Eken Biçer

Abone Ol

Son zamanlardaki değerlendirmeleri biliyorsunuz. Gençlerin dünyaya, hayata müdahale etmeyen tanrı inancı olan deizm’e kaydığına dair yorumlar yapılıyor. Hatta bunun kaynağının dini eğitim veren kurumlar olduğuna dair sert ifadeler kullanılıyor. Eksikliklerin olduğu konusunda hemfikirim. Ancak bu yaklaşımın tedavi edici olduğunu düşünmüyorum. Bu ifadeler toptancı bir bakış içeriyor.

Bendeniz bugün konuyu ilahiyat boyutundan ziyade eğitim sistemi açısından değerlendirmek istiyorum.

Bilinen bir gerçek var; 18-25 yaş arası gençlerin birçoğu mevcut hükümet dışında bir iktidarı hatırlamıyor. Bu aslında çok önemli bir avantajdır. İktidar bu avantajı sadece 18 yaşındaki gençlere seçilme hakkı vererek taçlandıracağını(!) düşündü. Bundan önce yaptığı gibi algılar üzerine oynadı. Popülist bir politikayla gençleri teslim almayı hedefledi. Oysa sorunun çok daha derinlerde olduğunu anlamak istemedi veya kolaycı davandı.

Herkesin ittifak ettiği bir nokta şu ki; gençler bugün öncelikle geleceğe daha güvenle bakmak istiyor. Genç işsizlerin sayısı her zaman normal işsizlik oranının en az iki katı fazla çıkıyor. Felaket tellallığı asla yapılmamalı ancak her şeyi güllük gülistanlık göstererek gençlerin enerjisinin atıl halde kendi kaderine bırakılmasına da rıza gösterilmemelidir. Bu yanlış tutum ülkemizin geleceğini tehlikeye atmak demektir.

Sayın Başbakan geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Türkiye’nin Yunanistan’dan sonra gençlerin yüksek öğretime ulaşmada dünyada ikinci sırada olduğunu söyledi. Yakında 10 yeni üniversitenin daha açılacağını ifade etti. Ancak aynı Sayın Başbakan üniversitede verilen eğitimin kalitesini konuşmadı. Madem bu kadar üniversite var, dünya sıralamasında ön sıralarda neden hiçbir üniversitemiz yok sorusunun cevabını vermedi. Diplomalı işsizler ordusunun ne denli toplumsal yaralar açtığına dair sosyolojik değerlendirmeler yapmadı. Yuva kuramayan mezun gençlerin hangi bunalımlara sürüklendiği ile ilgili bilgileri bizlerle paylaşmadı. Atanamayan öğretmenleri hangi koşulların intihara sürüklediğini ortaya koymadı. Bir ülkede öğretmen ihtiyacından çok daha fazla gencin neden öğretmen yapıldığının gerekçesini anlatmadı.

Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım. Siyasi kimliklerimizi bir anlığına kenara bırakalım. Zihni doğru işlerle meşgul olmayan gençlerin deizme, ateizme kayması çok acı olsa da gelinen sürecin doğal sonucu değil mi?

Bugün 6. Milli Eğitim Bakanı’yla yola devam eden iktidar bina yaptık, derslik sayısını artırdık, okul binalarının girişindeki tabelalarda artık imam hatip yazıyor diyerek daha ne yapacaktık demeye getiriyor. Sistemin olmadığı yerde bina ne işe yarar? Planlamanın olmadığı durumda eğitim sistemi doldur boşalta dönmez mi? Bazen büyüklerimizin hatıralarını dinliyoruz. Barakalarda okuduk gibi ifadelerine şahit oluyoruz. O şartlarda eğitimlerini tamamlayanlar bugün ülkenin yükünü çekiyor. Ancak lüks binalarda eğitim verdiğimiz çocuklarımız ellerimizden kayıyor. Şöyle de bir haksızlık yapmak istemem.

Tabi ki iktidarların tamamen müdahale edemeyeceği dönemsel gelişmelerin tetiklediği olumsuzluklar da var. Ancak bu nevi dışsal sorunların yanına bir de sistemsizlik eklenince olumsuzlukların acısını katmerli bir şekilde yaşamış olmuyor muyuz?

Bugün tartışmanın odağında olanlar gençler ama Türkiye muhafazakârlarının en önemli sorunu dünyevileşmedir.

Ahiret inancını mitolojik, efsanevi bir anlayışa indirgemedir.

Köşe dönmeci anlayışa teslim oluştur.

Kul hakkı gerçeğinin içinin boşaltılmasıdır.

Hâl böyleyken gençlerin bu atmosferden etkilenmemesi mümkün mü?

Daha önce bir yazımızda ifade etmiştik. Yakup Kadri Yaban adlı romanında Anadolu insanına burun kıvırarak bakanlara, “Ne verdiniz de neyi istiyorsunuz? Ortada bir sorun varsa bu sizin kendi eserinizdir” mealinde ifadeler kullanır.

Gençler de aynıdır. Onlara ne verirseniz onu alırsınız. “Ne ekersen onu biçersin” atasözümüz bugünlere boşuna taşınmamıştır.