Ekmeği ve sevgiyi bölüşürdük

Abone Ol

Eskiden rüyalarımızda ağaçları görürdük. Ağaçların

dallarına uzanır, ellerimizle toplardık meyveleri. Küçük su arklarında yıkardık

ayaklarımızı, suyu kaynağından içer, toprağı avuçlarımızla alır ve koklardık. Oyunu

evlerimizin önüne kurar, hayvanların dilini çözerdik. Yumurtayı tavuğun

altından alır, elmayı ağacın dalından koparırdık. O zamanlar saksılarda

yetişmezdi domatesler, limon ağaçları apartmanın balkonlarında küsmezdi hayata.

Ağaçlar güneşle ve sevgiyle buluşurdu.

O zamanlar kendimiz üretirdik oyuncaklarımızı. Mühendis

değildik, ağaç dallarından araçlar yapar, kendimizce hareket ettirirdik.

Zanaatkâr değildik fakat bebeklerimizi kendi imkânlarımızla üretir ve

oyunlarımıza canlılık katardık. Paylaşmayı bilirdik. Bir parça ekmeği on çocuk

birden yerdik. Bir parça ekmekle on kişi nasıl doyar Ama biz doyardık.

Birbirimize güvenirdik, arkadaşımızı kardeşimiz bilir ve severdik. Paylaşmak

mutluluk verirdi.

Bir bardaktan on çocuk çay içerdik,

Bir bisiklete on kişi nöbetleşerek binerdik.

Bir elbiseyi üç kız kardeş giyerdik

Küçülen ayakkabılar diğer kardeşin sayılırdı

Bir simidi beşe bölerdik

Bir arkadaşımız ağladığında her şeyden vazgeçer, onun

yanında yer alırdık

Sevmeyi böyle öğretmişti bize annelerimiz

Sevgi katlanmak diyorlardı. O yüzden bizim gibi

düşünmeyen bizim gibi yaşamayan arkadaşlarımızla bile aynı ortamda barış içinde

yaşardık. Toprağa bağdaş kurar ve sohbet yapardık.

Bir keresinde evin bahçesinde ağayı kırılmış bir kedi

yavrusu bulmuştuk. Onun için yuva yapıp iyileşinceye kadar bakmıştık. Biz

insanlığın şefkat olduğunu öğrenmiştik. O yüzden bizim mahallede yalnızlık diye

bir şey yoktu.