MİLLİ Eğitim Bakanlığı nda müfredatın değişimine yönelik
ciddi bir çalışmak yapılmaktadır. Hatta bu amaçla taslak metin Milli Eğitim
Bakanlığı tarafından yayınlandı ve kamuoyundan görüş istendi. Fakat maalesef bu
çalışma özellikle muhafazakâr kamuoyunun dikkatini çekmedi. Halbuki eğitimden
ve müfredattan en çok şikâyetçi olan kesim onlar olmasına rağmen; sürece
yönelik bir çalışma, müdahale, katkı veya tartışma yaşanmadı. Yeni yapılacak
olan bu müfredat, önümüzdeki süreçte gençlerimizin nasıl bir eğitim
göreceklerinin kararını vermektir. Yani biz nasıl bir dünya ve gençlik
istiyoruz Bu konuda karar verme süreci bu eğitim müfredatıyla olacaktır. Biz,
tarihe özne olmak için mi Yoksa batının bize dayattığı sömürge eğitim
sistemiyle mi yola devam edeceğiz Bu kararın verildiği bir müfredat çalışmasıdır
bu Bu sürece muhakkak müdahil olmalıyız
Yüz yıldır batının dayattığı eğitim sistemiyle bırakın
bir Mimar Sinan ı işinde çok iyi olan bir mühendis ve mimar bile
yetiştiremedik. İlim adamlarımız yok denecek kadar az. Var olanlar da zaten
Türk eğitim sisteminden değil, doğrudan batı eğitim sisteminden yetişmiş
kişilerdir.
Yeni eğitim sistemiyle bir şeyler değiştirme fırsatına
sahip oluyoruz. Ama maalesef bu sürece de müdahale etmeyerek, başka kesimlerin
görüşlerinin yansımasına fırsat vereceğiz ve ardından yıllarca sadece
sızlanacağız. Bu nedenle ben muhafazakâr kesimin yeni müfredat çalışmasıyla
ilgilenmesini, paneller, sempozyumlar yapmalarını, makaleler hazırlamalarını ve
müfredatı iyice bir elden geçirmelerini, gerekirse alternatif bir müfredat
hazırlamaları gerektiğini söylüyorum. Özellikle eğitim konularıyla ilgilenen
Eğitim-Bir, ÖĞ-DER, ÖZDER ve diğer STK ların bu konuyla ilgilenmeleri gerekir.
Bir koyun gibi teslimiyetçi mantığa bürünmemeli, kendilerine sunulan
dayatmalara değil, kendi görüşlerine göre bir yaklaşım içine girmelidirler.
Özellikle bu taslak müfredatları kimler hazırlıyor Zihniyetleri nelerdir
Neleri hedeflemektedirler Bunlar araştırmalı, sorgulanmalı ve alternatifler
üretilmelidir. Ardından eğitim müfredatımız baştan aşağı yenilenmelidir. Bu
müfredatla geleceğe söz geçirecek bir nesil yetiştiremeyiz.
Eğitime yönelik eleştiri yapmalarını istediğimizde
insanlarımız, doğrudan sadece din eğitimine ve İmam Hatip Liselerinin
müfredatlarına yönelmektedirler. Evet, din eğitimi önemlidir ama bir tarih,
coğrafya, felsefe ve diğer alanlar da önemlidir. Bu alanlardaki hatalar ve
yanlışlar da tespit edilmeli veya alternatifler üretilmelidir. Tarihle biz
sadece geçmişi öğrenmiyoruz. Bugünü de inşa ediyoruz. Genç kuşaklarımıza nasıl
köklü bir uygarlığın mirasçısı olduklarını anlatıyor, onların batı medeniyeti
karşısında aşağılık kompleksine kapılmalarını engelliyor ve geçmişten yola
çıkarak kendilerini bulmaları sağlıyoruz. Bu açıdan tarih müfredatı da
önemlidir. Yanlış inşa edilmiş bir tarih, bizim hayatımızı ve dünya algımızı
yanlış yöne kanalize edebilir. Yıllardır bize haçlı seferinin kültür ve
medeniyete katkıları anlatılarak, sanki haçlı seferlerinin amacının medeniyet
inşa etmek olduğu bilgisi bilinçaltımıza yerleştirildi. Bu sistemde yetişen
gençlerin haçlı seferlerine sempatiyle bakmalarına neden oldu. Bir kuşağı
celladına aşık ettiler. Yeni sistemde bunlar olmamalıdır. Gençlerimiz kendi
kültür ve medeniyetlerini tanıdıkları gibi, düşman unsuru da tanımalıdır.
Tarih, kazanımlar kadar kayıpları, kendimiz kadar ötekiyi de tanımamızı
sağlayan bir bilim dalıdır.
Örneğin bize yıllarca bir İnkılap Tarihi dersi anlatıldı.
Bu derste Mustafa Kemal in 7 düvele karşı savaştığı ve ülkemizi düşmandan
kurtardığı belirtildi. Peki, karşılarında savaştığımız İngiliz, Yunan, Fransız
ve ABD, savaşın ertesi günü nasıl bize dost oldular. Kürd ü ve Arab ıyla
Çanakkale de onlara karşı savaşırken; savaştıklarımız dost, bizi destekleyenler
nasıl düşman oldu Bunun izahı yapılmalıdır. Tarih kitabımız, bu savaşların
geçmişte yapıldığını artık dünyanın medenileştiğini ve bundan sonra böyle bir
şey yaşamayacağımızı, rahat uyumamız gerektiğini bize telkin etme yani uyutma
misyonu üzerine kurulmadı mı Bu mantık bile bize tarih kitaplarımızın aslında
bizim tarafımızdan değil, düşmanlarımız tarafından hazırlandığını göstermez mi
Halbuki gençliğe düşmanın her zaman saldıracağını, eğer bağımsızlığımızı
korumak istiyorsak çalışmamız ve uyanık olmamız gerektiği anlatılmalıydı. Ama
bu yapılmadı. Din Dersi kitaplarının anlattığı
din ile bizim dinimiz aslında farklıydı. Bunun değişmesi gerekir ve gerçek din
anlatılmalıdır ki insanlarımız sapkın fikirlere kapılmasın. Din ve mezhepler
tarihi siyasi konjonktüre göre dizayn edilmemeliydi. Eğer böyle bir düşünceye
kapılırsak yarın bir başka düşence iktidar olduğunda kendi misyonlarına göre
bir din tasarımı yapmalarının da önünü açmış oluyoruz. Bu nedenle din dersi
gibi hayati öneme sahip kitaplar sadece üç beş öğretmenin elinden çıkmamalı üst
bir kurul tarafından fikir anlamında incelenmelidir. Bu kurul içinde diyanetten
de temsilciler bulunmalıdır.
Matematik dersi, gereksiz bilgi yığınından kurtulmalı ve
gençlerimizi hayata hazırlayacak ve hayatta onların yaralarına merhem olacak
bilgiler vermelidir. Üst matematik bilgisi ilgili fakültelerde okutulmalıdır.
Gençlerimize soyut düşünme ve hesap yapma gücü kazandırılmalı, özellikle
zihinden hesap yapma oldukça zayıflamıştır. Bu konuda güçlendirilmelidir.
Aslında tüm derslerimizin içinde yığınla gereksiz bilgi bulunmaktadır. Bütün derslerimizin
müfredatı azaltılmalıdır. Hatta çok fazla ders çeşitlerimiz bulunmaktadır. Bu
derslerin çoğunu kaldırmalı, bu derslerde öğretilmesi hedeflenen bilgiler ana
derslerin içine ünite olarak yerleştirilmelidir. Bunun sayesinde yığınla
masraftan, kitaptan, zamandan, sınavdan kurtulmuş olacağız.
Ders müfredatları ve konu dağılımı yapılırken ortaokul ve
lise ayırımı keskin bir şekilde yapılmaktadır. Halbuki günümüzde ortaokul ve
lise eğitimi zorunlu hale gelmiştir. Dolayısıyla eski dönemlerden kalma gönüllü
eğitim mantığına göre dizayn edilmiş müfredat kaldırılmalıdır. Eskiden
ortaokulu okumak zorunlu değildi. Bazen ortaokulu bitiren de liseye devam
etmezdi. Fakat şimdi ikisi de zorunlu oldu. Bu nedenle ortaokul ve lise ayırımı
kaldırılarak ikisi beraber ortaöğretim olarak düşünülmeli ve eğitim müfredatı
birlikte değerlendirilmelidir.
Günümüzde lise eğitimi ortaokulda okutulan derslerin
tekrarı ve biraz daha genişletilmiş şeklidir. Bu sistem değişmeli, ikisi
birlikte değerlendirilerek dersler veya konular aralarında dağıtılmalıdır.
Örneğin 8. sınıfta Atatürk ve İnkılap Tarihi Dersi verilirken aynı ders ve
konular lisede 11. Sınıfta verilmektedir. Bunun yerine ortaokul müfredatının
konuları hafifletilmeli, aynı bilgilerin tekrarı verilmek yerine dağıtılmalıdır.
Kaldı ki günümüz Türkiye sinde Atatürkçülük ve İnkılap Tarihi diye bir dersin
bulunması ne kadar çağdaşlık o da tartışılmalı (ama tartışamıyor hemen kamplara
ayrılıyoruz) veya orada işlenen konuların bir kısmı Osmanlı Tarihi içinde
(Trablusgarp, Balkan ve l. Dünya Savaşı) ve bir kısmı da oluşturulacak olan
Türkiye Tarihi dersine dâhil edilmelidir. Türkiye Tarihi dersi de konuları 2000
yılına kadar getirmelidir. (Çağdaş Türk Dünyası ile birleştirilerek) Burada
sadece tarihi olayları değil, sosyal olaylardan, Atatürk Devrimlerinden, Etnik
Dini/Mezhebi unsurlarımızdan bahsederek kimseyi yok saymayarak insanlarımızın
birbirlerini kabul etmeleri sağlanmalıdır. Siyer dersimizi de kaldırarak siyer
konusunu da İslam tarihi dersine yerleştirmeliyiz. Eğitim Müfredatımıza elimiz
değmişken, Kürtçe ile eğitim veya Arapların yoğun olduğu yerlerde Arapça ile
eğitim almak isteyen unsurlarımızın da talepleri göz önüne alınmalı, her etnik
kökenin kendi ana diliyle eğitim yapma hakkı tanınmalıdır. Çağrımı
tekrarlıyorum: Özellikle muhafazakâr kesimin bu yeni müfredat çalışmasına ciddi
bir şekilde müdahil olmalı, olayı Milli Eğitimin insafına bırakmak yerine
sürece katkıda bulunmalıdır. Önümüzdeki yazımızda eğitim müfredatını tek tek
ele alıp değerlendireceğiz.