Duygusal Yoksunluk

Abone Ol

DUYGUSAL yoksunluk bir şeyden mahrum kalmakla ilgili bir

durum değildir. Aksine iç dünyanızda yaşadığınız bir yoksullaşmadır.

Mahrumiyetinizi hiç kimsenin gideremeyeceğine dair keskin bir inanç

taşımaktasınızdır. Aslında her şey sevgi, ilgi anlaşılma ve önemsenme

ihtiyacınızın bir sonucudur. Fakat bu konuda büyük bir umutsuzluğa kapılıp

çaresiz kalırsınız.Kendinizi dört yanı kapalı bir mahzende hissedersiniz.

Burada içine düştüğünüz durumu anlayacak, koruyup kollayacak kimsenin

olmadığını düşünür ve bu mahzende kalmaya rıza gösterirsiniz.Yoksunluğu yoğun

yaşadığınız anlarda beklentileriniz artar. Fakat bu talebinizi gizli tutar ve

içinizde büyük savaşlar yaşarken dışarıda hep güçlü görünmeye çalışırsınız. Bir

küçük sevgi için kendinizden vazgeçer sürekli başkalarına odaklanırsınız.

Duygularınız an be an değişir. Kimi zaman da aşırı talebkâr olur ve taleplerin

karşılanmadığı anlarda öfke duyarsınız. Umutlarınız boşa çıkar, karşı tarafı

suçlar, mutsuzluğunuzun yegane sebebini bu kişi olarak görürsünüz. Kimse benim

halimi anlamıyor, ilgi göstermiyor, destek vermiyor herkes kendi dünyasına

çekiliyor der ve yas tutmaya devam edersiniz. İstenilen şeyleri hakkınız olarak

gördüğünüzden karşı tarafı suçlamaktan bir lahza dahi geri kalmazsınız.

Duygusal yoksunluğun temelinde sevgi ve ilgi açlığı vardır. Çocukluk döneminde

açılan bu yara gittikçe kanar ve ileriki yıllarda kronik bir ağrı olarak devam

eder. Yani bu tür yoksunlukların temelinde annenin de büyük payı vardır.

Anneler çocukları ile aralarına mesafe koyup onları sevgilerinden mahrum

bıraktıklarında kolay kolay kapanmayacak bir boşluk oluşur. Duygusal

yoksunluğun bir başka nedeni ise nesilden nesile geçen aktarımdır. Anneler

çocukluk döneminden itibaren yaşadıkları sıkıntıları abartarak çocuklarına

anlatmaya devam ederler. Bu durum çocukta bir nevi memnuniyetsizliğe ve

yoksunluk duygusuna neden olur. Bu çocuklar yaşamlarında belki de bir çok

kişinin sahip olamayacağı şeylere sahiptirler. Fakat iç dünyalarında sürekli

kaybetme, sevgisiz, ilgisiz, aç, yalnız kalma endişeleri vardır. O yüzden

kendilerini dünyanın en mahrum insanları olarak tanımlar ve hep

yakınırlar.Sevgi açlığı ve yoksunluğun temeli çocukluğa uzanıyor. Peki, bu

durumda ne yapılabilir Kişi sevgisiz büyüdüm deyip kendisiyle yüzleşmekten

kaçınmalı mıdır Yoksa sorunun kaynağına inip korkularının üstüne mi

gitmelidir Şunu unutmayalım, geçmiş yaşantımızda çeşitli mahrumiyetlerimiz

olabilir, sevgisiz ve desteksiz kalıp düşmüş olabiliriz. Ancak eğer istersek

kendi imkanlarımızla kalkacak imkana sahip olabiliriz. Bunun için yoksunluğun

nedenlerini dışımızda değil içimizde aramalı ve çözüme buradan başlamalıyız.

Yaşanan sorun ne olursa olsun merhem kişinin kendisidir. Hepimiz her insan

kadar yoksun her insan kadar da şanslıyız. Yeter ki, sorunlarımızı doğru okumayı

bilelim ve Yüce Yaratıcının verdiği her derde bir de derman verdiğini

unutmayalım.