Eğitimin üç temel sorunu

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm!

YENİ bir eğitim, öğretim yılına girerken, eğitimin sorunlarını ele alıp çözümler üretmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eğitim, hepimizin ortak sorunudur. Eğitimde “katılımcılık” ne kadar yüksekse, çözüm de o oranda kolay ve etkili olacaktır. Bugünkü şartlarda eğitimin üç temel ihtiyacı olduğu görüşündeyim: 1. Toplumun yapısıyla örtüşen bir SİSTEM, 2. PLANLAMA, 3. ARA ELEMAN İHTİYACI!

Eğitimin daha iyiye gitmesi için defalarca sistem değişikliği yaptık. Her bakan değişikliğinde, sistemi de değiştiriyorsanız; bize uygun, toplumun yapısıyla örtüşen bir eğitim sistemimiz yok, demektir. Önce, taklitçi ve kendi değerlerinden uzaklaşan bir toplum haline geldik. Bencil, kibirli, çıkarcı Batı’ya özenme hastalığına kapıldık. Batı dediğimiz Avrupa, yıllarca mazlum milletleri sömürdü. Son Gazze olayında zalim ve bebek katillerinin yanında yer aldı.

İki asırdır Batı karşısında aşağılık kompleksine düştük. Bize bir medeniyet kazandıran İslâmî değerlerimizden uzaklaştık. Erbakan Hoca, itibarlı bir dönemden sonra, evlâtlarımızın millî şuur ve şahsiyetten uzaklaşmasının gerekçesini anlatır:

“Daha iki asır evveline kadar Paris’te, Sorbon Üniversitesi’nde kürsüye çıkan profesörler bizim âlimlerimizin ilim kıyafetini giymeyi bir iftihar vesilesi sayıyorlardı. Hâlbuki bugün, eğitim sistemimizin hali nedir? Bugün bir bakıma maarif sistemi kendisi için insan yetiştirmeyen tek millet haline geldik. Öğretim müfredatlarına kendi tarihimizi kötülemek, yok farz etmek, küçük göstermek için her şeyi koyduk.” (Davam, Necmettin Erbakan, sh. 185)

PLANLAMASIZ EĞİTİM

EĞİTİM, insan yetiştirme sanatıdır. Önce inancımız, tarihimiz, aslımız ve kimliğimizle örtüşen sağlam bir “eğitim sistemi”ne ihtiyacımız var. Batı etkisinden kurtulup kendi değerlerimizden beslenen bir eğitim sistemi oluşturamazsak eğitimin sorunlarını bitiremeyiz. Doğru bir eğitim sistemimizin olmayışı keyfiliği ve plansızlığı da beraberinde getirdi. İhtiyacımız olan kaliteli insanı yetiştiremedik.

Planlama yoksa her alanda başarısız oluruz. Üniversite okuma oranımız yüksek; ama kalitesizlik var. Üniversite bölümlerindeki öğrenci dağılımına bakarsak, hepimiz plansızlığın boyutlarını fark ederiz. Hükûmet, Devlet Planlama Teşkilâtı’nı kaldırarak, planlama anlayışını yok etti. Rastgele yaşayan, hedefi olmayan bir insan tipi türetti.

Prof. Dr. Selâhattin Turan, 15.4.2024 günü ESAM’da eğitimin sorunlarını anlatan bir konferans verdi. Eğitimdeki plansızlığa vurgu yaptı. Eğitim belge, sertifika ve diplomadan ibaret değildi. “Eğitimin pedagojik kafasının karışık olduğunu” söyledi. Gençlerin yüzde 55-60’ının ülkeyi terk etmek istediğini belirterek şunları anlattı:

“Türkiye’de okullar sıradanlaştı. Öğrenciler, öğrenme heyecanını kaybetti. Okullar öğrenmeden zevk alınmayan yerler haline geldi. Eğitim sistemi kendi içinde değerlendirme yapamıyor; raporlama sistemi oluşturamıyor. 40 yıl fakülteleri kapatsak bile, öğretmen ihtiyacını karşılayabilecek düzeydeyiz. Adalet, hakkaniyet, eşitlik konusunda okullar arası uçurum ciddi boyutlarda.”

Üniversiteyi bitirdiği halde görev verilmeyen, iş bulamayan gençlerin hayal ve ümitleri yıkılıyor. İnsanlara soğuk bakmaya başlıyorlar. İhtiyacımız kadar insan yetiştirmeyi planlamak bu kadar zor mu?

ARA ELEMAN SORUNU

SEKİZ yıllık “Kesintisiz Eğitim”le “12 Yıllık Zorunlu Eğitim” uygulamaları Türkiye’de “ara eleman sorunu” oluşturdu. Çıraklık sistemi kayboldu. Esnaf, sanayici, köylü işlerini gördürecek insan bulamaz hale geldi. Çiftçilik mesleği yaşlılara kaldı. Hayatın dengesi bozuldu. Sıkıntılar arttı.

Allah, her mesleği sevecek yapıda farklı mizaç, zekâ ve yetenekteki insanları bir “denge” içinde yaratmıştır. Eğitimin görevi yaratılışı değiştirmek değil; ilgi ve meraka göre insanları hayata hazırlamaktır. Eğitimde “zorunluluk” olamaz. Eğitim görevini yaparsa, denge kendiliğinden kurulur. Birikim Okulları’nın “Hayat denge modeli” incelenmelidir.

Öğretmenlik yıllarımdan bilirim. Sınıflarda 40 dakikalık dersi dinleyemeyecek kadar sabırsız öğrenciler vardır. Fakat başka alanlarda yetenekleri gelişmiştir. Bırakalım, onlar da yetenek ve ilgi alanlarına uygun meslekleri yapsınlar. Sanayide çıraklığı seçsinler; esnaf dükkânında çalışsınlar, şoförlük, aşçılık, tamircilik… yapsınlar. Bunlar iş değil mi? İş hayatının ara elemanlarını engellemeye hakkımız var mı?

Mehmed Şevket Eygi, öğrencinin ilgi, merak, mizaç ve yeteneğine uygun meslek seçmesi konusunda şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Lisede okuyamayacakları okutursanız, eğitim seviyesini yerlere serersiniz, bu iş böyle olur! Bu bir şey değil; ileride beterini göreceksiniz!” (Millî Gazete, 27.3.2018)

Eğitimin problemleri toplum yapımızı ve hayatı tanımakla çözülür. Hele, Türkiye gibi bir ülkede ahlâk ve maneviyatı, bu ülkenin gerçeklerini göz ardı edemezsiniz! “Ben yaptım oldu” zihniyetiyle her şeyi berbat edersiniz!