Yazmadan geçmek olmazdı.
Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış,
Aralık ayının son günlerinde bir televizyon kanalında adeta kükredi:
-Kaşınanları kaşıyoruz!
Sanırsınız ki, sınırlarımıza dayanan bir küffar ordusuna
darbeyi indirip, egemenliğimizi kurtarıp haddini bildirmiş. Tıpkı akıncı
dedelerimiz gibi…
Sonra sözüne açıklık getirince anlıyorsunuz ki şunu
kastetmiş:
“Biz Avrupa Birliği’nde herkese kafa tutmayız. Müzakereler
esnasında kaşınanları kaşıyoruz. Şimdi birisi gelip sizin değerlerinize hakaret
ediyorsa, size küfretmeye kalkıyorsa, sizin Peygamberinize hakaret eden bir
karikatürü vermeye kalkıyorsa, onu benim almam söz konusu olmaz.”
Olayı o zaman hatırladım. Müzakereler esnasında Efendimize
hakaret için çizilmiş karikatürlerin birisini, haddini bilmez bir “Avrupalı”,
Sayın Bakanımıza vermeye çalışmış, o da bunu almayarak münasip bir iki cümle
ile cevap vermişti. Böyle yapmakla o haddini bilmez Avrupalı’yı “kaşımış”
oluyormuş.
Sayın Bakanımız kabinenin diğer üyeleri gibi tribünlere
oynamak konusunda çok başarılı. Ama perdeler indirilip kapalı kapılar arkasında
“müzakere” başlayınca, o parlementer bozuntusuna karşı nasıl tavır takındığını
bilemiyoruz. Bilemiyoruz ama, ondan önce aynı mahiyette, hatta daha galiz bir
şekilde Efendimize hakaret eden karikatüristleri adeta ödüllendirircesine
himaye eden “Avrupalı” başbakanlara karşı nasıl davrandıklarını gördük,
biliyoruz.
Hatırlayalım; 2009 yılıydı, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer
Bakanlar; Danimarka’nın Peygamber düşmanı küstah Başbakan’ı Anders Rasmussen’i
perde önünde nasıl yerden yere vurdulardı. Yani adamı iyice kaşımışlardı.
Böylece Milletimizin göğsüne su serpmişler, epey puan toplamışlardı. Ama
perdeler indirilip görüşmeler başlayınca, bu küstah kişiyi İslam düşmanı
NATO’nun başına getirmemişler miydi Yüzbinlerce Müslüman’ın katledilmesi ile
geçen görev süresini birkaç ay önce tekrar uzatmadılar mı
Daha yenice perde önünde her vesile ile “kaşıyor”
gözüktükleri İsrail’i, perde arkasında “gıldır-gıcık” tavizler karşılığı
vetoları kaldırarak; İslam Düşmanı NATO’nın korkunç silahlarının tetiğine
yapışmasına giden yolda önünü açmadılar mı
Demek oluyor ki, Sayın Egemen Bağış’ın “kaşınanları kaşıma”
sözü; perde önünde paylamak ama perde arkasında “başını okşayıp öne geçirmek”
anlamına kullanılmış olabilir. Çünkü hep böyle yapıyorlar.
Sayın Bakan’ın söylediklerine bakarsak, Avrupa Birliği
“kıtasal bir barış projesi” imiş. Biz bu projenin içine girerek “küresel” hale
getirecekmişiz. Kıtasal barış projesi olduğu şuradan belli oluyormuş ki, Avrupa
Birliği kuruldu kurulalı kıtada hiç savaş çıkmamış.
Bu sözleri duyunca barış cennetinde yaşıyoruz sanırsınız.
İnsaf edin, Avrupalılar şu yakın çağda, son yıllardaki kadar
hiç Müslüman kanı dökmüşler miydi Bu kadar vahşeti bu Haçlı zihniyetli Avrupa
ve Amerikalılardan başka kim işleyebilirdi
Sayın Bakan Bağış! Bosna’daki bir avuç Müslüman’a tahammül
etmeyip, bir kaşık suda boğmak için akla hayale gelmeyen yöntemlerle
yüzbinlercesini katleden, kirleten, yurdundan süren, eza cefa eden Avrupa’yı
neden görmezden gelir Bu vahşetlerin işlenmesinde Avrupa Birliği ülkelerinin
doğrudan ya da dolaylı yardımlarını neden görmezmiş gibi davranır Birleşmiş Milletlerin
hinoğlu hinliklerini neden bilmezden gelir Aynı Avrupalı ve Amerikalının,
Müslüman olmaktan başka “kusuru” olmayan Afganistan’daki, Irak’taki,
Libya’daki, Afrika’daki milyonla Müslüman’ı katletmesini hangi kıtasal barışa
sığdırıyor Kıtasal barış illa Avrupa’da bunların birbirleri ile savaşmaması
anlamına mı kullanılıyor Böyle ise bu nasıl bir mantık Biz de Avrupa
Birliği’ne girelim, onlar gibi NATO yumruğu ile mazlumları ezik ezik ezelim,
katledelim, sömürelim, zulmü “küresel” boyuta taşıyalım, anlamına gelmiyor mu
Sahi biz bu Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye neden
yalvarıyoruz Bizi kapıdan kovuyorlar, bacadan inmeye çalışma “yüzsüz”lüğüne
neden düşüyoruz Onların Haçlı zihniyeti ile hareket ettiklerini milyon defa
görmedik mi Bilmiyor muyuz
Başımızdaki terör belasını bunların desteklediklerini
bilmiyor muyuz
Celladına aşık olan dilber pozisyonumuz içimizi acıtmıyor
mu
Sözlerinin ilerleyen bölümlerinde “efendim vatandaşlarımızın
serbestçe Avrupa’da dolaşmasını ancak böyle temin ederiz” demeye getiriyor
Sayın Bakan!
Şu tezat dolu sözlerine bakar mısınız
“Hangi ülke ile görüşsek bize vize kolaylığı öneriyorlar.
Biz vize kolaylığı değil, vize muafiyeti istiyoruz. Bizim vatandaşlarımız
serbestçe Avrupa’ya gidebilmelidir. Biz Türkiye’yi daha müreffeh bir ülke
haline getirelim, vizeler zaten kalkacaktır” diyor.
Sayın Bakan!
Türkiye’yi müreffeh bir ülke haline getirin, vizeler
kendiliğinden kalksın. Neden yalvarıp duruyorsunuz o halde Ben anlamıyorum,
illa köleliğe neden talibiz Ülkemizde ve İslam dünyasında Allah’ın verdiği
zenginlikleri servete çevirmek, elin gavuruna gıptayla bakmak yerine, gıptayla
bize bakmalarını sağlamak imkansız mı Yılda 50-60 milyar faiz ödemek zorunda
mıyız bu ülkelere 10 yılda 500-600 milyar faiz ödemişiz. Neden kamu tek
hesabına geçip de bu külliyetli paranın büyük bölümünün ülkemizde kalmasını
sağlamadık Hala da sağlayamıyoruz. Bu para kalkınmamıza sarf edilseydi, o
Avrupalı sömürgeciler bize gıpta ile bakmazlar mıydı Neden illa Avrupa Neden
bu eli kanlı zalimin yanında yer almak isteriz Sayın Başbakan ve sayın
Dışişleri Bakanı defalarca açıklamadılar mı, “biz zalimin değil mazlumun
yanında yer almalıyız” diye! Bu sözler Milletten puan almak için mi söyleniyor,
yoksa samimi olarak mı O halde neden illa sömürgeci zalim Avrupa’ya girmeye
çalışmak
Egemenliğimizi başkasına devrederek nereye varırız O
egemenlik ki, uğruna milyonlarca, belki milyarlarca şehit vermişiz. Binlerce
yıldır egemenliğimizle yaşamışız. Neden bu en mukaddes değerlerimizden biri
olan egemenliğimizi devretmeye çalışıyorsunuz
Hakkıdır Hakk’a tapan Milletimin istiklal!
Bu İstiklal Marşımızın son mısrasındaki “istiklal” sözü
“egemenlik” demek değil mi
O halde neden “Egemen”liğimizi zalimlere “Bağış”lamak için
bir yerlerimizi yırtarcasına çabalıyoruz
Bu kadar ucuz mu bu egemenlik
Bu basit söylemler tam “Egemen”lik!