Ekonomi de kötümser değerlendirmeler

Abone Ol

Hükumet kanadından yapılan açıklamalara bakıldığında Türkiye dünyanın güçlü ekonomileri arasında.Hızla büyüyoruz.Çok güçlü bir ekonomiye sahibiz.Merkez Bankası’nda 125 milyar dolar döviz stokumuz var.Milli Gelir hızla artıyor,fert başına düşen milli gelir 10 bin dolarlara yükseldi.İşsizlik geriliyor hatta,dövizdeki artışı önleyebilmek için bir çırpıda 2.5 milyar doları piyasaya sürebilen bir Merkez Bankası’na sahibiz.Gönül tüm bunların doğru olmasını yada bu güzel tablonun birde arka yüzünün bulunmamasını ister.Hatta,verilen rakamlar çok daha iyileşsin,cari açık son bulsun,fert başına düşen milli gelir 20-25 bin dolara ulaşsın,işsizlik yok denecek noktaya gerilesin,yıllık büyüme hızımız bir zamanlar açıklandığı gibi yüzde 8’ler civarında seyretsin.Ama bu ithalat ile değil,üretim artışı ile sağlansın.IMF’ye olan borcumuzun sıfırlanmış olması Türkiye’nin dış ve iç borç sarmalından kurtulduğu anlamına gelsin.Ne var ki,IMF’ye olan borcumuz sıfırlandı ama,iç ve dış borç sarmalımız AK Parti’nin iktidara geldiği yıllardan çok yukarılarda.

Ekonomiyi herkes kendine göre yorumlayabiliyor. Eldeki rakamlarla bir taraf mükemmel bir tablo çizebilirken, bir başka açıdan bakıldığında çizilen tablonun gösterildiği gibi olmadığı da ortaya çıkıyor.

İki günden beri bazı gazetelerde yer alan haberlerde cari açığın yeniden arttığı belirtilirken bunda şirketlerin temettü dağıtması ve özellikle Türk Telekom’daki yabancı ortağın bu temettüyü ülkesine transfer etmesinin  etkili olduğu belirtiliyor. Yani devletin elindeki kar eden kuruluşların özelleştirme adı altında yabancılara satılmasının bugün gelinen noktadaki etkileri bizim yıllar boyu devletin elindeki kuruluşların özelleştirilme adı altında yabancılaştırılmasına karşı çıkışımızdaki halklığımız ortaya çıkmış oldu.Elbette,Türk Telekom’un yabancı ortağı elde edeceği karı sadece bu yıl için değil,gelecek yıllardada yurt dışına transfer edecek,devletin elinde kalacak olan para yurt dışına gidecek.Bir defaya mahsus döviz gelecek diye bugün içine düştüğümüz durumu o günden göremeyenlerin hiç olmazsa yanlışlarını bugün görebilirlerse belki ekonomiyi yabancılaştırma sevdasından vazgeçerler. Zararın neresinden dönülürse kardır diyebilirler.Hiç sanmıyorum ama bir ümit bizimki.

Bu noktada sözü işin uzmanına bırakmak istiyorum.Finans uzmanı Burhan Karaçam’ın dünkü BUGÜN Gazetesi’nde yer alan değerlendirmelerinde elde ithalat için 1.5 aylık dövizin kaldığını belirterek şu tespitleri yapıyor:

“10 yıllık bol likidite döneminde uygulanan ucuz ithalatla büyüme modeli nedeniyle bugünkü noktaya geldik.

Merkezin elinde 20 milyar dolar kadar serbest kullanıma uygun döviz bulunuyor.Merkez sadece döviz satarak kurdaki yükselişi önleyemez.”

Dış borç stokumuzla ilgili olarak da Karaçam şu değerlendirmeyi .yapıyor:

“Kamu 2002 senesine kadar olan dövizli borçlarını Türk lirasına çevirdi.Onun için 110 milyar dolarda kaldı.

Esas borç yükü özel sektörde.Özel sektör borcu 100 milyardan 240 milyar dolara çıktı.Şu anda dövizli borçların ödenmesinde sorun yok ama borçlar reel sektörün üzerine oturdu.Haziran sonu şirketler kurdan dolaylı önemli zarar ilan edecekler.”

Cari açığın son bulması,hiç olmazsa azaltılması için büyümenin döviz kazandırıcı faaliyetlerden gelmesi gerekirken,ucuz ithalat ile büyüme yolu seçilince bugünkü dar boğaza girildiğini belirten Karaçam şunları söylüyor:

“Cari açık ABD ile Türkiye’de var. Ancak, ABD’nin 14-15 trilyon dolarlık milli geliri mevcut. Biz ise 785 milyar dolaydayız.Kur yükselirse bu 785 milyar dolarlık milli gelir 700’lere bile inebilir.Biz ABD gibi dolar da basamıyoruz .Bu nedenle ABD’nin cari açık vermesi sorun değil.”

Dileriz iktidar gerçekleri görür,yeni ekonomik politikaları uygulamaya koyar.Koyabilirse..Birileri buna izin verirse!..