Ebû Hanife’nin İlmi ve Siyasi Mirası Ne Oldu?-1

Abone Ol

“ebû Hanife’nin Siyasal Fıkhı” isimli bir çalışmadan yola çıktık…

Önce…

“Ebû Hanife’nin Siyasal Fıkhı ve Günümüzde Siyaset-4” başlığı altında 4 (dört) yazı yazdık, ardından.

Sonra…

“Ebû Hanife’nin Siyasî İktidarla İlişkileri Nasıldı?” başlıklı yazı ile devam ettik.

Bu önemli konuya “Ebu Hanife’nin İlmi ve Siyasi Mirası Ne Oldu?” başlıklı iki yazı ile devam edelim ve bilahare “Günümüzde Siyaset” konusuna geçelim…

Kaldığımız yerden devam ediyoruz…

***

Ebû Hanife, zalim iktidarlar tarafından verilen hiçbir görevi ve hediyeyi kabul etmemiş ve bedelini canı ile ödemiştir.

Ancak onun talebeleri resmî görevleri kabul etmişler, uzun yıllar kadılık yapmışlardır. En ünlü talebesi Ebu Yusuf, Halife Mansur’dan sonraki üç Abbasi halifesi döneminde baş kadılık yapmıştır. Hatta devlet üzerinde o denli etkili olmuşlardır ki, Abbasiler Hanefi fıkhını fıkhî mezhep olarak benimsemişlerdir. Diğer bir deyişle, Ebû Hanife’yi işkenceyle öldüren Abbasiler, onun ölümünden sonra Hanefî olmuşlardır.

Fakat Ebû Hanife’nin muhalifliği nedeniyle, resmî görevlerde bulunan talebeleri onun siyasî görüşlerini geri plana iterek sadece fıkhî görüşlerini yaydıkları için siyasal anlamda Hanefilik herhangi bir resmî söylemin alt yapısını oluşturamamış veya desteklememiştir. Hanefilik yalnızca muamelâta ilişkin ameli ve fıkhî boyutuyla yayılmış ve genişlemiştir. Ebû Hanife’nin siyasal fıkhına hiç değinilmemiştir.

Esasında Hanefî fıkhı dediğimiz hukuk sistemi sadece Ebû Hanife’nin görüşlerinden oluşmamaktadır. Hatta Ebû Hanife’nin görüşlerinin birinci planda tercih edildiğini söylemek bile çok güçtür. (Sadece ibadet konularında Ebu Hanife’nin fetvaları birinci plandadır.)

Zira Hanefî mezhebinde verilen çoğu fetvada Ebu Hanife’nin talebeleri Ebû Yusuf ve Muhammed eş-Şeybanî’nin görüşleri tercih edilmiştir.

Tarihsel süreç içinde Ebû Hanife’nin hayatıyla ödediği iktidara karşı mesafeli duran eleştirel tavrı maalesef göz ardı edilmiş, onun siyasi fıkhı ve duruşu yok sayılmıştır. Onun siyasi mirası resmî görevlerinden dolayı talebeleri tarafından sahiplenilmemiştir.

Sünni Müslümanların çoğunda ve Hanefi mezhebine müntesip olduğunu söyleyen İslam dünyasında ve bu arada Türkiye’de de, ne yazık ki, imamın; saray âlimi ve dalkavuğu olmayan, zalim yönetimlere karşı vicdana, ahlâka, adalete ve hakkaniyete dayalı karşı duruş gösteren, aklı, sorgulamayı ve özgür iradeyi ön plana alan görüşleri, fetvaları, ilkeleri hep gizlenmiş ve örtbas edilmiştir.

İslam siyasi tarihinde ulema-ümera ilişkisi, ulemanın çoğunluğunun “saray âlimliği“ne soyunması nedeniyle sorunlu geçmiştir. Buna rağmen ümeranın baskıya dayalı keyfi yönetim ve zulmü karşısında direnen ulemanın varlığı da bir gerçektir.

Bunların başında İslam tarihinin en etkili âlimlerinden birisi olan İmam-ı Azam Ebû Hanife gelmektedir.

Emevi ve Abbasi saltanatının despotik yönetimlerine karşı hak ve adaleti temsil eden duruşu, muhalif kimliği ve siyaseti, döneminin yönetimlerine karşı çıkan muhalefeti, gerek ilmî gerekse de maddî açıdan desteklemesi ve teşvikleri, klasik Ehl-i Sünnet kanadının aksine, istikrar ve otorite talebini değil adaleti ön plana çıkaran bir siyasi mücadele ve direniş sergilemesi, şura ve meşveret eksenli yönetim anlayışı ve nihai olarak akılcı ve özgürlükçü tutumu ile Ebû Hanife; kendi dönemine olduğu gibi günümüze de ışık tutmaya devam etmektedir...

(DEVAMI VAR.)