Ekonomi, insanların eşyada bulunan faydaları bölüşerek tüketip güçlenmeleri ve güçlerini birleştirerek eşyanın faydasını artırmalarıdır.
Güçlerini birleştiren insanlar katkılarına karşılık bir belge alırlar, buna "para" diyoruz.
Üretimde bulunan insanların her birine düşen paya da "ücret" diyoruz.
Buna "üretici hakları" veya "emekçi hakları" denmektedir.
Kişiler elde ettikleri bu para ile mağazalara gidip istedikleri malları alırlar. Malları bölüşürler. Bu bölüşme fiyatlarla yapılır.
Buna da "tüketici hakları" denir.
Tekel oluşmamışsa, ücretler serbest sözleşmelerle belirlenir. Fiyatlar serbest pazarlıkla oluşur. Fiyatlar ve ücretler arz-talep dengesini sağlar.
Çalışanlara ücret veren ve alıcılara mal satan bir aracı sınıfı vardır. Bunlar da bu hizmetlerine karşılık bir pay alırlar.
İşte, bu aracılar üreticiler ile tüketiciler arasında uyguladıkları fiyatlarla gayelerine tam ters işlemler de yapabilmektedirler. Onlar böyle yaparlarsa ücretler gittikçe azalarak insanların satın alma gücü ortadan kalkmakta, böylece "ekonomik krizler" doğmakta, sosyal çalkantı ve patlamalar olmaktadır.
*
Ekonomik dengenin bozulma sebepleri
1) Faizli sistem ücret-fiyat arasındaki dengeyi bozar. Faiz parayı halktan alarak zenginlerin elinde toplar. Halkın elindeki satın alma gücü azaldığından üretilen mallar satılamaz. Mallar satılamayınca üreticiler yeni mal üretemez ve bu durumun sonunda "ekonomik kriz" olur.
2) Gelir vergisi de fiyatla ücret arasındaki dengeyi bozar. Gelir vergisi, verginin tüccar ile devlet arasında bölüşülmesidir. Devlet kendi payına düşen nakdi harcar, ancak kâr eden sermaye kârını biriktirir. Bu uygulama piyasadan parayı çeker, tüketicinin yani halkın elinden satın alma gücü alınmış olur. Halk piyasadan mal alamaz, mal satılamaz, böylece üretici de üretemez olur.
3) Ücret ile fiyat arasındaki dengeyi bozan önemli bir husus da, kârın nakitte artış olarak hesaplanmasıdır. Verginin nakit olarak alınmasıdır. Para piyasada dolanırsa üretim ve tüketim olur. Para piyasadan çekilirse halka ücret ödenemez, mallar da satın alınamaz ve denge bozulur.
4) Gerek özel sektörün, gerekse devletin lüks yatırım yapması, halkın ürettiğini almaması demek olur ki, bu da ücret ile fiyat arasındaki dengeyi bozar. Saydığımız bu şartlarda "ekonomik kriz" kaçınılmazdır.
*
Ücret-fiyat dengesi nasıl sağlanır
1) Tüketiciye "faizsiz ön ödemeli sipariş kredisi" verilmelidir.
2) Üreticiye yani emeğe "faizsiz çalışma kredisi" verilmeli ve işveren borçlandırılmalıdır. Faizsiz ham madde kredisi de verilmelidir.
3) Genel sosyal güvenlik kurulmalıdır. Giderler kamu gelirlerinden yani vergiden karşılanmalıdır. İşverenle çalışan arasına devlet girmemelidir. Fiyatlara müdahale edilmemelidir. Çalış(a)mayanlar da sosyal güvenlikten yararlanmalıdır.
4) Devlet tekeli önlenmelidir. Bunun için faiz yasaklanmalı ve "gelir vergisi"nin yerine "sermaye vergisi" alınmalıdır. Cebrî mâlî icralar kaldırılmalı, borçlular sadece iflasa mahkum edilerek borçlanma ehliyetinden yoksun bırakılmalı; ama malları ellerinden alınmamalıdır.
5) Gümrükler ve kotalar gibi her türlü ekonomik müdahaleler ortadan kalkmalıdır. Türkiye de üretilen malın gümrüksüz olarak Almanya da tüketilmesi sağlanmalıdır. Bunu zorlaştıran gümrük benzeri vergi ve muamelelere son verilmelidir.
Bunlar dışında, "fiyatlara müdahale" üretici ile tüketici arasındaki "fiyat-ücret dengesi"ni ortadan kaldırır. Arz-talep dengesine dayanmayan ucuzlama üretimi durdurur, sonuçta yine tüketici zarar görür.
Yeryüzü bütün insanların ortak malıdır. Üretim, emek ve toprak ile birlikte elde edilir. Çalışamayanların, hattâ çalışmayanların da sosyal güvenliği sağlanmalıdır.
Ekonominin temel kuralı ücret ve fiyatların serbest olmasıdır.
Her türlü müdahaleler üretici ve tüketicilerin aleyhinedir.
Üreticiler ve tüketiciler aracılara karşı örgütlenebilirler Hattâ ısrarla diyoruz ki; örgütlenmeli ve organize olmalıdırlar... Bu örgütlenme de ancak "halk işletmeleri" ile mümkün olabilir.
Yasaklarla ve bürokratik kontrollerle haklar korunamaz. Aksine, iyi-kötü varolan dengeyi ve istikrarı da tamamen bozar. İşte; -her şeyden önce,- asıl bu noktaya işaret ediyoruz, ama