Eğer kızaracak yüzümüz kaldıysa, yüzümüz kızardı!

Abone Ol

Bir toplumu yıkan, yerle yeksan eden, bitiren, çürüten şeyler siyasal, ekonomik mülahazalar değildir. Bir toplumu yıkan, çürüten şeylerin en birincisi ahlak ve maneviyat formlarından uzaklaşılmasıdır.

Maalesef, 1980 sonrasında birer birer hayatımıza giren özel televizyonlar, dizilerini, programlarını ahlak ve maneviyatımıza hançer gibi soktu, manevi formlarımızı deforme etti, insanlarımızın zihinlerine örümcek ağı gibi örülen nice kötülükleri içselleştirdi. Cennetmekan Erbakan Hocamızın kurduğu bütün siyasi partilerin tüzüklerinde, “Önce ahlak ve maneviyat” düsturunun olmasını iyi analiz etmek, iyi kavramak zorundayız.

Zira, ahlak ve maneviyat olmayınca toplumda diğer unsurlar hiçbir işe yaramaz. Her gece iffetin değil şehvetin başrole konulduğu dizilerle manevi formları törpülenen insanlarımızın, birer zombiye dönüştürülmeye çalışılmasının altını kalın harflerle çizmeliyiz. Özel televizyonlarda özellikle kadın kuşağı programlarında aile içi ilişkilerin faş edildiği, rezilliklerin göz önüne serildiği bu dönemde ahlak ve maneviyata ne kadar ihtiyacımız olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Önceki günlerde üstelik yandaş bir kanalda, “Esra Erol’da” adlı programında buraya yazmaya edebimizin ele vermediği bir konu ele alındı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Aile Yılı ilan ettiği 2025’te yandaş bir kanalda böylesine ahlaksızlığın, edepsizliğin dibini bulan bir konunun işlenmesi, ekranlarda milyonlarca insanın (eğer kızaracak yüzümüz kaldıysa) yüzünü kızarttı. Rezilliklerini faş eden kayınvalide ve damat göz altına alındı. Alındı alınmasına ama, ne olacak? Türkiye’de AB müktesabatı dolayısıyla zinayı serbest bırakan AK Parti iktidarı değil mi?

Soruyoruz: Televizyonlardaki ahlaksızlıkları, düzenbazlıkları, inceleyip karar vermesi, ceza kesmesi gereken RTÜK ne iş yapıyor?

Kültür emperyalizmi!

Emperyalizm, modern çağda kılık değiştirdi, biçim değiştirdi, boyut değiştirdi, yön değiştirdi, rota değiştirdi. Artık yüzyıllar öncesindeki emperyalizmin ahtapot kolları savaşlarla, mücadelelerle, işgallerle kendisini göstermiyor. Yeni dünya düzeninde artık kültürel işgal, kültürel emperyalizm dönemi başladı. Bizleri sömürmek, biçimlemek, yönlendirmek, farklı algılar etrafında zihnimizi dönüştürmek için çabalayanlar kültürel emperyalizmi devreye soktular. Dilimizi, örfümüzü, ananemizi, yaşam biçimlerimizi, kılık kıyafetlerimizi kendi arzuladıkları biçimlerde yönlendiriyor, bizleri gizli bir dünya perspektifinin penceresinde hapsediyorlar, algılarımızı kendi kültür formlarımızdan uzaklaştırıp, onların biçimlediği bir kültürel formasyona hapsediyorlar.

Emperyalizmin uç beyi kapitalizm, insanlarımızın ruhunu farklı şekillerde deforme ediyor. Örneğin, zihinlerde oluşturulan yabancı marka düşkünlüğüyle, insanlar satın aldıkları markalarla kendilerini özdeşleştiriyorlar, o markanın moda rüzgarıyla hatta kasırgasıyla bambaşka bir dünyanın çöllerinde, bataklıklarında savrulup gidiyorlar. Zihinlerimize yerleştirilen batı hayranlığı, bugün sokaklarımızda caddelerimizde faaliyet gösteren en küçük esnafın bile ticari tabelalarına “İngilizce, Fransızca” sözcükler olarak yansıyor. Kendi ülkesinin diliyle faaliyet göstermeyen, markasını veya tabelasını yabancı kelimelerle süsleyerek ticari faaliyetlerini genişletmeye çalışan insanlarımız, zihinsel olarak işgal edildiklerinin, kültür emperyalizminin en ağır boyutunu yaşadıklarının farkına bile varmıyorlar.

Hiçbir derinliği olmayan batı medeniyetinin selamlaşmalarını, “By by, çav” gibi anlamsız kelimelerini kullanmaktan geri kalmayan gençliğimiz, İslam medeniyetinin kendilerine sunduğu, “Selamünaleyküm, Allah’a ısmarladık” gibi selamlaşmalarını ise söylemekten ısrarla imtina ediyor.

Kuşkusuz bütün bunlar, yılların getirdiği bir birikim. Toplumsal algı değişikliğinin uzantıları.  Bu algıyı değiştirmesi ve İslam medeniyetinin en güzel formlarını topluma yeniden hatırlatması gereken, yansıtması gereken araç ise kitle iletişim araçları, yani medyamız.

Medyamızda özellikle en çok seyredilen, takip edilen ve tüm karakterleri taklit edilen dizilerde, en ağır kültür emperyalizminin tüm özelliklerini tüm baskın ve dominant yönleriyle bulabilmek, izleyebilmek mümkün. Dikkat ediyorsanız, ekranlarımızdaki hemen hemen tüm dizilerde batılı bir yaşam tarzı, kılık kıyafetinden düşünce yapısına, kullanılan dile kadar kelimenin tam anlamıyla kutsanıyor. Cafelerden, barlardan çıkmayan dizi karakterleri, nerde akşam orda sabah bir yaşam biçimini bizlere yedirmeye çalışan senaryolar, “İffeti değil şehveti başrole koyan” anlayış, gizli gizli zihinlerimize bir afyon gibi enjekte ediliyor.

Kısacası kimliksizleştiriliyoruz…. Bir yanda batı medeniyetinin safra kültürüyle hemhal edilmeye çalışılan bir toplum, bir yanda kendi değerlerini unutmamak için çabalayan bir toplum.