Gündem

Duyguların eğitimi

Duyguların eğitimi

Abone Ol

Duyguların eğitimi, insanın ontolojik varlığının ve ayrıcalığının, biricikliğinin su yüzüne çıkmasını ve onun konumunun, evrendeki yerinin  belirlenmesini sağlıyor.

Çünkü, içinde bulunduğu durumun ve yaptığı eylemin farkında olan ve sorumluluk yüklenen tek varlıktır insan... Evrende yalnızca insana has olan  duygular, aynı zamanda kişinin bütün eylemlerini harekete geçiren ve yönlendiren bir iç kuvvettir. Eğer yaptığınız işten keyif almasanız, üzülmeseniz, yerilmeseniz, sevinmeseniz, ağlamasanız, heyecanlanmasanız, boş bir araziye terk edilmiş cansız bir nesneden farkınız olmaz...

Bizi harekete geçiren ve karar vermeye teşvik eden birincil kuvvettir duygularımız... O yüzden, aklımızı, zihnimizi, irademizi eğitirken aynı şekilde duygularımızı da eğitime tabi tutmalı ve doğru yönlendirmeliyiz.

Modern kültürde, birey ve toplumların, akademik eğitim ve yönelimlerine önem verilirken, duyguların eğitimi ve yönlendirilmesi her zaman göz ardı edilmiştir. Bunun sonucunda da, dürtüsel hareket eden, yasak, haram ayıp tanımayan, bireysel ve toplumsal sınırları delen insanlar ortaya çıkıyor. İnancımızın bize gösterdiği güzergahta ise duygular iradeye, irade akla akıl da imana tabi olmakta ve duygularımız bu hiyerarşi çerçevesinde koordineli olarak hareket etmektedir.

Duyguların eğitimi, insani eğilimlerimizi geliştirmemiz ve yaşadığımız toplumda huzur ve iyilikseverliği ifade etmemiz açısından da gereklidir. Bunun için gündelik hayatta pozitif duygular geliştirmeyi, olayların içinde mutluluk aramayı, insanlarla bir paylaşım içinde olmayı öğrenmeli ve bunun gerekli olduğuna inanmalıyız. Sıradan bir günde dışarı çıktığımızda, ruh ve duygu dünyamıza renk katacak bir dize olaylar yaşarız. Güneşin başımızı okşaması, nefes alıp veriyor olmamız, dostlarımızla karşılaşmamız, işlerimizin yolunda gitmesi ya da, üzüldüğümüz bir olayla karşılaşmamız, kayıplarımızın olması... Bütün bunlar yaşadığımız hayatın içinde sürekli tekerrür eder ve bizlerle uyumla hale gelir.

Hayatımızın seyri her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir. Bazen de, hüzünlendiğimiz, hoşlanmadığımız olaylar yaşarız. Böyle zamanlarda duygularımızı doğru bir şekilde yönlendirmeli ve belli sınırlar içinde kalmasını sağlamalıyız.

Sevginin oldukça zengin bir dili vardır ve bunu ifade etmeyi öğrenmekte duyguların eğitimiyle mümkündür. İnsan Allah‘ı sever ve ona iman eder, yakınlarını, işini kariyerini, çocuklarını, tabiatı, sanatı ...sever ve bunları sevmekle kalmaz  sevdiğinin de farkına varır. Aslında fark etmek aynı zamanda duyguları doğru yönlendirmeyi,  hayattan keyif almayı ve Yaratıcı‘ya  şükretmeyi de beraberinde getirir.

Bu anlamda duyguların başı boş olmadığını ve  kontrol edilmesi, yönlendirilmesi gerektiğini bilmek işimizi kolaylaştıracaktır. Günümüz insanı bu kontrol mekanizmasından yoksun olduğundan, duygularını aklının ve iradesinin önüne geçiriyor... Oysa içimizde binlerce duygu ve düşünce  kırıntıları belirse de, her birini aklın süzgecinden geçirmeye ve doğru şekilde yönlendirmeye ihtiyacımız vardır.

Sevmek güzel bir duygudur ama meşru olmalıdır

Takdir etmek güzeldir ama iyi şeyleri takdir ederiz

Onaylamak güzeldir ama doğru şeyleri onaylarız

Para kazanmak güzeldir ama meşru olması önemlidir

Duygularımız bizi baskılayarak, sonu görünmeyen bir yolculuğa teşvik edebilir ama bizler her zaman onları akıl irade ve iman süzgecinden geçirerek ehilleştirir ve meşru hale getiririz.

Aile içi eğitim

Emanet bedenler

Gün içinde ekrana kilitlenen ve kendini buradaki sanal dünyaya kaptıran kadınlarımız vardır. Onlar hangi artist, hangi şarkıcı, hangi meşhur kadın nasıl giyiniyor, yılın moda rengi ya da saç modeli nedir? Hangi kadın ne kadar kilo vermiş, kimler estetik operasyondan geçmiş? Bütün bunları hiç aksatmadan izleyip bu akışa uyum sağlamaya çalışırlar ve yarışa nasıl kapıldıklarının ya da nereye doğru sürüklendiklerinin farkında dahi olmazlar... Çünkü bu programlar, kadınlarımızın ruh ve duygu dünyalarını vuruyor ve onları bir şekilde tesir altına alıyor.

Eşik algımıza yavaş yavaş işlenen   kadın modeline uyabilmek için bu kimseler, varını yoğunu harcıyorlar ve bir zaman sonra kendilerini bu yarışa iyice kaptırarak yok olup gidiyorlar. İlgi ve alakasını sadece fiziksel varlığına adayan kadınlar, bedenleriyle ilgili küçük bir sorunu büyütüp kompleks duyuyorlar ve kilolarına, alamadıkları giysilere, takip edemedikleri moda figürlerine ulaşamadıklarında da kendilerini değersiz hissediyorlar, güvensiz ve sikil bir hayat sürüyorlar. Temelde, İslami bilgi ve şuurdan yoksun olan bu kimseler çarpık bir anlayışa sürüklenerek, yürümekte oldukları yolun kendilerini nereye götüreceğini bilmeden öylece yürüyor.

Sanırım, bu akıntıdan, bu dibi görünmeyen uçurumdan kurtulmanın tek yolu kişinin kendisine nereden gelip nereye gittiğini sormasıyla ve bilincini yeniden uyandırmasıyla mümkün olacaktır. Biliyorsunuz, bu soruları küçük yaşlarda her birimiz yakınlarımıza sorarız ve aldığımız cevaplar doğrultusunda bir hayat çizgisi oluştururuz...

Niçin geldik? Kul olmak için,

Nereye gideceğiz? Ahirete.

Dünya ve Ahiret mutluluğunun formülü ne? İyi bir Müslüman olmak

Aslında insanoğlunun potansiyel olarak doğruyu arama ve doğruya eğilim gösterme isteği bu sorularla başlıyor ve sürekli devam ediyor.

İsterseniz, şimdi, bu soruları yeniden soralım ve hayatımızı irade süzgecinden geçirerek, bilinç seviyemizi yeniden aktive edelim. Bunu başardığımızda, Allah‘ın bizim görüntümüze  değil, gönlümüze ve yaptıklarımıza baktığını idrak edip, zamanımızı ve emeğimizi bu alana yatırmayı tercih edeceğiz buna inanın...

Düşünün... Kaş, göz, yüz, boy, akıl, ruh... Her şey yaratıcının mülkü ve ona ait... Bizler ise bu emanet bedenlerde sonsuzluğa doğru yürüyen birer yolcuyuz.

Zaten bizler, varlığımızı taşıyan bu beden kabına bir süreliğine konaklamak için gelmedik mi?

Bedenlerimiz, konaklama sürecinde yaşadığımız, hayatımızı sürdürdüğümüz bir mekan  değil mi? Elbette bu mekana gerekli ihtimamı göstermeli ve onu korumak için elimizden geleni yapmalıyız. Ama asıl olan buradaki varlığımızın kalitesi, evin içindeki kimliğimiz, bizi biz yapan o öz, o çekirdek...

Bunu idrak ettiğimizde,  bütün ilgi ve alakamızı bizi taşıyan kabuktan çekerek, ruhumuzun hizmetine sunabiliriz. Bunu idrak ettiğimizde, üç kilo fazlam var, kaşım, saçlarım, göz rengim standartlara uygun değil diye hayıflanmayı bırakıp,  kendim için ne yaptım, hayatımı nasıl güzelleştirebilirim, ahretim için neler yapabilirim diye düşünmeye başlarız...

Birkaç söz

Ben değerliyim

Ebeveyninin kendisini dinlediğini ve soru sorduğunda cevap vereceğini düşünen çocuk ben değerliyim duygusunu yaşar. Kendini değerli ve önemli gören çocuk ileride başarılı ve aktif bir birey olur...