Fehmi Koru nun Ekonomide olan ve Ali Bayramoğlu nun Ekonomik kriz kalıcı mı başlıklı yazılarını değerlendirmeye devam ediyorum...
Fehmi Koru: Ülkemizin özellikleri yabancıların ilgisini bütünüyle yitirecekleri gel-geç türünden değil; son yıllarda dışarıdan gelen sermayenin ilgi gösterdiği alanlar kalıcılık niyetini dışa vuruyor zaten. Bugün yaşanan, belli ki, ABD de alınan kararın bir ara kâr maksimizasyonu amacıyla kullanılmasının doğurduğu sarsıntı. Borsa ve para piyasaları bu tür kâr etmelere çok müsait. Bu arada, ekonomide yaşananı siyasî sonuç çıkarma amaçlı istismara yeltenenler de var aramızda; bu yüzden bize benzeyen ekonomilerde zararlı etkisi yüzde 5 ile sınırlı kalmış sarsıntı bizde yüzde 25 i buldu.
Reşat Nuri Erol: Çünkü onlara verilmek istenen zarar sadece yüzde 5 tir. Bize ise şimdilik verilmek istenen zarar yüzde 20-25 ler civarındadır. Türkiye bu ekonomi politikaları ile güya yönetilmeye devam ederse, maalesef bu zararların devamını ekonomik kriz olarak bekleyebiliriz...
Bize göre, başta hükümet olmak üzere, Merkez Bankası ve diğer bütün kurumların yabancı sermaye, döviz, para, kredi, borsa, borçlar ve bütçe açıkları ile ilgili uygulamaları topyekün yanlıştır. Biz bir taraftan bu yanlışlara işaret ederken, diğer taraftan alternatif çözümler üretmeye ve yazmaya devam ediyoruz
FK: İlânihaye dışarıya bakarak, yerli değerlerimizi yabancıların ihtimamına bırakarak, borcu yeni borçlarla ödeyerek, ithalât/ihracat makasının yüklediği câri açığı umursamayarak bir yere varamayız. Ufacık kanat çırpmaların bize yansıyan etkisi teknemizin alabora olması ise, önce teknemizi sağlamlaştırmaya çalıştırmalıyız.
RNE: Fehmi Koru bunları şimdi söyleyebiliyor!..
Oysa biz bunları AKP ilk hükümet kabinesini kurduğu günlerde, bizzat bazı bakanlara söyledik ama, AKP bakanları ve yöneticileri bizi kös kös sadece dinlediler!..
Duamız ve dileğimiz odur ki, eski dostlarını ve Bilderberg toplantısı dönüşü sonrasında hâlâ kendilerini desteklemeye devam ediyorsa, şimdiki destekçilerini de sadece kös kös dinlemekle yetinmezler. Çünkü ülke gemisi batıyor ve malum olduğu üzere hepimiz aynı ülkede yani aynı gemide yaşıyoruz...
FK: Keşke durdurulabilse, ama küreselleşme önüne geçilemeyen bir gidiş... Bizim gibi ülkelerin ekonomileri üzerindeki olumsuz etkilerini kalıcı tedbirlerle asgariye indirmenin yollarını aramalıyız. Bunu da tek başımıza yapmak yerine, başka ülkelerin deneyimlerinden yararlanarak daha iyi başarabiliriz. Hata ise, hatamız da burada işte: Günü kurtarmakla yetinip eski yola devam ediyoruz da, kalıcı tedbirlere başvurma yollarını aramıyoruz.
RNE: Bu gidişat çok kolay durdurulabilir.
Bunu durumu durdurabilmek için Millî Görüşçü Adil Düzencilere kulak vermek gerekir.
Fehmi Koru da bizim kadar bilmektedir ki, bu gidişatı durdurmanın reçeteleri dış ülkelerde ve oralardaki sömürücü kurumlarda değil, Millî Görüşte ve Adil Düzededir
Ama o bunu açıkça ve doğrudan söyleyemiyor da, uzaktan dolanarak hatırlatıyor...
FK: Yapılanlardan bugüne kadar hep tuzu kurular yararlandı, şimdiki sarsıntıdan en çok zarar gören de onlar; kazançlarını korumanın yolunun daha âdil bir paylaşımdan geçtiğini bu vesileyle hatırlayabilirler mi acaba (Yeni Şafak, 24.06.2006)
RNE: Sonunda Fehmi Koru baklayı ağzından çıkarıyor ama yine de doğrudan "Adil Düzen" diyemiyor, yazısının dün alıntıladığım bölümünde "adil bölüşüm" ve bugünkü bölümünde de "adil paylaşım" diyor
Bu kadarcık itiraf da şimdilik olumlu bir gelişmedir.
Ne diyelim; Allah tamamına erdirsin
Ekonomik kriz kalıcı mı
Fehmi Koru nun yazısı ile aynı gün ve bir önceki sayfada yazan Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Ali Bayramoğlu da, tek kelimeyle itiraf diyeceğim çarpıcı ifadeler kullanmış.
Ali Bayramoğlu nun Ekonomik kriz kalıcı mı başlıklı bu yazısından da, hiçbir yorum ekleme gereği duymadan, sadece üç paragraf sunuyorum:
"Türkiye nin dünden kalma "kültürel-siyasi-toplumsal-ekonomik nitelikli ciddi sorunları", örneğin AKP yi iktidar yapan toplumsal çevre-toplumsal merkez gerilimi, her on yılda bir ciddi sarsıntılara yol açan çözümsüz kamu borcu sarmalı yeni biçimler üretiyor. Yeni sorunlarla iç içe girmeye ve zaman zaman farklı biçimlerle yeniden siyasileşmeye başlıyor
Türkiye, ekonomik istikrar özlemiyle, devleti küçültme ve enflasyonu düşürme vaatleriyle son 30 yılını harcadı. Hedeflere ulaşılamadı, umut bağlanan liderler düş kırıklığı yarattı. O gün bu gün ne işsizlik tırmanıştan, ne gelir eşitsizliği artmaktan, ne de borç yükü azmaktan vazgeçti...
Şu ise açık:
Türk ekonomisi ülkeye giren ve çıkan nakit para düzeyine ve akışa bağlı bir kırılganlık içinde seyrediyor... Nitekim uluslararası piyasaların olumlu koşulları bu kırılganlığı bir an için unuttursa da, gerçekler bir süredir yeniden karşımıza dikildi..." (Yeni Şafak, 24.06.2006)
Allah ülkemizin ve milletimizin yâr ve yardımcısı olsun