül ve vergi esasları arasında bir çelişki olmadığı gibi, ayrıca bu ekonomi ile din, ahlâk ve hukuk arasında da bir uyumsuzluk yoktur. Batı sistemlerinin kelime ve terimleri ile İslam düzeni ifade edilemez. İslam’da serbest piyasa ekonomisi vardır, denildiği zaman bu, Batı zihniyetinin ifade ettiği çerçevede bir serbest piyasa değildir. Batı’nın serbest piyasa anlayışı, kural dışılık üzerine kurulmuştur. Hâlbuki İslam’da ve onun önerdiği ekonomik hayatta kural dışılık yoktur. Selam hidayete tabi olanlara…