Ebû Hanife’nin siyasî iktidarla ilişkileri nasıldı?

Abone Ol

Ebû Hanife’nin siyasî iktidarla olan ilişkilerinde iki husus ön plana çıkar:

Birincisi, ister bizzat siyasî iktidar tarafından ister de iktidara bağlı memurlar tarafından verilmiş olsun, İslam hukukuna uygun bulmadığı kararları açıkça eleştirmesi;

İkincisi ise, iktidardan gelen hiçbir hediye ve görevi kabul etmemesi. Her iki husus da iktidarın öfkesini celp etmiş olsa da, Ebû Hanife’nin bu iki tutumunun ardında iki farklı etken yatmaktadır. Hukukî kararları eleştirirken amacı salt otoriteye muhalefet değildir. Aksine bu davranışının altında yatan sebep, emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker emrine uygun davranma arzusudur. Diğeri ise, ona göre, emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker ifadesinin Kur’an’a göre ifade özgürlüğünü tanımladığını düşünür. Ebû Hanife’ye göre, Kur’anî manada ifade özgürlüğü yalnızca bir hak değil aynı zamanda bir görevdir.

Ebû Hanife ifade özgürlüğünü o denli önemsemiştir ki, yönetici meşru dahi olsa aleyhinde konuşulabileceğini söylemiştir. Hatta bir adım ileri giderek meşru bir yönetici hakkında argoyla bezeli kötü sözler söyleyerek hakaret edenlerin, hatta halifeyi ölümle tehdit edenlerin bile tutuklanmasına cevaz vermemiştir. Sadece sözlerini eyleme döküp silahlı isyana kalkışan veya toplum huzurunu bozanların cezalandırılacağını ifade etmiştir.

Ebû Hanife’nin, şiddete başvurmadan sürdürdüğü muhalif tavrı ve sözleri, yöneticiler tarafından iktidarın meşruiyetine yönelik bir tehdit olarak algılanmıştır. 

Bu nedenle iktidar ve bir kısım bürokratlar çok çeşitli hediyeler ve üst düzey vazife teklifleri ile Ebû Hanife’nin -tabiri caizse- ağzına bir parmak bal sürüp sesini kısmaya çalışmış, fakat Ebû Hanife bu oyuna gelmeyince baskı ve şiddete başvurmuşlardır. Bunun yanı sıra Ebû Hanife’nin İslam’ın özünü bozduğu, fitneci, hatta zındık olduğu gibi söylemlerle imamı halk nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışmışlardır. Ömrünün son yıllarında, Halife Mansur tarafından Kûfe kadısı olmaya zorlanan Ebu Hanife, halifenin huzuruna çıktığında yapılan teklifi reddetmiş ve bu işe ehil olmadığını söylemiştir. Halifenin teklif ve sorularına karşı, Ebu Hanife’nin verdiği cevap ve aralarında geçen aşağıdaki diyalog, Ebû Hanife’nin İslam dünyasının Sokrates’i sözünü hatırlatacak kadar etkili ve manidar olduğu kadar, tarihsel süreçten bu yana ulema-ümera ilişkisi ve mesafesi konusunda iyi bir imtihan vermeyen ve çoğunlukla saray âlimliği ya da saray (iktidar) dalkavukluğu yapagelen Müslüman ulemaya (aydın/entelektüel/akademisyen/gazeteci-yazar vb.) iyi bir ders niteliğindedir:

Mansur: Yoksa bizim gidişatımızı mı beğenmiyorsun?

Ebû Hanife: Ben bu iş için uygun kişi değilim.

Mansur: Yalan söylüyorsun!

Ebû Hanife: Müminlerin emiri bu sözüyle benim bu iş için uygun kişi olmadığıma hükmetmiş oldu. Zira eğer ben yalan söyleyen birisi isem, kadılık görevine uygun değilim demektir. Yok, eğer doğru sözlü birisi isem, size bu iş için uygun kişi olmadığımı haber vermiştim.

Bu keskin mantık karşısında söyleyecek söz bulamayan halife çok sinirlenerek, “Teklifi kabul edeceksin” diye yemin ederek Ebû Hanife’yi zorlamıştır. Bunun üzerine Ebû Hanife de kabul etmeyeceğine dair yemin etmiştir. Yemininden kurtulmak için Ebû Hanife’yi Bağdat şehrinin inşasında kerpiçleri saymakla görevlendirmiş ve şehrin inşası tamamlanınca Halife Mansur, Ebû Hanife’nin, angaryalardan bıkmış ve burnunun sürtülmüş olduğunu düşünmüş ve teklifi kabul edeceğini umut etmiştir. Yine Ebû Hanife hiç taviz vermemiş ve görevi kabul etmemiştir. Hepten öfkelenen halife, Ebû Hanife’yi hapse attırmış, her gün sopa vurdurmuş ve teklifini sürekli yinelemiştir. Ebû Hanife de her seferinde geri çevirmiş, böyle yaptıkça da üzerindeki baskı ve eziyet artırılmıştır. Yetmişine erişmiş yaşlı biri olmasına rağmen fütursuzca aç bırakılmış ve işkence edilmiştir. Ebû Hanife bir rivayete göre işkenceler yüzünden hapiste vefat etmiş ve diğer bir rivayete göre ise hapisten çıkarılmış ancak evinde gözetim altında tutulmuştur. Nihayet halife tarafından zehirletilerek öldürülmüştür.

“Ebu Hanife’nin İlmi ve Siyasi Mirası Ne Oldu?” konusu ile devam edeceğiz…