Geçtiğimiz hafta İstanbul da iki ayrı şiir etkinliği vardı. Birisi, 13-17 Mayıs tarihleri arasını işgal eden ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi nin "tertip" ettiği/ettirdiği "Uluslararası İstanbul Şiir Festivali"ydi. Organizasyon komitesinin tanımıyla "Dünyanın en önemli şairlerinin buluştuğu" (!) bu etkinlik, doğal olarak güçlü bir sponsor ağıyla (Büyükşehir Belediyesi nin yanı sıra, başka sponsorlar, mesela Hürriyet Gazetesi) ve etkili bir sekreterlikle desteklenmişti. Özellikle bu sekreterliğin hazırladığı paket haberlerle sayfalarını donatan gazeteler, festivalin sanat ve edebiyat ortamlarında haksız bir şöhret kazanmasına vesile olmuştu.
Peki, şu "dünyanın en önemli şairleri" sıfatını hak etmiş olanlar kimlerdi
Kimler yoktu ki Yabancı uyrukluları bir kenara koyarak tasvir edelim: Hükümet partisinin değerli milletvekillerinden tutun da İstanbul Büyükşehir Belediyesi nin bünyesinde bir şekilde görev almış direktörler, koordinatörler, danışma kurulu üyeleri, bazı kamu kurumlarının üst mevki idarecileri, ayrıca her devrin adamı niteliğini taşıyan gelenekçi plastik şiir yapımcıları ve onların işaret parmağı hizasına denk düşen genç şair ve şaire adayları! Bu listeye onursal başkan olarak, festivalin basın sponsoru gazetenin kültür sanat sayfası yazarını ve yine aynı gazetenin müteşair bir diğer yazarını da ekleyiverin (Sahi Özdemir İnce, ne zaman unutmuştu AKP lilere karşı yaptığı kabalıklarını )
"Aralarında hiç şair yok muydu " diyenlerinize cevabım şu olacak: Vardı elbet, kırk küsurluk listede hiç şair olmaz mı Fakat bunca ehl-i keyf (salıncak, düzeltiyorum, Boğaziçi vapuru) müteşairanı arasında onların sesi soluğu ne kadar çıkabilirdi
Şu halde, birkaç istisnai isim hariç, iyi pazarlanmış "Uluslararası İstanbul Şiir Festivali"nin üstünü çiziyor ve bizim büyük önem atfettiğimiz ikinci etkinliğe geçiyoruz
İkinci şiir etkinliği, üniversite öğrencileri tarafından kurulmuş mütevazı bir grubun hazırladığı bir şiir şöleniydi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin oluşturduğu Edebiyat Bülteni topluluğunca düzenlenmişti ve bu yıl 17. si gerçekleştiriliyordu.
"Şiir, Yalnızca Şiir" özlü sözünü düstûr edinmiş olan gençler, dar imkânlarına rağmen, samimi ve hakiki bir şölene imza atıyorlardı.
Bir defa, bu genç arkadaşlar bu yılki şöleni değerli şairimiz Erdem Bayazıt a hediye etmişlerdi. Erdem Bayazıt, şölen içinde şiir ve filmlerle anılmıştı.
Bunun yanı sıra, davetli şairlerin niteliği de önemliydi. Nitekim, gecede şiirlerini okuyan şairler arasında İstanbul un yanı sıra, Anadolu nun çeşitli şehirlerinden gelen ve her şeyden çok insan onurunu ve şiiri önceleyen isimler yer alıyordu. Halkın içinden çıkmış olan bu emekçi şairlerin okuduğu şiirler de doğal olarak aydınlatıcı, irşad edici metinlerdi.
Şu halde fazla söze gerek yok, ikinci etkinlik sahici şiire beşiklik etmekteydi.
Öyleyse, bu sahici metinlerden yapacağım birkaç alıntıyla yazımı noktalamalıyım:
İşte, Bahaattin Karakoç, bir "Tevhid"le yanık yanık sesleniyordu:
"senin topraklarında her mevsim bereketli
âşıklar şirin muhabbetli, derin hürmetli
bulutlardan bulutlara kaya kaya
insem başı karlarla taçlı bir dağa
sen orada da tekmil varsın ey maya!
ay da güneş de seni koklayarak doğar
bütün kokularda senin imzan var"
Bünyamin Doğruer, tarih içinde dinamik bir gezintiye çıkıyor ve bize İskilipli Atıf Hoca yı takdim ediyordu:
"/Ölüm gözlerimde bugün
Üzerinden çok geçilmiş bir yol gibi/
Yorgun günlerde
Çağdaş bir felaket yaşıyorduk
Hep geceydi
Ayın çekim alanında
Şefin iki dudağı arasında çalkalandık
Bir yandan el kitabım küle çevriliyordu
İpekler paçavraya
Böylece sunuldu çağdaşlık kanlı bir iğne ucunda"
Mürsel Sönmez, yeryüzündeki mazlum coğrafyaları anlattığı şiirinin sonunu şöyle bağlıyordu:
"esenlik şarkılarına notalar yazsın zaman
hamle hamle üstüne biriksin alın teri
ve gözyaşı katılsın bileğin demirine
işte yanan harita, işte gözyaşı seli
tecelliye dokunsun artık sâhib-i zaman
duvardaki zülfikâr atıyor üstündeki yastan pası
kirpiklerini oynatıp kımıldıyor göğsümün mavi atlası"
P. K. 205, Ulucami, BURSA - www.cevatakkanat.blogcu.com