Duymak istiyorum!

Abone Ol

Bazen durup dururken bir şey takılır insanın zihnine, takılan o şey bir parçacıktır ve o parçadan bütüne götürecek bir hatırlama girişimine sürükler muhatabını. Zihni sürekli kurcalayıp durur. Bazen de duyduğunuz bir sözün, bir türkünün, bir kitabın peşinden sürekler götürür. Bende de sıklıkla bu durum olur. Bazen dolmuşta son kelimesine, melodisine yetiştiğim türkü vb. bir kıymık gibi saplanıp durur. Onu çıkarmak için zihnim sürekli arar durur. Böylesi durumlarda aklıma hafızamızın ne kadar da unutmaya müsait olduğu gelir, unutkanlığımızın insan oluşumuzdan yani fıtri bir durum olduğunun farkına varırım. Belki de bireysel ve toplumsal hafızasızlığımızın sebepleri içerisinde yer alan en önemli problemlerdendir, unutmak veya zihni tembellik. Geçen gün bangır bangır çalan bir şarkı ile irkildim. “Duymak istiyorum” diyordu. Öyle olduğum yerde kalakaldım. Modern zamanların en büyük hediyesi duyma yetisini insanın elinden alması değil miydi Hiç kimse kendini duyuramıyordu. Bir birimizi duyamıyorduk. Bu kadar gürültünün, tuhaflığın sebebi duyma kabiliyetimizi kaybetmiş olmamızdan ileri gelmiyor muydu

Öyle olmasa her gün, her saat, her dakika arşı inleten zulümleri; yoksunlukları, yoksullukları, sıradanlaşan katliamları, hak ihlallerini duymaz mıydık Yanı başımızda yürüyüp giden korkuları, ölümleri, karanlıklardan yükselen çığlıkları duymaz mıydık   Hani onları da bir tarafa koyalım her gün saatlerce birlikte vakit geçirip, saatlerce konuşup ama hiç duymadan kalkıp gider miydik Şayet duyabilseydik her şey mevcut halinden daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Anlaşmazlıklarımız, uzaklıklarımız, kırgınlık ve öfkelerimiz duyma kabiliyetimizin kayboluşu ile ilintili değil mi Anlık yüzlerce uyarana muhatap olan insan ne yüreğini ne de vicdanını duyabilir Duymayan insan kibirli olur. Duymayan insan açgözlü ve doyumsuz olur. Duymayan insan bencil ve narsist (kendini seven) olur. Duymayan insan nihayetinde zalim olur. Duymak için kulağa değil de kalbe ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Kalbimiz en son neyi duydu, neye kulak kesildi Hangi yara ile ortadan ikiye yarıldı. Hangi durumda sadra şifa bir çırpınma oldu Ya da en son ne zaman ürperdi ki

Kalbimiz sağırlaştığı için etrafımızdaki hiçbir şeyi duyamıyoruz. Örneğin katilleri, sahtekârları, tefecileri kahraman olarak görüyoruz. Duyamadığımız için her Allah’ın günü ölümle yüz yüze gelen Afganları terörist, bizleri daha iyi duyurduğunu düşündüğümüz bilgisayar ve cep telefonunun hammaddesi olan lityumu, kobalt, demir, altın ve bakır madenlerini sömüren ABD’yi ise reel politiğin gereği, üstün ve kahraman olarak görüyoruz.  İşgal edilen toprakları bir yana bırakın, milyonlarca ölümü doğal karşılıyoruz. Hiroşma ve Nagasaki’yi hemen unutuyoruz. Kapalı kapılar arkasında İsrail ile kol kola gireriz. Öte yandan Filistinlilerin sadece gözünü boyarız. Bir de “One minut” ile içimizin yağlarını eritiriz. Sonra İMF ve AB dünyadaki adaletsizliğin, yoksulluğun, buhranların sebebi değilmiş de sanki gariban Yunanlılarmış gibi, akıl sır ermez saçmalıkların peşinden gideriz. İnsanları, ülkeleri sınıflara ayırıp, ardından da iyi niyet elçileriyle ellerimizde makarna torbaları kamp kamp dolaşırız. Sanki yurtsuz kalmalarının, yoksunluklarının sebebi onlarmış gibi kibirle kirli ellerle yardım ederiz. Oysa kan üzerine oyun kuranlar stratejik ortaklarımızdır. 

Kalbimiz katılaşıp,  vicdanımız kuruduğunda kendimizi bile duyamıyoruz. Dedim ya işte bazen bir kıymık saplanır, onu çıkartana kadar zihin hırpalanıp durur. Sürekli düşünmesi gereken zihnimiz hemen kendini başıboşluğa salıverir.  Tam da böyle oldu. Kendime geldiğimde şarkı bitmişti. İnsanlar bir birlerini çiğneyecekmiş gibi yürüyor, trafik bütün gürültüsü ile akıyordu. Yürümeye devam ederken, kulaklıklar yerine kulaklarımıza kenti, kalbimize pahalı oyuncaklarımızı tıkayıp, hayatın günlük akışı içinde kaybolup giderken; o bilindik klişeyi “Hayat devam ediyor” diyerek yapıştırdım anlıma ve yürüdüm. Hoşça bakın zatınıza…

Taş Gemi

“Onlar ki sözü dinler, en güzeline uyarlar” (Zümer-18)

Bize Kadar:

1-Bütün diller, bütün renkler Allah’ın bir ayetidir.

2-Belki dillerimizden dökülenlerin tonu, fonu farklı olabilir ama bu ortak bir yaşam kurmamız için engel değildir.

3-Müziklere kulak ver, göreceksin ki hüznün dili bütün coğrafyalarda aynıdır. Çünkü ikisi de kalp ile konuşur.

4- Mevsimler hep 5. mevsime gider. 5. mevsim, doğmanın-ölmenin mevsimidir.

5- 5. mevsim içinde gurbet, göç, sıla, hüzün ve sevinç barındırır. Bir diğer adı yazgıdır.

6- Tanışıp, kaynaşmak için, bizler milletler halinde yaratılmadık mı ( Hucurat, 13) Ol vakit bu kavga, bu ayrılık niye

7- Hepimiz, Âdem’in (as.) evlatları değil miyiz    O zaman kardeşine sahip çık, onu öteleme…

8- İçinde ırkına dair bir üstünlük anlayışı varsa, kendini yokla!

9- Kimseye kem söz söyleme çünkü kılıç yarası iyileşir lakin söz yarası iyileşmez.

10- Dağıtma iddiasında olduğun şifayı, saadeti hiçbir insandan esirgeme çünkü herkesin saadetini istiyorsun. Ol vakit; incin, kırıl ama kırma.

Dağarcık

“Yoksulluğun ilahi bir plan olduğu büyük bir yalandır. Tanrı açlık ve yoksulluk isteseydi denizde balık, ormanda meyveler armağan etmezdi. Tanrı, insanların ulaşabileceği ve herkese yetecek kadar zenginliği tüm insanlara sunulmuştur ama birileri bunların çoğunu almak için “ Tanrı sizlere yoksulluk karşısında sonsuz ve mutlu hayat verecek” demektedir.

Yoksulluk arttıkça ve Tanrı’nın herkes için verdiği zenginliklere birileri daha fazla el koydukça tanrı adına konuştuğunu ileri sürerek yoksulluk karşısında “Sus” diyen din adamları çoğalmaktadır. Latin Amerika yoksulluk karşısında susanların coğrafyası olmayacaktır.”

(Hugo Chavez)