İki gün önceki yazımda sömürgecilerin yeryüzünde oluşturdukları düzende bir imtiyazlı ülkeler sınıfı oluşturduklarına, böyle devam ettiği sürece de yeryüzünde huzur ve barışın sağlanamayacağına dikkat çekmiştim. Çünkü öylesine bir düzen oluşturulmuş ki, imtiyazlılar yeryüzündeki ülkeler birbirine bile girmiş olsa çıkarlarını koruyabiliyorlar. Olan, sömürgecilerin meydana sürdüğü ülkelere oluyor. Onlar canlarını ve imkânlarını kaybediyorlar, kazananlar zenginler, yani sömürgeciler oluyor. Kısacası kurulmuş olan dünya düzeninde bir imtiyazlılar kesimi oluşturulduktan sonra yıllardır görüyoruz ki, imtiyazlıların istemediği bir olay yaşanmıyor. Yaşanan olaylar da imtiyazsızları imtiyazlıların insafına terk ediyor. Onlar da istedikleri gibi kullanıyorlar.
Filistin’de İsrail saldırıları başladığı günden bu yana medyaya, “Soykırımın suç ortağı ABD ve Batı” başlığı ile haberler yansıyor. Bu arada bir de “Savaşı ABD yönetiyor” başlıklı haberlere de sık rastlıyoruz. Bu haberler de gösteriyor ki, İsrail’in Filistin katliamlarının arkasında Siyonist-Haçlı ittifakı var. Böyle bir ittifak ise elbette Haçlıların ve Siyonistlerin çıkarına hizmet ediyor. Bu bakımdan öncelikli olarak tüm dünyanın söz konusu imtiyazlıları ve onların çıkarlarını korumak üzere oluşturulmuş mevcut siyasi yapıyı doğru değerlendirmek ve bu esaretten kurtulmak için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini araştırmak gerekiyor. Çünkü dünya düzeninde imtiyazlılar sınıfı oluşturulmuş ise Haçlı ve Siyonistlerin işledikleri cinayetler karşısında her gün bir vahşet dile getirmek soruna çözüm olmuyor. Bu bakımdan öncelikli olarak dünya üzerinde yeni bir düzenin kurulmasına ihtiyaç olduğunun geniş kitlelerin farkına varması şart. Bu ihtiyacın farkına varıldıktan sonra yeni bir dünya düzeninin nasıl olması gerektiği üzerinde yoğunlaşma gündeme gelecektir. Ülkemizde öylesine bir algı oluşturulmuş ki, kaynağını dini duygulardan alan bir teklif ile ortaya çıktığınızda oluşturulmuş sahte algılar sebebiyle hemen saldırılar gündeme geliyor. Halbuki, bugün Avrupa Birliği’nin bir Haçlı ittifakı olduğunu söylemek yanlış bir değerlendirme mi oluyor. Eğer öyle ise kurdukları Avrupa Birliği adlı örgü içinde neden bir tek İslam ülkesi yok, Türkiye neden 60 yıldır kapılarında bekletiliyor? Bunun yanında Birleşmiş Milletler neden 5 ülkenin keyfine terk edilmiş, söz konusu imtiyazlı 5 ülkenin arasında niçin bir tek İslam ülkesi bulunmuyor?
Soruları çoğaltmak mümkün. Derdim yazıyı sorularla tamamlamak değil. Sadece içinde yaşadığımız dünyaya nasıl bir anlayışın hakim olduğunun farkına varmak, ardından da kurulacak yeni dünya düzeninin esaslarını gündeme getirmek. Aslında Rahmetli Erbakan Hoca’m ülkemize ve dünyaya gerekli yeni düzenin esaslarının neler olabileceğini hem insanımıza hem de tüm dünyaya anlatmak için 50 yılını verdi. Bu hususta mesafe de aldı. Ne var ki, imtiyazlılar imtiyazlarını kaybetme korkusu ile ülkemize yönelik bir takım entrikalar çevirmeye başladılar ve içeride bulduklar yandaşlar eliyle de ülkemizi bir krizin içine sürüklediler. Bunun sorumluluğunu da ülkemize ve Erbakan Hoca’ma atmaya kakıştılar.
Bu bakımdan kurulacak yeni dünya düzeninde İslam Birliği belirleyici bir yer tutacak. Böylece hakkı esas alan uygulama hayata geçecek. Hakkın esas alındığı bir düzende elbette imtiyazlılara yer olmayacaktır. Böyle bir ortamda soykırımcılar tüm dünya ile dalga geçmeyi göze alamayacaklardır. Aldıklarında da hadleri çeşitli yollarla bildirilecektir. Bu bakımdan hangi ülkenin ne dediğini araştırmaktan çok, hakkın hakim olması için gerekli düzenin kurulmasına kafa yorulduğunda soruna çözüm bulunabilecektir.