Eylemlerimizi ve yaşantımızı kurallar ve sınırlar ile sıkıştırmayı seviyoruz. Bir fabrikada üretilmişçesine aynı olmamız gerekiyormuş gibi davranıyoruz. Giydiklerimiz, yediklerimiz, içtiklerimiz, okuduklarımız, boş zaman aktivitelerimiz… Hatta sosyal medyalarımız bile! Çoğunluk nasıl kullanıyorsa öyle kullanmalıyız. Aman dikkat, bunu yaparken en farklı benim edasıyla yapmalıyız.
Okumak mı?.. Herkes muhakkak üniversite okumalı. Lise mezunları mı, onlar adam değil. Artık üniversite de kesmiyor dişimizi. En az yüksek lisans yapmalı. Yoksa nasıl kariyer sahibi olunur? Anamız babamız, konu komşuya nasıl hava atar? Sosyal medyasında “Kızım/oğlum başardı, bilmem ne kadar kişiyi arkasında bıraktı” imalarıyla sınav sonuçlarını, yerleştirme sonuçlarını ve dahi mezuniyet törenlerini paylaşmazsa olur mu hiç? Hele biz?.. Rakiplerimize ben başardım, kazandım, yendim hepinizi mesajını nasıl vereceğiz?
Tüm bunları “diğerlerinden farklı olma” arzusu ile yerine getiriyorsak da hepimizin izlediği adımlar aynı olunca hepimiz birbirimiz ile aynileşiyoruz. Hâlbuki okumak eylemi “diğerlerinden farklı olma” veya kariyer arzusu ile değil, ilim sahibi olma arzusu ile yapılmalıydı. Oku emri ile de Yaradan bize diploma sahibi olmayı emretmiyordu. Ayetlerin, hadislerin istediğimiz yerini alıp diğer taraflarını görmezden gelme hastalığına kapılmasaydık bilirdik belki. Oku emrinin hemen ardından “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diyordu bize. Rabbinin adıyla okuyan insan hiç böyle hırslara kapılır mıydı?
Hatırlar mısınız bilmem… Eskiden insanlar çocuklarına, torunlarına “evladım tıp oku, ihtiyaç sahiplerini tedavi eder, hayır dua alırsın”, “evladım öğretmen ol ki, hayırlı insanlar yetiştirirsin” gibi nasihat ve dualarda bulunurlardı. Çünkü o zamanın insanlarının amacı vatana ve millete hayırlı insan olmaktı. Okumak eylemi de vatana ve millete hayırlı insan olma yolunda en büyük araçtı. Amaç hayır olunca akıbet de hayır oluyordu.
Şimdi amaçlar değişti. Vatana ve millete hayırlı olmak gibi bir derdimiz yok. Okumak artık kariyer sahibi olmak, statü atlamak demek. Amacımız halis olmayınca sonuçlar da hayır getirmiyor. Eğitimden ekonomiye, sağlıktan ticarete yaşadığımız tüm krizlerin nedeni bu.
Düşünelim…
Rabbinin adıyla okuyan doktor, hastasına nasıl şefkatle ve ilgiyle yaklaşır? Peki ya statü atlamak için okuyan doktor?
Rabbinin adıyla okuyan mimar, bakınca insanların içini açan, doğayla ve fıtratla uygun mimariler yapmaz mı? Bakınca içimizi karartan beton yığınlarını, hayatlarımızı çekilmez hale getiren şehir projelerini kim çiziyor?
Rabbinin adıyla okuyan mühendis, elindeki imkânları insanlığın hizmetine kullanmaz mı? Statü sahibi olmak için okuyan mühendislerin yaptıkları binalar, inşa ettikleri yollar çöküyor, programladıkları sistemler, ürettikleri robotlar dünyamızın ayarları ile daha fazla oynuyor.
Rabbinin adıyla okuyan öğretmen, merhametli, adaletli, liyakatli doktorları, mühendisleri, mimarları, devlet adamlarını yetiştirir. Öğretmen hanım, öğretmen bey desinler diye okuyanlarsa kendileri gibi doktor, mühendis, mimar, devlet adamları yetiştiriyor.
Bu tarz öğretmenler için de, veliler için de işini iyi yapan bir duvar ustası olmanın, tartıda hile yapmayan bir kasiyer olmanın, sokakları çok iyi süpüren bir çöpçü olmanın, müşteriyi yanıltmayan bir satıcı olmanın hiçbir önemi yok. Kimse kendi çocuğuna işçi olmayı yakıştırmıyor. Öğretmenler kendi başarılarını, çocukların yerleştikleri okullarla ölçüyorlar. Sonuç olarak; herkes patron oluyor ama nasıl patron? Veliler ve öğretmenler çocukların ne olacağından önce nasıl insanlar olacağını önceleselerdi bu durumda olmazdık.
Kabul edelim; lafa geldi mi mangalda kül bırakmıyoruz ama beğenmediğimiz bu sistemi ellerimizle inşa ettik. Ne zaman ki kariyer canavarından kurtulmayı başarıp oku emrini doğru anlarız, ne zaman ki önce ahlak ve maneviyat deriz eğitimden ekonomiye, sağlıktan ticarete yaşadığımız sorunları bir bir çözebiliriz.