Efsanevî direniş hassas süreçte

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm!

-NE kadar hamd etsek azdır. İngiliz ve İsrail işgalleri sonrası, 108 yıldır yaşanan efsanevî Filistin direnişi, HAMAS’lı mücahitlerin kararlılığı ile zaferle sonuçlandı. İman ve cihat şuuruyla direnen bir avuç Müslüman, dünyanın müstekbir sömürgecilerini dize getirdi. Allah’ın vaadi gerçekleşti: “Nice az topluluklar, Allah’ın izni ile çok topluluklara galip geldi.” (Bakara, 249)

Nice imkânsızlıklar ve sınırsız bir kan fedakârlığı sonucu kazanılan bu efsanevî zafer, mazlumları ve özgürlük sevdalılarını sevindirdi. Şimdi dünya Müslümanları bayram sevinci içindeler. Hele, ülke yönetimlerinin daha üstünde bir mücadele veren Filistin’deki HAMAS, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler, Türkiye’deki Millî Görüşçüler daha farklı bir zafer sevincini yaşıyorlar. Onlar, bu dünyevîleşmiş asrın yüz akı kahramanlarıdır!

Arabuluculuk rolünü üstlenen Katar’ın Dışişleri Bakanlığı, anlaşma kararına varıldığını açıklayınca, Anadolu Gençlik Derneği öncülüğündeki gençler sevinç gözyaşları içinde meydanlara indiler. Gazze direnişi ve zaferini kutladılar. Yaptıkları basın açıklamalarında iman ve cihadın önünde hiçbir beşeri gücün duramayacağını belirttiler. “Kudüs özgürleşene kadar direnişin süreceğini” ilân ettiler. (17 Ocak 2025)

Özellikle son yüzyılda savaş, çatışma, zulüm, katliam ve soykırımlarla acı ve gözyaşına boğulan Müslümanların zafer şenlikleri yapmasının haklı olduğu açıktır. Bu şenliklere İslâm ülkelerinin yöneticileri de katılsaydı ne kadar güzel olurdu! İnşallah, Müslümanlar bu problemi de aşacaklar. Süreç hızla oraya doğru gidiyor. “Millî birlik ve bütünlük” böyle sağlanır.

ZAFER PERÇİNLENMELİ

SON bir asrı geçen süredir yaşadığımız bir gerçek var: Çok kere Müslümanlar savaş meydanlarında kazandıkları zaferi, masa başında kaybettiler. İşte “hassas süreç” burada başlıyor. 16 aydır süren Gazze direnişi bize siyasi iradenin ne kadar “etkili ve belirleyici” olduğunu bir kez daha gösterdi. Durmadan “demokrasi sakızı” çiğneniyor; ama halkların yöneticileri onların yanında yer almıyor. Demokrasi, sömürgeci Batı’nın çıkarları için kullandığı bir aparat görüntüsündedir.

İslâm dünyası uyanık davranmalı; can verme ve şehirlerin harap olması pahasına kazanılan askerî zaferi, sömürgecilerin tuzağına düşerek masa başında kaybetmemelidir. Şuurlu Müslüman, bir delikten iki defa ısırılmaz. Biz, 1 yıllık Erbakan iktidarı döneminde, şuurlu gücün Siyonizm ve sömürgeciler karşısında ne kadar etkili olduğunu yakından gördük.

1996’daki Erbakan iktidarı öncesi İsrail’in Filistin topraklarına saldırısı devam ediyordu. Erbakan Hoca, ilk işlerinden biri olarak, gerektiğinde Filistin’e çıkarma yapabilmek için TSK’den yetki aldı. Bu yetkiyle İsrail’e gözdağı verdi. Böylece 1 yıllık Erbakan iktidarı döneminde İsrail, Filistinlilere karşı “bir tek mermi” bile atamadı. Şehit İsmail Heniye, bunu birkaç kez açıkladı. “Siyasi güç”ün ne anlama geldiğini görüyor musunuz?

Bu süreçte, İslâm dünyasının halkları yasal yollardan, yöneticilerine isteklerini ulaştırmalı; seslerini yükseltmelidir. Yöneticiler halkı dikkate almadan, keyiflerine göre iş yapamayacaklarını bilmelidirler. En azından sömürgecilerle iş birliği yapma manevraları kırılmalıdır. Halk, tuzağı gördüğünü hissettirmelidir.

HAKLAR KORUNMALI

FİLİSTİN’DE 108 yıldır süren işgalle, acı ve gözyaşından sonra, bölgede eski şartlarla istikrar sağlanamayacağı görüldü. Müslüman ve Yahudi toplumun işgal şartlarında bir arada yaşayamayacağı anlaşıldı. Bölge normal şartlarına dönmelidir. 21. yüzyıl dünyası “işgal ayıbı”ndan kurtarılmalı; Filistin toprakları asıl sahiplerine iade edilmelidir. Erbakan Hoca’nın dediği gibi, “Müslüman topraklarında İsrail’in yeri olamaz.”

Barış masasında, mazlum Filistin halkının 108 yıllık mağduriyeti giderilmeli; işgalciye toprak gasbının bedeli ödetilmelidir. Sömürgeci güçlerin işbirlikçilerini kullanarak, Filistinlilerin haklarını çiğnemesine izin verilmemelidir. Gazze’de yapılan katliam ve soykırımı bütün dünya gördü. Netanyahu’nun “savaş suçu” işlediğini, “bebek katili” olduğunu bilmeyen kalmadı.

İsrail’in bölge ve insanlık için ne büyük tehdit olduğunu dünya âlem biliyor. Katledilen, bombardımana tabi tutulan; yanarak, donarak veya açlıktan ölen sâbilerin âhı yerde kalmamalıdır. İşgalciler bütün varlıklarını tazminat olarak verseler bile, Filistinlilerin haklarını ödeyemezler. Gazze savaşı sırasında uluslararası hukuk, uluslararası toplum söylemlerinin içi boş sözler olduğunu gördük.

İslâm dünyasının liderleri, hiç değilse barış masasında Filistin’in yanında olduklarını göstermelidirler ki; suçlarını biraz da olsa hafifletebilsinler! Zalim, katil, terörist, işgalci ve soykırımcılar yaptıklarının bedelini “mutlaka” ödemelidir. Yalnız Allah’a güvenip dayanarak, destanlık çapta büyük ve efsanevî bir zafer kazanan tüm Filistin mücahitlerini tebrik ediyorum! Ümmetin yüz akı, insanlığın ümidi oldular! Selâm Ebu Ubeyde ve tüm yiğitlere!