Ekonomi ayrı bir felaket

Abone Ol

Yüksek Askeri Şura Toplantısı öncesi üyelerle birlikte Anıtkabiri ziyaret sırasında Başbakan Erdoğan Anıtkabir defterine, "Türkiyeyi dünyanın en güçlü 10 ülkesi haline getireceğiz" diye yazmış. Bu isteğe katılmamak ve destek vermemek mümkün değil elbette. Ancak, bunun nasıl sağlanacağına dair iktidarın ciddi bir plan ve projeye sahip olduğunu söylemek de mümkün değil. Sürekli olarak borçlanmayı marifet bilen bir anlayış bu ülkeyi nasıl olacak da dünyanın en güçlü 10 ülkesinden birisi haline getirecek. Güçlü ve lider ülke olmasını istemek ile o noktaya taşımak çok farklıdır. İstemenin, daha doğrusu hayal kurmanın bir sınırı yok, bedeli de yok..

Türkiyenin dünyanın en güçlü 10 ülkesinin içinde yer alması değil, en güçlü ülkesi haline gelmesi bizleri mutlu eder. Bir hedefin gerçekleşmesinin heyecanını yaşarız. Ancak yapılanlar söylenen hedefe varılıp varılamayacağının işaret taşlarını oluşturur.

Bunun için yatırım ve buna bağlı olarak üretimin artırılması gerekir. Her ay ihracat rakamlarının artışı topluma ümit verebilir. Çünkü, ihracattaki artış üretimindeki artışın bir ifadesi olarak algılanabilir. Ama ithalattaki artışımız ihracattaki artışın çok üzerinde seyrediyor ve dış ticaret açığımız giderek büyüyorsa ihracattaki artışı güçlü ülke olma yolunda ilerleme olarak değerlendirebilir miyiz

İthalat ile ihracat arasındaki fark eğer ihracat lehine gelişiyorsa ihracattaki artışın üretim artışından ileri geldiğini söyleyebiliriz. Bir bakıma üretimde artı değer giderek çoğalıyor demektir. Ama ithalatta artış iki iken ihracatta artış bir ise yaptığımız ticaretten bile zarar ettiğimizi söyleyebiliriz. Bir bakıma ithalata bir ayda 18 milyar dolar ödüyor, buna karşılık ihracattan 12 milyar dolar elde ediyorsak dışarıya sürekli olarak borçlanıyoruz demektir. Peki, sürekli iç ve dış borcu artan bir ülkenin dünyanın güçlü ülkeleri arasına girmesi nasıl mümkün olacak

Bu arada eğer ülkemiz giderek güçleniyor ve zenginleşiyorsa bu zenginlik halka niçin yansımıyor İşçimizi, memurumuzu, emeklilerimizi  enflasyona ezdirmiyoruz demekle bu iş gerçekleşmez ki. Siz işçiye, memura, emekliye yüzde 5-10 arasında ücret artışı vereceksiniz ardından da elektirik ve doğalgaza altı ayda yaptığınız zam yüzde 35-40ı buluyorsa nasıl olacak da bu dar gelirliler enflasyona ezdirilmemiş olacak Bu mümkün mü

Peki halkının sefaleti üzerine bir ülke dünyanın en güçlü ülkeleri arasına girebilir mi Girmiş olsa bile böyle bir uygulama insanı olabilir mi Yani ülkenin tüm nimetleri toplumun en fazla yüzde 10u arasında paylaşılacak geriye kalan büyük çoğunluk açlık ve sefalet rakamına mahkum edilecek ondan sonra da ülkemiz gelişiyor, kalkınıyor diye sevinç çığlıkları atılacak, bunun makul bir izahı olabilir mi

En az Başbakan kadar ülkemizin  dünyanın sayılı 10 ülkesi arasında yer almasını isteriz ve buna destek veririz. Zaten bu ülke benim diyen hiç kimse buna karşı da çıkamaz. Ne var ki, küresel güçlerin kontrolüne girmiş bir ülkenin dünyanın sayılı zengin ülkeleri arasına girmesi mümkün olmaz. Çünkü, buna küresel güçler izin vermez. Bu bakımdan önce bu küresel güçlerin tesirinden mümkün olduğunca kurtulmak, milli iç ve dış politikaların geliştirilmesi gerekiyor. Çünkü, küresel güçler öylesine bir hava estiriyorlar ki sanki küreselleşme ile dünyanın tüm gelişmekte olan ülkeleri yeni imkanlara kavuşuyor. Halbuki böyle değil, küreselleşme dünya ekonomisinin küresel sermayenin emrine girmesi demek.. Küreselleşme dünya jandarmalığını üstlenmiş çağdaş kovboy ABD çıkarlarına hizmet edecek dış politikaların uygulanması demek.

Kısacası, küresel güçlerin çıkarları ulasal güçlerin çıkarları aleyhine işliyor. Bir diğer ifade ile ulusal politikalar iptal edilerek yerine küresel güçlerin arzusu istikametinde politikal oluşturulması dayatılıyor. Küresel güçlere direnmeyi göze almadan, milli politikalar tespit edip uygulamaya koymadan, bu uğurda gerekirse millet olarak bedel ödemeyi göze alamadan güçlü ülke haline gelmek, toplumumuzun büyük bir kesimini sefalet ortamından kurtarmak nasıl mümkün olacak