Güncelin pençesi yakamızı bırakmıyor. Kaçmak için ne yaparsak yapalım, bir şekilde tuzağını kuruyor, elimizi kolumuzu bağlıyor. Gazete yazarlığının ceremesi!
Bendeki güncelden yakınma sebebini merak edenlere şu iştah açıcı cümleyi söylerim: Kültür, sanat ve edebiyatın derinliklerinden dem vurmak ferahlatır beni. Bu ferahlığı okurla elden ele gezdirmekse farklı bir keyiftir benim için.
Şimdi, böyle düşünen ve bu düşüncesini sizlerle paylaşan birisi olarak ben, son haftalarda gündemi işgal eden bir meseleyi nasıl olur da kendime konu edinir, yazar çizerim Hele hele, şunca yıl bir eğitimci olarak, neredeyse eğitim üzerine hiçbir yazı kaleme almamışken, şu berbat dershane tartışmalarının bir ucundan nasıl tutarım
Üstelik şu da var: Bıktım usandım bu tartışmalara taraf olanların orada burada yazdıkları yazıları okumaktan, yaptıkları tartışmaları izlemekten.
Yani tam da “lanet olsun, ne hâliniz varsa görün!” noktasına gelmişken…
Evet, iş bu noktadayken, çeyrek yüzyıllık eğitimcilik hayatımda belki de ilk kez içinde bulunduğum camiaya ait bir meseleye satır dizişimin bazı sebepleri olmalı. Bu sebeplerden bir tanesi dahi maruzatımı beyan etmek için yeterlidir: İçerden birisi olarak bıçağın kemiğimize dayanması. Oysa yazıp çizenler, ağzını açıp laf ebeliği yapanlar ekseri kabukta gezinenler. Bunlar arasında içerden görünümlü olanlar yok değil, lakin kimisi siyaseten kimisi ise ticareten kabuğu aşmaya muvafık değiller…
Buraya şu kaydı da düşeyim, benim şunca yıl sonra eğitim işleri için bir yazı kaleme alışım ‘saha’ içinde bir temsilciliğe soyunmuşum gibi bir anlama çekilebilir. Gerçi benim böyle bir talebim, arzum yahut niyetim yoktur. Lâkin böyle okuyanlar olursa, ne diyebilirim ki !.
Böyleyken, yani sahanın ortasından konuşuyorken, birkaç cümle ile mevcut eğitim ortamında nelerle boğuşulduğuna dair ipuçları sunayım:
Efendim vesayet sisteminin geçmişten beri biriktire geldiği bütün ritüeller hâlâ boğuyor olmalı eğitim camiasını. Sisteme gerek Avrupa Birliği talepleri doğrultusunda, gerekse siyasî iktidarın kimi tercihleri sonucu yapılan müdahaleler maalesef tarihî vesayet sistemini değiştirebilmiş değil. Üstelik vesayet sisteminin kimi ritüelleri son zamanlarda -Gezi’den sonra- alanını genişleterek karanlık alanlar oluşturabiliyor. Bu çerçevede, bir takım dönüşümlerin yapılmış olması, mesela Milli Güvenlik derslerinin kaldırılmışlığı, bir anlamda güme gitmiş oluyor. Kılık kıyafet uygulamaları da bu anlamda hâlâ eski pozisyonundan bir şey kaybetmiş değil. Serbest kıyafet yolunda aldığı karardan, tercihi velilere bırakarak geri adım atan MEB, negatif anlamda kemikleşmiş bazı yerlerde sözü eski ‘zihniyet’in temsilcilerine bırakmış oldu. Bu çerçevede kimi kurumlarda eğitimcilerin bir kısmının her sabah kendisini kılık kıyafet kontrolörlüğüne (bir tür gardiyanlığa) münasip görmesi ve maalesef ‘çatık kaşlar’ın öğrenciler üzerinde etkili olması bir örnek olarak sunulabilir. Hele ki başörtüsü takmak isteyen kız öğrencilerin bu taleplerine cevap verilmemesi, ‘demokratikleşme’ iddiasındaki siyasi iktidarın bir tür mağlubiyeti olarak okunabilir…
Madem içerden konuşan birisinin rolüne büründüm, yeni orta öğretim kurumları yönetmeliğine dair de bir iki kelam etmeme de müsaade edin. İlk önce şöyle sorayım: Acaba bu yönetmeliğin hazırlanışında istatistikçilerle bilgisayar programcıları mı başrolde oynadı Zira bugünlerde eğitimci kadrosunda bulunan hemen herkesin yaka silktiği bir şey var: Kırtasiyeye boğuluyor öğretmenler. Sürekli sayım döküm yaptıklarından, bitmek tükenmek bilmeyen analizlerle boğuştuklarından yakınıyorlar. Onların yanına sakın ola ki yaptıkları yazılı sınavlardan sonra yaklaşmayın, zira hazırlamak zorunda oldukları soru analizlerinin strese sürükleyen süreçleri onları öfkeli kılmış olabilir.
Şurası muhakkak: Yakın zamanların ve bugünün meselesi değil, kokuşmuşluk özünde var eğitim caddesinin! Bunu gidermek büyük mesele!
Siyasi iktidarın bu çerçevedeki hamlelerinden birisi sistemin rantını yiyen dershanelere dönük. Fena bir hamle değil, fakat taksiratlı. Taksiratın geçici olarak giderilmesi belki şunla mümkün: Hangi kademe olursa olsun, öğrencilerin başarısının ölçülmesi sınav merkezli olmaktan çıkarılmalı. Bunu nasıl gerçekleştirebilir bilemeyiz, fakat davranış ve yetenekler dikkate alınarak kimi değerlendirme usulleri, kazanım yolları oluşturulabilir. Fakat bunları “yetmez ama evet” kabilinden söylüyorum. Oysa daha esaslı şeyler olmalı, yapılması gereken…
Bunları da sonra yazarız, madem eğitim bahsine girdik…