Düzenin bozulmasıdır kıyamet

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Kıyamet; düzenin bozulmasıdır. Bir kargaşadır, yıkımdır, tahribattır, yozlaşmadır, Batı cehaletinin karanlığında yok olmaktır kıyamet. İlhamını İslam’dan almayan çıkarcı ve faizci düzenlere, Allah’ı hesaba katmayan materyalist eğitime, Batı cehaletinin benimsediği kötü ahlâka rıza gösteren fert ve toplumlar, kıyametten önce kıyameti yaşıyor demektir. Kovid-19 virüsünü istismar ederek, topluma lüzumsuz dayatmalarda bulunan zalim zorbalar, doymak bilmeyen emperyalistler; maske, aşı ve alkollü dezenfektan satışlarından köşe olan tekeller, bize bir yerde kıyameti yaşatıyorlar. İnsanlığı tehdit eden kötülüklerle gerektiği gibi mücadele etmeyi yapmayanların akıbetidir kıyamet. Kıyamet; “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanacaklar” sözü gereği, İslamsız bir ortamda yaşadığını sananların rüyalarından başka bir şey değildir. İnsanın, kendi eliyle; içinde yaşadığı çevreyi katletmesi, fert ve toplumun maddi ve manevi hayatını imha etmesi, kıyamet değil de nedir? Gaflet virüsü, bütün dünyayı sarmış, kalpleri öldürerek şuursuzluk hastalığını bir salgına dönüştürmüş, bu; sözde Kovid-19 salgınından daha tehlikeli ve ölümcül olduğu halde kimse tarafından umursanmıyor. Zina, faiz, içki, kumar, israf, gasp, aldanmak ve aldatmak, materyalist eğitim, sahtekârlık ve zulüm gibi kıyamet alametleri, değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır. Şimdilik görülmeyen bu kıyameti yaşayan kimselerin bunları anlaması kolay olmayacaktır. Kıyamet, düzenin bozulması ise bu düzen çoktan bozulmuştur. Şu ayet üzerinde hakikaten düşünmeye ihtiyaç vardır. Muhammed 18: “Yoksa onlar, kıyametin kendilerine ansızın gelip çatmasından başka bir şey mi bekliyorlar. Oysa onun alametleri gerçekten gelmiştir. Onlara gelip çatınca, ibret almaları neye yarar.” İtikat ve düzen olarak İslam’ı görmezlikten gelen bir hayat düzeni kuran gafiller, ne yaşanılan ahlâki ve manevi çürümüşlükten, ne ekonomik yıkım ve fesattan, ne de uluslararası ilişkilerde içinde bulundukları zilletten ibret almıyorlar. Aklını Kur’an ile işletenler, bilirler ki kıyamet yaklaşmış ve ay yarılmıştır. Kur’an’ın kıyametle ilgili mesajını göz ardı eden kimi hocalar, aydın ve mütefekkirler onlarca zulüm ve tuğyanı, sadece “kıyamet alameti” olarak değerlendirmiş, “başımıza taş yağması yakındır” diyerek zulüm ve tuğyana karşı yapılması gereken cihadı terk ettikleri için, kendileri de kıyamet alameti olmuşlardır.

DİRİ VE ÖLÜ OLMAK

Diri ve ölü olmak bir hâl ve tercih meselesidir. İslam ile yaşayan insanlar diridir. İslam’ı yok sayan Hıristiyanlar, inkârcı ve ırkçı Yahudiler, Budistler, kalbi ve aklı Kur’an bilgisinden mahrum kalmış bilginler ise ölüdürler. Fiziki ölüm; hiçbir zaman, anladığımız şekilde ölmek değil; gerçekte dirilmedir, hayat bulmadır. Ölmek, geçici ve gölge bir hayat olan dünyadan göçmekten ibarettir. Dünya hayatında İslam’la dirilenler, ölümleriyle daha de bir diriliğe kavuşurlar, gurbetten kurtulmuş insanların sevincini yaşarlar. Dünya hayatlarında Batı’nın cahili yaşam düzenini tercih ettiklerinden dolayı ölü olanlar, fiziki ölümleri ile büyük bir azap için dirilirler ve gerçek hayatın ne olduğunu o zaman öğrenirler. Dünyada, ölü kaldıktan sonra ölümle dirilmeleri, cehennem için olacaktır. Dünyada İslam ile dirilenler, fiziki ölümleriyle sürekli, kalıcı bir cennet hayatına adım atarlar. Bu dünya hayatında insanın elde edeceği en büyük kazanç, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bu bakımdan bu hayat; iman ve cihat olup inkârcı, müşrik, münafık Batılılar ve Batıcılar gibi canlı cenaze olmak, hayat süren ölüler olmak değildir. Esas hayat, ruhun hayatıdır, imanın can kafesinde ölü gibi kalması değil, sahibini ve toplumu diriltmesidir. Hayat, Allah’ın ve Resulünün bizi çağırdığı saadet esaslarına uymaktır. ABD, Avrupa Birliği, kapitalist düzen, materyalist eğitim verilerine göre yaşanan bir hayat, ölü olduğunu bile hissettirmeyecek bir kargaşayı, kıyameti yaşamaktır. Faizi dünya gerçeği olarak görenlerin, helali haram, haramı helal sayanların, kıyameti çoktan kopmuş, onlar yaşayan ölülerdir. Biz, sadece onları yaşıyor zannederiz.

AFETLER

En büyük afet; tevhit inancının yerine materyalizmin, adil düzenin yerine faizci kapitalizmin, hakkı üstün tutmanın yerine kuvveti üstün tutmanın, Kur’an ahlâkı yerine Batı ahlâksızlığının, adaletin yerine zulmün, İslam Birliği yerine AB’nin benimsenmiş olmasıdır. Çünkü bunların hepsi, toplumsal afetlerdir. Bu tercihler, toplumların kıyametidir. İslamsız saadet olmaz. Yaşanılan toplumsal afetlere karşı, fert ve toplumlar kendilerini İslam ile korumaya almazlar ise, elleriyle bozdukları düzenin altında kalırlar. İlaç İslam’dır. Sözde Kovid-19 salgınından kurtulmanın tek ilacı da yine İslam’dır. Hâlâ camilerde cemaatle namaz kılanlar, DSÖ’nün fetvalarını Kur’an ve sünnetin yerine koyarak namazlarını kılıyorlar. Peygamberimizin ifadesiyle saflar arasındaki boşluğu, şeytan ve adamları dolduruyor. Bizin âlimlerimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı’mız uyuyor. Millet, üretilen korkudan dolayı Cuma namazını dahi kılmaya gitmiyor. Akrabalık bağları kopartıldı. Kötülükler telkin edilirken, iyilikler yasaklanıyor. Tedbir; İslam’ı itikat ve düzen olarak yaşamaktır. Doğumun ve ölümün planlanması Allah’a aittir. Tedbir, korunmak içindir. Ölüm ecelledir. Hiçbir tedbir, ölüme engel değildir, ancak maddi ve manevi mikroplardan korunmak için gayret etmek gerekir. Hiçbir tedbir, dinin hükümlerini ortadan kaldırmaz. Haram ile korunma olmaz. Bugün özellikle İslam âleminin yaşadığı en büyük afet, İslam’ca düşünüp yaşamamaktır. Çünkü Müslümanlar, İslam’ı atalar dini haline dönüştürdüler. Öğrenerek ve bilerek İslam’ı yaşamak gibi bir dert kalmadı. Bu büyük bir afet değil midir? Dökülüyoruz. Kur’an ve sünnet ile aramıza kalın duvarlar ördük. İnananlar kardeştir. “Büyüklerine ihtiram etmeyen, küçüklerine merhamet edip gözetmeyen bizden değildir” diyen bir peygamberin ümmeti olarak bu esasa ne kadar uyuyoruz? Ondan sonra da Allah’tan yardım ve zafer bekliyoruz. Selam hidayete tabi olanlara…