Önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
Ekonomi dedik ama sadece ekonomi değil, hayatımızın geri kalan diğer üç alanı da…
Hayatımızın “dinî-ilmî-iktisadî-idarî/siyasî” dört alanında da sorunlar var…
Sorunların tamamına yıllar öncesinden itibaren “Sosyal Tufan” dedik…
Bu sorunların ‘çare ve çözümlerini’ de yarım yüzyıldır yazıyoruz…
Genel olarak ‘Adil Düzen’, özel olarak ‘Adil Ekonomik Düzen’…
Ama ‘kör-sağır-dilsiz’ olanların ilgisizliği devam ediyor…
Biz her şeye rağmen ‘uyarılarımıza’ devam edelim…
“Ve maaleynaille’l-belagu’l-mubin…”
“Ve bize düşen apaçık tebliğdir…”
(Yasin suresi 17’inci ayet)
Başta “ekonomi” ve yazımızın başlığında da ifade ettiğimiz üzere “ekmek, emekliler, esnaf ve emek” alanlarında “Sosyal Tufan” seviyesindeki sorunlarla birlikte “kör-sağır-dilsiz” olanların da “genel olarak Adil Düzen, özel olarak Adil Ekonomik Düzen çare ve çözümlerine” karşı ilgisizlikleri devam ettikçe, bizim apaçık tebliğlerimiz de devam edecek…
Konu buraya kadar gelmişken “Adil Dünya Düzeni” ile “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” çalışmalarımızdan da söz etmemek olmaz; çünkü bu ikisi de olmadan insanlığın bir bütün olarak “Sosyal Tufan” seviyesinde sürmekte olan sorunları sona eremeyecektir…
“Vahşi kapitalizmin faizci emperyalist sömürü sistemi” bütün dünyadaki hükümranlığını sürdürdüğü yani “Adil Dünya Düzeni” kurulmadığı sürece, maalesef ülkemizdeki ve diğer ülkelerdeki “Sosyal Tufan” seviyesindeki sorunlar sona eremeyecektir…
“Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” çalışmalarımızdan da söz etmişken şu hakikati hatırlatmak boynumuzun borcudur ve o uyarımız da şudur:
Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk kurulduğundan günümüze kadar oluşturulan nice anayasalar bir de -bizim artık yarım yüzyılı aşan akademik vs.- anayasa çalışmalarımız açısından da ele alınıp asıl yapılması gerekenler yapılmadıkça, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daima eksik kalacaktır…
Bu uyarı ve hatırlatmalardan sonra yazı başlığımızdaki konularımıza dönelim…
Daha sonra gördüm, bu başlık altındaki ilk yazıyı yazdığım gün, ulusal bir gazetemiz birinci sayfasında şu manşetle yayımlanmış: “EN BÜYÜK KAYIP EMEKLİ MAAŞINDA…”
Devamında da bu gazetenin ana manşeti ve onunla ilgili makalenin içeriğini de ihtiva edecek şekilde yorum yapan Fehmi Koru’nun “Emeklilere zam bilmecesini çözüyor ve herkesin anlayacağı biçimde anlatıyorum” başlıklı ve 26 Eylül tarihli makalesini okudum…
İlgili kısmı okuyalım: “Fırsat düştüğünde bunları daha önce de yazmıştım, ama galiba pek aldıran olmadı. Dikkate alınmadığı için üzülen bir yazar daha var: Karar’dan İbrahim Kahveci… Onun kızmaya daha fazla hakkı var; var, çünkü yalnız gazetedeki köşesinde yazmakla kalmıyor, ‘ekonomist’ kimliğiyle sıklıkla ekranlara çıkıp yorum da yapıyor. Buna rağmen derdini geniş kitlelere iletemediğinden şikâyetçi. Derdi şu: Halkın özellikle seçimlere giderken bir hayal dünyasına sokularak uyutulduğunun bilgisini tablolar eşliğinde de paylaştığı halde kimsenin oralı olmaması… Anlattıkları gözleri fal taşı gibi açacak önemde. 2009 ile 2023 arasında emekli maaşları erimiş durumda. 2009 yılında ortalama emekli maaşı asgari ücretin yüzde 20’si kadar -%18.20- daha yüksekti. Şimdi ise asgari ücret pek çok emekli için “Keşke bizim maaşımız da o kadar olsa” temennisine sahip. (Bu arada, daha dün açıklanan bir araştırmaya göre, asgari ücret de açlık sınırının 3 bin TL altında.) İbrahim Kahveci şu bilgiyi de paylaşıyor: “2009 yılında GSYH’nın yüzde 6,82’si emeklilere giderken şimdi GSYH’nın yüzde 5,99’u emeklilere veriliyor. / Yine 2009 yılında 9,1 milyon emekli maaş alıyordu ve payları yüzde 6,82 iken şimdi 15,2 milyon emekli maaşı alıyor ama payları 5,99’a düşmüş durumda.” Eski oranlar bugüne taşınarak emeklilerin maaşı belirlenseydi, en düşük maaşın 10 bin TL’nin üzerinde olması gerekecekti.” (Yazının tamamını okumanızı tavsiye ediyorum...)