Saadet Partisi‘nde, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmaz‘ın başkanlığında oluşturulan heyet, Somali‘den dönüşünde, kıtlık felaketine ilişkin tespit ve değerlendirmeleri rapor haline getirdi.
Somali raporunda çarpıcı tespitlere yer verildi. Bu tespitlerden bazıları şu şekilde sıralandı: İnsanların ekmek bulamadığı Somali‘de, 14-15 yaşındaki çocukların elinde bile otomatik tüfekler, kaleşnikof silahlar var. Ekmeğin giremediği ülkeye füze de dahil olmak üzere onlarca çeşit silah ve bombanın, kimler tarafından, nasıl ve hangi yollarla sokulduğu mutlaka cevaplanması gereken bir soru.
Son 60 yılın en büyük kıtlık felaketiyle karşı karşıya bulunan Somali‘ye bir heyet gönderen Saadet Partisi, tesbitlerini rapor haline getirdi. Rapor, bayramlaşma sırasında şeker ikramıyla birlikte, diğer parti temsilcilerine de sunuldu. Saadet Partisi tarafından, Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmaz‘ın başkanlığında oluşturulan heyet So´mali‘den döndü ve kıtlık felaketine ilişkin tesbit ve değerlendirmeleri rapor haline getirdi. Çarpıcı tesbitlerin yer aldığı rapor, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan‘a da gönderildi. Raporda çarpıcı tesbitlere yer verildi. Bu tespitlerden bazıları şu şekilde sıralandı:
Ekmek yok ama silah var
İnsanların ekmek bulamadığı Somali‘de, 14-15 yaşındaki çocukların elinde bile otomotik tüfekler, kalaşnikof silahlar var. Ekmeğin giremediği ülkeye füze de dahil olmak üzere onlarca çeşit silah ve bombanın, kimler tarafından, nasıl ve hangi yollarla sokulduğu mutlaka cevaplanması gereken bir soru.
Üç ayda 30 bin çocuk öldü
Okuma yazma oranı yüzde 34. Ölüm yaşı oranı ise 48. 10 milyonluk nüfusa sadece 550 doktor düşüyor. 1990 yılında kişi başına milli gelir 170 dolar seviyelerinde iken bugün resmi bir tespit yapılamasa da, aylık ortalama kazanç miktarı 40 dolar seviyelerinde. Sadece son üç ayda açlık ve yoksulluk nedeniyle ölen çocuk sayısı 30 bin.
Umutları Türkiye‘de
Bölgeyi yeniden istikrara kavuşturabilecek tek ülke Türkiye. Çünkü Beyaz Adamı sevmeyen Somalililer söz konusu Türkiye olunca bütün yüreklerini açıyorlar. Bunda Türkiye‘yi Osmanlı‘nın torunları olarak görmeleri önemli bir etken oluşturuyor.
Yardım dernekleri
Bunun yanı sıra, Kızılay, Diyanet Vakfı, Cansuyu, IHH, Deniz Feneri, Kimse Yok mu gibi bir çok yardım örgütünün bölgede yaptığı olağanüstü çalışmalar da Somalililerin gönlünü fethetmiş durumda. Gerçekten bu yardım derneklerinin ölüm tehlikesini göze alarak yaptıkları fedakarca çalışmalar her türlü takdirin üzerinde. Öte yandan Başbakan Erdoğan‘ın Somali‘ye yaptığı gezide bölgenin istikrara kavuşması noktasında Türkiye‘ye yönelik beklentiyi arttırmış görünüyor.
Önce güvenlik ve istikrar
Türkiye‘nin bundan sonraki öncelikli görevi bölgede istikrar ve güvenliği sağlamak konusunda atılacak adımlara öncülük yapmak olmalıdır. Somali halkının Türkiye sevgisi bunun için uygun ortamı sağlamaktadır.
Türkiye hakem olmalı
İstikrarın sağlanabilmesi için Somali‘deki tüm yerel grupların yöneticileri Türkiye‘nin öncülüğünde bir araya getirilmeli ve aralarındaki ihtilafların giderilmesi konusunda Türkiye hakem rolü üstlenmelidir. Ekonomik, askeri ve siyasi alanda ilişkiler arttırılmalıdır. Somalili öğrenci, polis ve askerlere gerekli eğitim desteği verilmelidir.
İşte Saadet Partisi‘nin hazırladığı raporun tam metni;
SOMALİ RAPORU
31 Ağustos 2011
GİRİŞ
Son yüzyılın en büyük kıtlık felaketlerinden birini yaşayan Somali‘deki insanlık dramını yerinde incelemek üzere Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmaz başkanlığında bir heyet oluşturulmuş ve söz konusu Heyet 25-31 Ağustos tarihleri arasında 5 gün boyunca Somali‘de inceleme ve tesbitlerde bulunmuştur. Ziyaret sırasında Somali Cumhurbaşkanı Sayın Sheikh Şerif Ahmet başta olmak üzere devlet yetkilileri ve bazı önde gelen kanaat önderleriyle görüşülmüş, bunun yanı sıra kıtlığın etkilerini bizzat tesbit edebilmek için hemen bütün mülteci kampları ziyaret edilmiştir. Bu görüşme ve ziyaretlerde gözlemlenen tesbit, değerlendirme ve önerileri içeren bu rapor, katkı yapması temennisiyle Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül‘e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘a, siyasi partilere ve ilgili sivil toplum örgütlerine gönderilmiştir. Gayret bizden Tevfik Allah‘tandır. Arzederiz.
Somali‘nin kısa tarihi ve Kral Necaşi
Somali‘nin dünya Müslümanları açısından özel bir yeri vardır. İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sav)‘in izni ve onayıyla ilk hicret bu bölgeye olmuştur. Mekkeli müşriklerin zulmünden bunalan ilk Müslümanlar, döneminin en güçlü devletlerinden biri olan ve adaletiyle meşhur Kral Necaşi‘nin ülkesine sığınmıştır. İslam Tarihi‘nin en önemli isimlerinden biri olan Kral Necaşi‘nin yaşadığı ve hüküm sürdüğü şehir halen Somali sınırları içinde yer almaktadır. Son nefesinde İslam‘ı kabul ettiğine inanılan Kral Necaşi, Hz. Peygamber‘in ilk gıyabi cenaze namazını kıldırdığı kişi olarak bilinmektedir. Bu tarihi geçmişin etkisi var mıdır bilinmez ancak Somali, bugün Müslüman nüfusun yüzde 100 olduğu tek Afrika ülkesi. Sırasıyla İngiliz, İtalyan ve Fransız sömürgesi olan bölge, yine diğer Afrika ülkelerinin aksine misyoner örgütlerinin giremediği tek ülke. Hemen yanındaki Kenya‘da misyonerler cirit atarken, Somali‘de buna izin verilmiyor. Beyaz adam bu yüzden Somali‘yi sevmiyor. ABD başta olmak üzere, İngiltere, İtalya ve Fransa‘ya göre Somali bu yüzden Radikal İslam‘ın ve İslamcı terörün merkezi olarak addediliyor.
Mevcut durum
Somali son yüzyılın en büyük kuraklık ve açlık felaketini yaşıyor. İç kesimlerde durum daha da vahim. Açlıktan ölmemek için Başkent Mogadişu ve çevre ülkelerdeki kamplara sığınmaya çalışan Somalililer, yer yer 300 kilometreye yakın yolu yürüyerek kat ediyor. Büyük çoğunluğu çocuklardan oluşmak üzere yüzde 30‘u bu yolculuk sırasında hayatını kaybetmiş durumda. Sadece son 3 ayda ölen 5 yaşın altındaki çocuk sayısının 30 bini aşmış olması felaketin boyutunu anlamak için yeterli. Açlık ve susuzluk tehdidi nedeniyle 1 milyona yakın insan mülteci durumunda. Kamplara ulaşabilenler şanslı sayılıyor. Öyle ki ölüm yolu adı verilen bu yolculukta açlık, kolera ve sıtma gibi nedenlerle 5 çocuğunu birden kaybeden aileler var. Kamp kenarları isimsiz mezarlarla dolu.
Aç insanlara terörist uygulaması
Ancak bu drama karşın ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin Somali‘ye yönelik uygulamaları insanlıktan oldukça uzak. Somali‘den havalanan her uçak potansiyel terörist olarak sınıflandırılıyor. Başkent Mogadişu‘dan kalkan istisnasız her uçak Kenya sınırında bulunan ve ABD‘nin kontrolünde olan askeri üsse indiriliyor. Bu paranoyak yaklaşım yüzünden 1.5 saatlik mesafe 5 saate çıkıyor. Bu uygulamaya Somali‘deki incelemelerimiz sırasında bizzat heyetimizde muhatap oldu. Kenya‘ya gitmek üzere bindiğimiz ve içinde yardım örgütlerinin yanı sıra, acilen hastaneye yetişmesi gereken genç bir Somalilinin de bulunduğu uçak Kenya sınırındaki üsse indirildi. Burada hasta olan genç de dahil olmak üzere bütün yolcular eşyalarıyla birlikte uçaktan indirildi. Uçak ve eşyalar ikinci kez didik didik arandıktan sonra uçağın kalkışına izin verildi.
Sömürgecilerin hedefindeki ülke
Asıl niyetin terörizmle mücadele değil bölgeyi kontrol etme kaygısı olduğu açık. Çünkü Hint Okyanusu kıyısında yer alan ve Afrika‘nın en uzun okyanus sahiline sahip olan Somali stratejik özelliği nedeniyle emperyal ülkelerin her zaman mücadele alanı olmuş. Afrika Boynuzu adı verilen bölgede kritik bir konuma sahip olan ülke gerek uluslararası ticaret ve enerji akışı açısından gerekse petrol ve doğalgaz rezervleri açısından başta ABD olmak üzere İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerin iştahını kabartıyor.
Somali ve Osmanlı
Somali 1500‘lü yılların ortalarında Osmanlı hakimiyeti altına girmiş. Somalili kanaat önderlerinin kendi ifadeleriyle, bölgenin iç barış ve huzur açısından en istikrarlı olduğu dönem de Osmanlı hakimiyeti altında geçirdiği 400 yıllık süreç olmuş. Ne varki 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı‘nın bölgedeki güç ve etkinliğini kaybetmesi yerine İngiliz ve Fransız hakimiyetinin geçmesi felaketlerin de başlangıcı olmuş.
Bugün fiilen üçe bölünmüş olan ve tam 21 yıl iç savaşla boğuşan Somali‘deki tabloda, bu emperyal mücadelenin etkisi açıkça kendisini gösteriyor. Bugünde ABD aynı emperyal kaygılarla, terörist damgası vurarak Somali‘yi tam bir kuşatma altında tutuyor. Bu da gerek yer altı gerekse yer üstü zenginlikleri açısından büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen Somali‘nin kalkınmasını engelliyor.
Ekmek yok ama silah var
Bunun en dramatik örneklerinden biri Somali sokaklarındaki tablo. İnsanların ekmek bulamadığı Somali‘de, 14-15 yaşındaki çocukların elinde bile otomotik tüfekler, kalaşnikof silahlar var. Ekmeğin giremediği ülkeye füze de dahil olmak üzere onlarca çeşit silah ve bombanın, kimler tarafından, nasıl ve hangi yollarla sokulduğu mutlaka cevaplanması gereken bir soru.
Devlet otoritesi sıfır
Somali‘deki en büyük sorun güvenlik sorunu. Akşam 17:00‘den sonra sokağa çıkmak imkansız. Hava karardıktan sonra gece boyunca çatışma sesleri eksik olmuyor. Güvenlik, eğitim, altyapı konusunda devlet otoritesi yok. Mevcut Cumhurbaşkanı Sheik Şerif Ahmet, sadece başkent Mogadişu‘nun bir bölümünde hakim. Ülkenin yüzde 80‘lik kısmını Eşşebab isimli İslamcı örgüt kontrol ediyor. ABD bu örgütü El Kaide ile bağlantılı bir terör örgütü olarak tanımlıyor.
Terör bahanesiyle kuşatma altında tutulan Somali‘de doğal olarak herhangi bir gelişme emaresi görmek mümkün değil. Oysa Afrika bölgesinde en çalışkan kesimin Somalililer olduğu belirtiliyor. Diğer ülkelere iltica eden Somalililerin gerek ticarette gerekse iş hayatında oldukça başarılı olduğu diğer Afrika ülkeleri tarafından da ifade ediliyor. Kenya‘nın en başarılı işadamlarının Somalili göçmenler olması bu tesbiti doğruluyor. Ancak Somali‘deki tablo çok farklı. Okuma yazma oranı yüzde 34. Ölüm yaşı oranı ise 48. 10 milyonluk nüfusa sadece 550 doktor düşüyor. 1990 yılında kişi başına milli gelir 170 dolar seviyelerinde iken bugün resmi bir tespit yapılamasa da, aylık ortalama kazanç miktarı 40 dolar seviyelerinde.
Somali nükleer atık bölgesi
Somali‘deki temaslarımız sırasında çok ciddi iddialara tanık olduk. Bunlardan biri de Somali sahillerinin nükleer atık bölgesi olarak kullanıldığı iddiası. Bilindiği gibi nükleer atık ve zararlı kimyasallar bütün devletler için ciddi bir sorun oluşturuyor. Bu yüzden bu tür atıkların imha edilebileceği yerler bulmak mümkün olmuyor, çünkü hiçbir devlet kendi sınırlarında buna izin vermiyor. Somali hariç. 21 yıldır iç savaş yaşayan ve devlet otoritesi bulunmayan Somali bu tür atıklar için uygun bir zemin oluşturuyor. Nitekim Somali temaslarımız sırasında görüştüğümüz Mogadishu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Şeyh Ebubekir‘in bu konudaki sözleri oldukça dikkat çekici. Şeyh Ebubekir; "Yıllardır süren iç savaş nedeniyle Somali‘de devlet otoritesi bulunmuyor. Hiç bir kontrol yok. Devlet otoritesi olmadığı ve iç karışıklık hakim olduğu için, sahil güvenliğini, sınır güvenliğini sağlamak mümkün değil. Bu durum zararlı kimyasal ve nükleer atıkları boşaltma konusunda uygun bir ortam oluşturuyor. Yardım malzemesi bahanesiyle gelen bazı gemilerin kirli atıklarını sahillerimize boşalttığı konusunda ciddi endişelerimiz var" diyor.
Bu açıdan bakıldığında istikrarsızlık ve iç savaş Somali halkı açısından değilse de, uluslararası firmalar ve bölgede hakimiyet kurmak isteyen emperyal ülkeler açısından bir altın fırsat oluşturuyor.
Umutları Türkiye‘de
Bölgeyi yeniden istikrara kavuşturabilecek tek ülke Türkiye. Çünkü Beyaz Adamı sevmeyen Somalililer söz konusu Türkiye olunca bütün yüreklerini açıyorlar. Bunda Türkiye‘yi Osmanlı‘nın torunları olarak görmeleri önemli bir etken oluşturuyor. Nitekim; ülkenin en önemli siyasi gruplarından birini oluşturan Cemaat-i İslami ve Somali Gençlik Platformu yöneticisi Dr. Ali Paşa‘nın bu konudaki değerlendirmesi oldukça dikkat çekici. Somali temaslarımız sırasında heyetimizin bir araya geldiği Dr. Ali‘nin şu sözleri bu sevginin boyutunu özetler nitelikte: "Biz 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde huzur için yaşadık. Yani Osmanlı sizin ecdadınız olduğu kadar bizim de ecdadımız. Türkiye sizin vatanınız olduğu kadar bizim de vatanımız. Bu topraklardaki huzuru yine siz sağlayacaksınız. Ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel açıdan bu imkan sizde var."
Yardım dernekleri
Bunun yanı sıra, Kızılay, Diyanet Vakfı, Cansuyu, IHH, Deniz Feneri, Kimse Yok mu gibi bir çok yardım örgütünün bölgede yaptığı olağanüstü çalışmalarda Somalililerin gönlünü fethetmiş durumda. Gerçekten bu yardım derneklerinin ölüm tehlikesini göze alarak yaptıkları fedakarca çalışmalar her türlü takdirin üzerinde. Öte yandan Başbakan Erdoğan‘ın Somali‘ye yaptığı gezi de bölgenin istikrara kavuşması noktasında Türkiye‘ye yönelik beklentiyi arttırmış görünüyor.
Somali‘deki siyasi gruplar
Bölgenin en etkili grubu Eşşebab. Ülkenin yüzde 80‘ini kontrol ediyor. Merkezi Hükümeti temsil eden Cumhurbaşkanı Sheikh Ahmet ise ancak başkent Mogadişu‘nun bir bölümünde etkili. ABD ve Etiyopya‘nın desteği ile görevinde duruyor. Kendisini Afrika Birliği askerleri koruyor. Bölgenin bir diğer etkili grubu ise İslam Mahkemeleri Birliği. Mevcut Cumhurbaşkanı Ahmet de bu gruptan ayrılma. Eşşebab ve İslam Mahkemeleri Birliği‘nin desteği ile Cumhurbaşkanı olan Ahmet daha sonra ABD‘ye yaklaşmakla eleştiriliyor. Zaten bu üç grup arasındaki en büyük ihtilafı da bu konu oluşturuyor. Eşşebab‘a göre Sheikh Ahmet Cumhurbaşkanı olduktan sonra sözlerini tutmak yerine ABD‘nin güdümüne girdi. Cumhurbaşkanı Ahmet‘e göre ise Eşşebab terörist örgüt. Cumhurbaşkanı yanlılarına göre Eşşebab‘ın en tepedeki gizli yöneticisi ABD‘li bir CIA ajanı. Merkezi Hükümet‘in daha fazla güçlenmesini önlemek isteyen Eşşebab‘ın bayramdan hemen sonra Mogadişu‘yu almak üzere harekete geçeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Mevcut Cumhurbaşkanı‘nın çok fazla iktidarda kalamayacağı kaydediliyor.
Bölgede sessiz ama en dikkat çekici gruplardan birini de Cemaat-i İslami, bir diğer adıyla İhvan-ı Müslimin oluştuyor. Diğer grupların aksine ülkeni tek silahsız yapılanması. Silaha değil eğitime yatırım yapmaları oldukça anlamlı. Somali‘nin en büyük üniversitesi Mogadişu Üniversitesi onların kontrolünde. Daha çok eğitim ve insan yetiştirme üzerine bir program yapıyorlar. Türkiye‘nin Somali‘yi istikrara kavuşturma konusunda en fazla yararlanabileceği grupların başında geliyor.
Sonuç
Bir yandan Batılı ülkelerin bölgesel hesapları, bir yandan iç savaş, bir yandan kuraklıkla birlikte baş gösteren kıtlık Somali‘yi tam bir felaketin eşiğine getirmiş durumda. İnsanlıktan nasibi olan hiç kimse bu felakete duyarsız kalamaz. Hiçbir mazeretin arkasına sığınamaz.
Bu konuda da en büyük görev Türkiye‘ye düşüyor. Türkiye yardım dernekleriyle bölgedeki felakete acil müdahale noktasında elinden geleni yapmıştır. Nitekim felaketin ilk günlerine oranla bugün kamplardaki çocuk ölümleri azalmış ve açlık sıkıntısı kısmen de olsa giderilmiştir. Ancak güvenlik endişesi nedeniyle ulaşılamayan iç kesimlerdeki durum bilinmemektedir.
Önce güvenlik ve istikrar
Türkiye‘nin bundan sonraki öncelikli görevi bölgede istikrar ve güvenliği sağlamak konusunda atılacak adımlara öncülük yapmak olmalıdır. Somali halkının Türkiye sevgisi bunun için uygun ortamı sağlamaktadır.
Türkiye hakem olmalı
İstikrarın sağlanabilmesi için Somali‘deki tüm yerel grupların yöneticileri Türkiye‘nin öncülüğünde bir araya getirilmeli ve aralarındaki ihtilafların giderilmesi konusunda Türkiye hakem rolü üstlenmelidir.
İvedilikle bütün grupların kabul edeceği yeni bir uzlaşma hükümetinin kurulması sağlanmalıdır. Aksi halde bir iç savaş kaçınılmazdır ve böyle bir durum felaketin boyutunu daha da büyütecektir. Yardım faaliyetlerinin daha organize hale getirilmesi sağlanmalıdır. Yardımlar sadece Hükümet‘in kontrolündeki Mogadişu ve komşu ülkelerdeki kamplarla sınırlı kalmaktadır. Yardımların güvenlik endişesiyle ulaşılamayan iç kesimlere de ulaşması mutlaka sağlanmalıdır. Yardımların daha planlı ve daha organize yapılması konusunda TİKA daha aktif hale getirilmeli, bölgedeki çalışmaları koordine etmek üzere bir an önce Türkiye Büyükelçiliği faaliyete geçirilmelidir.
Güvenlik ve istikrar ortamı sağlandıktan sonra balık vermek yerine balık tutmayı öğretecek adımlar atılmalıdır. Ülke bu konuda her türlü zenginlik ve potansiyele sahiptir. 3 bin km‘lik sahili bulunan bir ülkede sadece balıkçılık sektörü bile yeterli finansmanın ortaya çıkmasını sağlayabilir. Ekonomik, askeri ve siyasi alanda ilişkiler arttırılmalıdır. Somalili öğrenci, polis ve askerlere gerekli eğitim desteği verilmelidir.
Somali bu adımları Türkiye‘den beklemektedir. Türkiye siyasi değil ama insani kaygılarla bu beklentiye karşılık vermek zorundadır. Tarihimiz, inancımız ve vicdanımız bunu zorunlu kılmaktadır.
Saygı ile arzederiz.