Ehl-i Sünnet Âlimleri Birliği

Abone Ol

Heyecanla beklenen büyük buluşma gerçekleşti. Hafta sonu İstanbul’da ‘Ehl-i Sünnet Âlimler Birliği (ESAB)’ toplantısı yapıldı.

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden çok sayıda âlimin iştirak ettiği toplantıda şark ulemasının ağırlığı hissedildi.

Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Muhterem Lütfi Doğan, Fatih dersiamlarından Emin Saraç, İsmail ağa Cemaatinden Hasan Kılıç ve şark medreselerinden Salih Ekinci Hoca Efendilerin öncülüğünde kurulan cemiyette, muhterem hoca efendileri bir arada görmek müthiş haz vericiydi. Katılımcı yabancılar da işin zenginliği oldu.

Aynı gün ve aynı anda bir başka mekânda alternatif âlimler birliği toplantısının yapılmasını bir “sabote” olarak değil; ancak bölünmüşlüğün ve parçalanmışlığın izi olarak görüyorum. Her iki toplantıya davetli bazı zevatın, katılımı engellenmiş oldu.

Toplantının gizli kahramanları, yani tertip heyeti iyi organize yapmışlardı. Teşkilat başkanlığını Abdulvahap Ekinci’nin, Eğitim başkanlığını Ömer Korkmaz’ın, Medreseler başkanlığını Tayyip Elçi’nin üstlendiği oluşum ülkemizde yeni bir çığır açtı.

Toplantıda önemli görüşler beyan edildi, çeşitli teklifler ortaya kondu. Umarız zamanla gerçekleşir.

Yeni nesil oluşturma çabası, İslami eğitimin muhtevası, eğitimin maruz kaldığı tehlikeler ve çözüm yolları ve örnek âlim modeli gibi…

İyi niyetli bir girişim olduğunu kabul ederek; bir katkı olması bakımından bu tür toplantılarda dikkat edilmesi gereken bazı hususlara ilişkin önerilerde bulunmak istiyorum.

Öncelikle yelpazeyi geniş tutmanın daha kucaklayıcı olmanın faydalı olacağı kanaatindeyim.

Nitekim tertip komitesi bu konunun altını çizerek aradıkları özellikleri, akidesi düzgün, lekelenmemiş itibarlı, cemaatine mutaassıp olmayan kucaklayıcı, güdümlü olmayan bağımsız kişiler olarak sıraladı.

Daha kapsayıcı olması bakımından şu hususların da göz önüne alınmasında yarar var kanaatindeyim:

Bir: Coğrafi dağılım geniş tutulmalı,

İki: Meşrep ayrımı gözetilmemeli,

Üç: Medrese, akademi birlikteliği sağlanmalı,

Dört: Mezhep taassubundan uzak durulmalı,

Bu arada böyle önemli bir organizasyonda bazı şeylere de fırsat verilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Bunları da şöyle sıralayalım:

Bir: Belirli bir camiayı hedef alan konuşmalara,

İki: kişileri hedef alan konuşmalara,

Üç: Hatibin kendisini anlattığı/övdüğü konuşmalara,

Dört: Gündem dışı konuşmalara, fırsat verilmemelidir.

Katılımcılar zamana riayetleri için uyarıldıkları gibi, bu hususlara da özen göstermeleri için program öncesi ve gerekirse program esnasında uyarılmalıdır.

Yer yer dışına çıkılsa da toplantının dili, işin doğasına uygun olarak Arapça idi. Korkarım özgürlük derken tren rayından çıkıp dil; ayrımcılık noktamız olmaz. 

Ülkemizde çok geç kalmış bir proje olarak umarım ESAB, Müslümanların problemlerine çözüm üreten, en az Dünya Âlimler Birliği kadar cesur ve etkili olur.

Pek çok önemli konuşmanın yer aldığı oturumlarda ancak örnek olması açısından üçünü paylaşalım.

Prof. Mehmet Yayla’nın birliğin isme yönelik tenkidi, Lütfü Doğan Hocamızın, kardeşlik ve barış önceleyen konuşması ve bir özeleştiri olarak Kerim Buladı Hocamızın, “Her olayın çözümünü sadece Müslüman siyasetçilerden bekliyoruz. Bu heyet aktif rol almalı” sözünün altını çizdim. Filistin ve Suriyeli katılımcıların varlığı da toplantıya renk kattı. 

Uçağa yetişmek üzere salondan erken ayrılmak zorunda olduğumuzdan, 3. Oturum ve sonrasını izleme fırsatımız olmadı.

İnşallah, ülkemiz ve İslam âlemi için hayırlı bir başlangıç olur.