Düzeltmek boynunuzun borcu

Abone Ol

Kırk yıllık meslek hayatımda iktidardaki siyâsî partiler hakkında pek çok yazı yazmışımdır. Ancak, AKP ya da yenilenmiş adıyla AK Parti hakkında hemen hemen hiç yazı yazmadım. Yazılarımda doğrudan iktidarı ve iktidarın temsilcilerini muhatap aldım. Niçin? Bana göre, Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey’in resminin üzerini şöyle elinizle kapatın, onu bir tarafa koyun, geriye bir şey kalmaz. Bu parti çatısı altında siyaset yapan değerli şahsiyetler kusura bakmasın, alınmasın. Vâkıâ budur. Siz bunun adına ister istidrac deyin, ister çok tuhaf bir durum deyin, ne derseniz deyin, tablo budur. Onun için bu yazımda da doğrudan sayın Recep Tayip Erdoğan Beyi muhatap alacağım.

Son referandum öncesinde, Sayın Erdoğan’ın bir açıklaması vardı. Kendisinin fâni olduğunu, dolayısıyla son referandumda kendi şahsının fazla ehemmiyeti olmadığını belirtmişti. Doğrusu da odur. Devlet, şahıslar üzerine bina edilmez. Devlette devamlılık esastır. Devlette bağlayıcı olan, asıl olan, kanunlardır, yazılı anlaşmalardır. Yoksa şahısların mücerret sözlerinin, vaatlerinin bir hükmü yoktur.

Sözü son 15 yılda çıkarılan kanunlara, beynelmilel anlaşmalara getirmek istiyoruz. O anlaşmaların kâhir ekseriyetinin ülkemizin ve milletimizin menfaatine olduğunu düşünmüyorum. Onların büyük ekseriyeti AB’ye girmek için çıkartılmış kanunlar ve yapılmış anlaşmalardı. Doku uyuşmazlığı olduğu baştan belliydi. Son referandum sürecinde neredeyse bütün niyetler ortaya çıktı. Mösyöler, AB mâcerası üç-beş yıllık olan ülkeleri AB’ye aldılar, ülkemizi almadılar. Yaklaşık 60 yıldır da kapılarında bekletiyorlar. Ama olan bize oluyor. Maddî-mânevî devamlı kayıptayız. Gümrük Birliği anlaşması ile kaybediyoruz, Avrupa Mahkemesi ile kaybediyoruz. Onların hatırına çıkartılan uyum yasaları ile de sancılanmaya devam ediyoruz. O yasalardan birçoğu, mevcut iktidarın yapısından ve Sayın Erdoğan’ın şahsından dolayı askıda duruyor. Dediğimiz gibi, devlet için bağlayıcı olan şahıslar değil, hukuktur.

Uyum yasaları diye yaklaşık dokuz bin kanun çıkartıldı. Birçok temel kanunlar baştan sona değiştirildi. TCK gibi… Şahsen o kanunlardan bine yakınını okudum, okumaya çalıştım. Pek çoğu hakkında kayd-ı itirazım vardı. O hususları da bazı yazılarımda dile getirdim.

Kim isterse tartışabiliriz. AB’nin ya da stratejik müttefik denilen ABD ’nin (son yaptıkları gözler önünde), ya da başka “dost ve müttefik” (!) ülkelerin hatırına çıkarılan ne kadar kanun ve ne kadar yapılan anlaşma varsa, hepsinin karşısına kocaman bir soru işareti koyabiliriz. Tamamı yeniden gözden geçirilmeli. Vatanperver bir heyet, o yapılan ve devlet için bağlayıcılığı olan bütün yazılı metinleri inceden inceye incelemeli, vatanımızın ve milletimizin aleyhine olanları tespit edip, değiştirilmesini gündeme getirmelidir. (ABD ve NATO üslerinin durumu dâhil)

Ülkemizin ve milletimizin aleyhine olan, bünyemize uymayan, şu anda bizi sancılandıran, ileride kansere dönüştürebilecek olan bütün o müeyyidelerin değiştirilmesi için çalışmak, evvelemirde Sayın Recep tayip Erdoğan Beyin boynuna borçtur. “Yahu kardeşim, başka işimiz mi yok. Şimdi o kadar işin gücün arasında bir de bununla mı uğraşacağım, sil baştan yapacağım!” diyemez. Bunu demeye hakkı yoktur.

Ülke idaresinin bir numaralı sîması şahsî işlerinde yanılabilir, hata yapabilir. Ancak mevzubahis olan devlet ve millet işi ise, bu işler hatayı, yanlışlığı kaldırmaz. Var ise çok âcil olarak düzeltilmelidir. AB ve diğer müttefiklerin politikalarına uygun yazılı müeyyidelerden bahsettik. Aslında hukuk sistemi, eğitim sistemi, dış politika stratejisi, ekonomi sistemi gibi temel konular A’sından Z’sine ele alınıp değerlendirilmeli, bütünüyle millî (yerli ve bağımsız, bütünüyle bize has mânâsında) bir proje geliştirilmelidir. Evet, şahıslar fânidir. Gök kubbede hoş bir sadâ bırakmak isteyenler, mümeyyiz vasfı yalnızca samimiyet olan kimselerin îkazlarına kulak vermelidirler.