Eğitimi ABD etkisinden kurtarmanın yolu

Abone Ol

Eğitim sistemindeki ABD ve Batı etkisi, yabancı uzman raporlarında görülmektedir. 1933 yılında ABD´den gelen ilk heyet “Türkiye´nin İktisadi Bakımdan Umumi Bir Tedkiki” başlığıyla altı ciltlik rapor hazırlamış, raporun altıncı cildinin ikinci bölümü Türk eğitim sistemine ayrılmıştır.

Türk eğitim sistemi hakkında ABD menşeli başka bir rapor, Prof. Dr. B. Parker´in yüz ayrı okuldaki gözlemlerinden oluşmaktadır. Eğitimdeki ABD etkisi, 1951 yılında Dickerman, 1952’de Kate Wolferd, Prof. Dr. John Rufi ve Roben J.Maaske’nin raporlarıyla devam etmiştir.

23 Ekim 1952 yılında Milli Eğitim Bakanlığı´nın daveti üzerine Türkiye´ye gelen ABD´li Ellswort Tompkins, ülkemizde 125 gün kalmış, Ankara, Adana, Bursa, İstanbul, Samsun, Sivas ve Konya´da orta dereceli toplam 97 okulda incelemelerde bulunmuş; Türk ve ABD eğitim sistemini karşılaştırmıştır. Bu dönemde ülkemize gelen ve rapor hazırlayanlardan birisi de Lester Beals´tır. 1955 yılında ülkemize gelen bir başka ABD´li uzman M.Costat´tır. Aynı yıllarda Elizabeth S.Gorvine´nin “Kız Teknik Öğretim Programları” hakkındaki raporu vardır.

Cumhuriyet´le birlikte eğitim sisteminin Batı´ya dönük hamleleri ve bu hamlelerdeki ABD etkisi yadsınamaz. ABD´li uzmanların Türk eğitim sistemini yönlendirmeye yönelik hazırladıkları raporlar, iki ülke arasındaki dini, kültürel ve ekonomik koşulların farklılıklarından dolayı olumsuz etkilerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle 27 Aralık 1947 yılında imzalanan “Fulbright Antlaşması” ile oluşturulan eğitim komisyonu, 70 senedir Türk eğitim sistemini şekillendirmektedir. Bu da ABD´nin eğitim sistemine müdahalesini ortaya koymaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı ve British Council ortaklığıyla koordine edilerek 2014-2016 yıllarında toplam 10 il ve 40 pilot okulda uygulanan “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi (ETCEP)” dini ve milli değerlere aykırı başka bir uygulamadır.

Gerek ABD heyet raporları, gerek Fulbright Anlaşması, gerek Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi (ETCEP) ve gerekse terakkinin ancak ABD’yi ve Batı’yı taklitle mümkün olduğuna inanan zihniyet terk edilip, gerçekten millî bir eğitimin mümkün olduğu inancı zihinlerde yerleşmeden beklenen değişim mümkün gözükmemektedir.

Kendi kök değerlerine bağlı kalarak eğitimde terakki pekâlâ mümkündür. Bundan dolayı eğitim sorununu halledebilmesinin birinci koşulu mağlubiyet psikolojisinden kurtulmaktır. Eğer zihniyet değişimini gerçekleştiremezsek, kendi benliğimize dönemezsek, Batı’yı ve Batılılaşmayı medeniyetin, terakkinin ve aydınlanmanın gereği ve ulaşılması gereken hedef olarak görmeye devam edersek bizi biz yapan değerlere nasıl ulaşacağız?

Kendi öz benliğine dönmeyen, oradan ilham almayan bir zihin yapısının eğitimi ileriye götürmesi ve ideal noktaya taşıması mümkün değildir. Ortada Batı’ya karşı mağlubiyet psikolojisiyle hareket eden çarpık bir zihniyet var. Bu anlayış elbette el yordamıyla halledilemez. Ancak bunun ilk adımı zihniyet değişimidir, kendi kök değerlerimize dönmektir; bunun içinde mağlubiyet psikolojisinden kurtulmak gerekir.

Mağlubiyet psikolojisinden kurtulmamızın anahtarı, İsra Sûresi’nin 81’inci ayetindeki “Yine de ki: Hak geldi, bâtıl zâil oldu! Şüphesiz ki bâtıl, yok olmaya mahkûmdur” emrinde saklı.

Millî Görüş Hareketi’nin lideri merhum Erbakan Hocamız, günlük çıkarttığı Millî Gazete’nin logosuna ayetin özetini nakşederek “batıl ideolojilerin yok hükmünde ve yok olmaya mahkûm olduğunu, dolayısıyla yok olmaya mahkûm olan ideolojilerin terakkinin şartı görülmemesi gerektiğini” her gün hatırlatmaktadır.

Erbakan Hoca’nın, “Biz tarihin en şerefli milletiyiz” sloganıyla mağlubiyet psikolojisini bertaraf ettiği; ulaştığı zihni berraklıkla Siyonizm’e karşı konumlandığı, millî/İslâmî düşünüş ve İslâmî idrakin gücünü, iktidara geldiği, iktidarı koalisyonlarla dahi ucundan yakaladığı her an, millî/İslâmî duruşu gösterdiğini iyi tahlil etmek gerekir.

Eğitimi düzeltmek için başlayacağımız nokta tam da burasıdır. Sadece eğitim değil topyekûn yeniden varoluşumuz, zihniyet değişimiyle mümkündür. Zihniyet değişimi olmadan, ABD prangasından kurtulmak, gerçekten milli bir eğitim sistemine kavuşmak aslâ mümkün olmayacaktır.