"İnsanların hoşlanmadığı üç şey ne güzeldir"
Ebu Zerr (ra) bir keresinde Kâbe‘nin yanında durarak: "Ey insanlar! Ben, Gıfar kabilesinden Cündüb isimli kişiyim. Sizleri seven ve daima iyiliğinizi isteyen bir kardeşiniz olarak sözlerime kulak veriniz!" dedi.
İnsanların etrafına toplanması üzerine de şunları söyledi: "Sizden biriniz bir yolculuğa çıkmak istediğinde o yolculuk için gerekli hazırlıkları yapar mı?"
İnsanların: "Evet, tabii ki yapardı" demeleri üzerine de: "İşte bu yolculukların en uzunu kıyamet yolculuğudur. O halde onun için gerekli hazırlıklarınızı yapınız!" dedi.
Çevresindekiler: "Peki neler hazırlamalıyız?" diye sorunca da şöyle buyurdu: "Bu yolculuğun büyük sıkıntılarından kurtulmak için hacc yapınız. Kabirlerinizden kalkıp da mahşer yerine varıncaya kadar yürüyeceğiniz uzun yol için sıcak günlerde oruç tutunuz.
Kabirlerin vahşet ve yalnızlığını düşünerek gece karanlığında namaz kılınız. O büyük günün zorluklarından kurtulmak istiyorsanız ya hayır söyleyiniz yahut da susunuz. Sahip olduğunuz mallarınızdan sadaka veriniz. Günlerinizin yarısını helalinden kazanmak diğer yarısını da ahiretiniz için geçiriniz. Üçüncü bir şeyle uğraşmanız ise size fayda değil zarar verir. Malınızı iki kısma ayırın; bir kısmını aile efradınıza harcayın, diğer kısmını ise önden, ahiretiniz için azık olarak gönderin. Malınız konusunda bunların dışında yapacağınız şeyler size ancak zarar verecektir."
Sonra yüksek sesle: "Ey insanlar! Sizleri sonu olmayan ve asla ulaşamayacağınız bir hedefin hırsı öldürmüştür" buyurdu. [Hilye I/165 ]
"İnsan bu dünyaya ölmek için gelir. Yıkılıp harap olması için ev yapar; sonsuz olanı terk edip geçici şeyler uğrunda tüm güçlerini harcarlar. İnsanların hoşlanmadığı şu üç şey ne güzeldir; Ölüm, hastalık ve fakirlik"
Hz. Ali‘nin son sözleri
Oğlu Hasan‘a söylediği dört nasihat!
Hz. Hasan, İbn Mülcem tarafından hançerle ağır şekilde yaralanan babası Hz. Ali‘nin huzuruna ağlayarak girdi. Hz. Ali ona niçin ağladığını sordu. O da: "Sen ahiretin ilk, dünyanınsa son gününde bulunduğun bir sırada nasıl ağlamayayım?" cevabını verdi.
Bunun üzerine Hz. Ali: "Oğlum! Dörder nasihatten oluşan su sözlerimi iyi dinle ve sakın unutma. Çünkü bunları unutmadığın sürece hiç bir şey sana zarar veremez" dedi. Hz. Hasan‘ın: "Babacığım! Bunlar nedir?" demesi üzerine de şöyle buyurdu:
1) "En büyük zenginlik akıl, en büyük fakirlikse ahmaklıktır. En büyük cehalet (bilgisizlik) kendini beğenmişlik; en büyük şeref de güzel ahlaktır."
Hz. Hasan: "Babacığım diğerleri nelerdir?" diye sorunca Hz. Ali şunları söyledi:
2) "Sakın ahmaklarla arkadaş olma. Çünkü ahmak bir insan fayda vereyim derken sana zarar verir. Sakın yalancılarla dost ve arkadaş olma! Çünkü böyle bir insan sana uzakları yakın, yakınları ise uzak gösterir. Sakın cimrilerle dost olayım deme; çünkü ihtiyacının olduğu şeyleri senden esirger. Sakın kötü insanlarla arkadaşlık yapma; çünkü kötüler seni çok ucuz bir şeye dahi satar."
3) "En iyi dost güzel ahlak, en iyi arkadaşsa akıldır. Edeb de en güzel mirastır. İnsanın kendisini beğenmesinden daha büyük vahşet yoktur."
4) "Söyleyene değil, söylediği şeylere bak. Menfaate dayanmayanların dışında bütün dostluklar bir yerde kesilmeye mahkûmdur" [Beyhaki]
Ebu Ubeyde, ordusuna nasihat ediyor!
Cennetle müjdelenen sahabilerden Ebu Ubeyde bin Cerrah askerlerinin arasında dolaşarak şöyle diyordu: "Tertemiz elbiseler giyen nice kimseler vardır ki dinlerini kirletirler. Siz geçmişte yaptığınız kötülükleri yaptığınız iyiliklerle temizlemeye çalışınız. Herhangi birinizin işlediği yerle gök arasını dolduracak kötülükten sonra bir hasene (iyilik) yapması bütün o kötülükleri silip süpürecektir" [Ebu Nuaym]
Muaz bin Cebel‘den öğütler!
Adamın biri Muaz bin Cebel‘e geldi ve "Bana bir şey öğret" dedi. Muaz‘ın: "Öğreteceğim şeyde bana itaat edip onu yerine getirir misin?" demesi üzerine de: "Bu konuda bütün gücümle çalışacağıma söz veririm" dedi.
Bunun üzerine Muaz bin Cebel şunları söyledi: "O halde bazı günler oruç tut, bazı günler ye! Namaz kıl fakat uykudan da nasibini unutma. Rızkını temine çalış ama bunu yaparken de sakın doğruluktan ayrılma! Ancak Müslüman olarak öl ve mazlumun bedduasını almaktan da sakın!"
Dünyadaki nasibini, ahirettekine tercih etme!
Adamın biri, misafirlerini uğurlamakta olduğu bir sırada Muaz bin Cebel‘in yanına geldi. Muaz ona şunları söyledi: "Sana şu iki şeyi tavsiye ediyorum: Bunların gereğini yerine getirirsen kurtulursun. Şunu asla unutma ki dünyadaki nasibin seni mutlaka bulacaktır. Asıl önemli olanı ve kendisine muhtaç olduğun, ahiretteki nasibindir. Sen ahiretteki nasibini dünyadakine tercih et. Öyle ki her nereye gidersen git o da seninle birlikte olsun."
Ölmeyecek cesetlerle kalınacaktır
Amr bin Meymun el-Evdî şöyle anlatıyor: Muaz bin Cebel bir gün aramızda ayağa kalkarak şunları söyledi: "Ey Evdoğulları! Ben Hz. Peygamber‘in elçisiyim. Biliniz ki dönüş Allah‘adır. İnsanın yolculuğu ya cennete ya da cehennemde son bulacaktır. Buralar dönüşü olmayan ikametgâhlardır. Buralarda ölmeyecek cesetlerle sonsuza dek kalınacaktır."
Namazlarınızı bir daha kılamayacakmış gibi kılın!
Muaz bin Cebel oğluna şunları söylemiştir: "Oğlum! Namazlarını bir daha hiç kılamayacakmışçasına veda eder gibi kıl! Şunu bil ki mü‘min bir takdim ettiği (yaptığı) diğeri geride bıraktığı iki güzellik arasında ölür."
"Bu üç şeyi yapan, Allah‘ın gazabına uğrar"
Muaz bin Cebel şöyle buyurmuştur: "Şu üç şeyi işleyen kimseler Allah Teâlâ‘nın gazabına uğrarlar: Gereksiz yere gülmek; uyanmamacasına deliksiz bir uykuya dalmak, acıkmadan yemek" [Ebu Nuaym]
Muaz bin Cebel şöyle buyurmuştur: "Sizler darlıkla imtihan edildiniz ve buna sabrettiniz. Yakında bolluk fitnesiyle de imtihan edileceksiniz. Sizler için en fazla korktuğum şey kadın fitnesidir. Kadınlar altın ve gümüş bilezikler taktıklarında, Şam yapısı ince elbiseler ve sırmalı Yemen kürkleri giydiklerinde zenginleri yorup fakirlere de kaldıramayacakları bir yük yükleyeceklerdir. [Ebu Nuaym]
Selman-i Farisi‘nin yönetici olan arkadaşına mektubu
Selman-ı Farisi, "Buraya, mukaddes topraklara gel!" diyen Ebu‘d-Derdâ‘ya şu cevabı yazdı: "Hiç bir toprak parçası insanı takdis edemez; onu ancak amelleri takdis edilebilir.
Duyduğuma göre doktor olmuşsun (kadı olarak tayin edilmişsin). Eğer hastalarını iyileştirebiliyorsan ne mutlu sana! Şayet bu işine ehil olmayıp da bu yüzden bir insanın ölümüne sebep olursan cehenneme girmekten kork!"
Bu mektubu aldığı günden sonra Ebu‘d-Derdâ aralarında hüküm verdiği kişileri tekrar çağırtarak onlara: "Ben bu işte henüz yeniyim; bunun için de aranızdaki meseleyi bir kere daha anlatınız" derdi. [Hilye I/205 ]
Selman-ı Farisi‘yi ağlatan ve güldüren üç şey!
Selman-ı Farisi şöyle buyurmuştur: "Üç şey beni güldürdü, üç şey de ağlattı. Ölüm peşinde olduğu halde dünyayı ümit edebilenlere; kendisinden asla gaflet edilmediği halde kendisi gaflet içerisinde yüzenlere ve Rabb‘inin kendisinden razı olup olmadığını bilmediği halde ağız dolusu kahkaha atanlara gülerim.
Diğer taraftan Hz. Peygamber‘den ve onun ashabından olan arkadaşlarımdan ayrılmama, can çekişirken karşılaşacağım zorluklara ve Âlemlerin Rabb‘i olan Allah Teâlâ‘nın huzuruna çıktığımda O‘nun beni cennete mi yoksa cehenneme mi göndereceğini bilemeyişime de ağlarım." [ Hilye I/207]
[Kaynak: M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü‘s-Sahabe, Divan Yayınları]




