Duygu kontrolünün toplumsal anlamı

Abone Ol

Komşumuz Irak ta çeyrek asırdan beri kent meydanlarında

bombalar patlıyor. Bu saldırılarda onlarca insanın ölümü sıradan bir haber

olarak geçiyor. Aynı yöntemle sonuç almaya çalışan güçlerin yeni adresi

Türkiye nin büyük şehirleri.

11 Eylül saldırısı sivillere yönelik tarihin en büyük

intihar saldırısıydı. Metropol şehrin ortasına düşen uçaklar sadece

gökdelenleri yıkmadı. Dünyanın siyasal, sosyal ve psikolojik teamüllerini

yeniden yapılandırdı.

Konforlu yaşama biçimiyle modern kent insanının

gündeminden hayli uzakta duran şiddet, artık onların yanı başındaydı. Şiddetin

onlara göre yeri ve yurdu belliydi. Çok geçmeden bu düşünce yerini buldu ve

şiddetle anılan coğrafyaya haddi bildirildi.

İkiz kuleler saldırısı bir Hollywood klasiği gibiydi:

Kötülerin kötülüğü sergilenir, ardından bundan yara alan birileri masum duruma

düşer. Filmin aktörü ortaya çıkarak masumların hesabını kötüden sorar.

ABD li düşünür Chomsky, teröre karşı sonuç almak

konusunda küresel aktörleri samimi bulmuyor. Michael Stohl dan bir alıntı

yapıyor: Geleneksel olarak, ama sadece geleneksel olarak, büyük güç

gösterilerinin ve güç kullanma tehditlerinin bir terörizm değil, iknaya yönelik

diplomasi olarak tanımlandığını kabul etmeliyiz. Ama şunu da ekler: Büyük

güçler, kendileri de sık sık tehdide ve şiddete başvurmasalar, bunları

teröristçe olarak nitelerdi. Eğer entelektüel Batı kültürü birinci

anlamı, yani asıl anlamı kabul etse (ki bu pek mümkün değildir),

terörizme karşı çok farklı bir savaş verilirdi.

Doğrusu siyasete şekil veren küresel aktörler sonuçta bir

algı oluşturmaktadır. Köşeye sıkıştırılacak ülke yönetimleri, bir düşünceye ya

da dine mensup kitleleri manipüle etmek adına psikolojik savaş için şiddet bir

araçtır.

Meselenin bu şekilde dizayn olması şiddetin yükünü çeken

toplumlar için bilinçli davranmayı ilzam eder. Bedel ödeyen toplum,

oluşturulmak istenen algıya direnerek şiddet dilini geçersiz kılabilir. Bu

anlamda düne göre daha duyarlı bir toplumsal şuurdan söz edebiliriz.

İnsanların alışageldikleri hayat biçimi yapılan

saldırılarla bir anda değişir. Yoğun duygular arasında gerçekçi bir analiz

yapmaktan uzaklaşır insan. Ancak bir ülkeyi karıştırmak için araç olarak

kullanılan örgütlere indirgenmeyecek büyüklükte bir kötülük var. Duygu kontrolünü

bu oyunu bozmak için yapmalı.

Bedel ödemeyi toplumlara bir kader olarak sunan güçlere

karşı toplumsal şuur, bir savaş seferberliği gibi canlanmalıdır. Çanakkale ruhu

nasıl toplumu bir hedef etrafında birliğe taşıdıysa, savaş provası kabilinden

yapılan saldırılara karşı aynı hassasiyet gösterilmelidir.

Toplumu var eden değerler manzumesi zor zamanlarda sağlam

bir bağdır. Muhtemel saldırılarla elde edilmek istenen küresel algı

beklentisini boşa çıkarmanın birinci kuralı duygu kontrolüdür. Panik yapmak

yaşanılacak olayı ortadan kaldırmaz. Sadece krizi daha kötü yönetmenize sebep

olur.

Küresel anlayış zayıf donanımlı insan yapısını ve buna

bağlı olarak kırılgan bir toplum yapısını bu çağ insanına hediye etti. Batı

metropol insanının seküler kültür içinde, bir yaprak gibi titreyen yüreğini

anlayabiliriz. Manevi neşvünema ile karılmış ruhların, dünyanın acılarına karşı

tarihi hafızasında yeterince zengin örnekler var.

MANEVİ DİNAMİKLER

GERİLİMİ YÖNETİR

Toplumsal olaylar bireyin duygularını altüst eder. Korku

dağları bekler. Büyük meydanlarda kalabalıklar arasına giremezsiniz. Terörün

istediği budur. Sizin duygularınız üzerinden nemalanır.

Kaygı duyduğunuz olaylar, düşündüğünüzde çok zayıf bir

risk taşır. Büyük şehirlerde yaşanan gerilim için öncelikle mantıksal pratikler

geliştirilebilir. Şöyle düşünelim geniş yerleşim alanlarına ve kalabalık nüfusa

sahip şehirlerde bir olay birkaç saniye içinde gerçekleşiyor. Bu kadar

değişken; yer, zaman ve kalabalık arasında ihtimalin milyonda bir olması kişiyi

yersiz panikten kurtarır. 

Kaldı ki manevi dinamikleri olan bir toplumuz. Terörle

gelecek ölümü, muhtemel olan öteki riskler gibi görmeliyiz. Ecel gerçeği her

inanan kişinin gündeminde olmalıdır. Şartlar ne olursa olsun ecelin ancak kader

dairesinde olması kişiyi her zaman diri tutan bir psikolojidir.

Öfke kişinin ummadığı beklemediği bir darbe ya da

istemediği bir sonuçla karşılaştığında yaşanır. Halka karşı şiddet kalkışması

öfkemizi pozitif bir alana taşıyabilir. Mesela kişi bu saldırılar beni

öfkelendirerek paniklememe yönelik yapılıyorsa, bunu yapmayarak karşılık

vermeliyim diyebilir.

Yaşanılan şok kişiden kişiye farklılık gösterir. Bunun

için öncelikle etrafımızda duygusal olarak, direnci zayıf olan yakınlarımıza

olumlu telkin vermemiz toplumsal direnç için önemli bir etkendir. Çünkü güven

duygusu bir şekilde akil insanların toplumu dinamize etmeleriyle mümkün olur.

Kaldı ki umudun teşvik edildiği karamsarlığın hakir görüldüğü bir dinin

mensuplarıyız.

SONUÇ ALMANIN

ŞİDDET DİLİ

Ankara saldırısının doğrudan halka karşı olması

psikopatik bir arka plan oluşturuyor. Bu tip bir eylemde saldırıyı

gerçekleştirenin ne denli bastırılmış öfkesinin olduğu ve bunun sosyo ekonomik

sebepleri tahmin edilebilir. Saldırıyı yapan kişiye halkı öldürme telkini

yapanların çarpık fikirleri, onların ideolojik tutumdan çıkar amaçlı bir suç

örgütüne dönüştüklerini gösteriyor. Eğer insanlara daha iyi bir hayat vaadi

varsa bu, onları ortadan kaldırarak nasıl yapılır

İntihar saldırısı yapanın psikolojisi ideolojik olmaktan

çıkarak sosyopsikolojik bir etkene dayanmaktadır. Yani dava esasına göre

hareket etmek ya da devrim teranelerinin geçersizliği eylem biçimleriyle bir

kez daha ortaya konmuştur. Onlara gönül verenlerin duygularından sıyrılmaları

durumunda bu çarpıklığı görmeleri mümkündür.

Küresel güçlerin bir payandası olan örgütlerin öncelikle

neyi hedeflediklerine bakmalı. Bu kez halkın doğrudan hedef alınması, iki halkı

birbirine karşı kışkırtmayı amaçladıklarını gösteriyor. Terör bu kez toplumda

panik üzerinden nemalanmak istediği için bu kozu onlara vermemeli. Bu sebeple

kardeşlik duyarlığını muhafaza etmeli.

Örgütlerin, küresel aktörlerin koynuna daha çok sokularak

devşirdikleri kudret, masum insanların kanlarına bulaşmıştır. Tarih, bu yolla

sonuç alamayanların hikayeleriyle doludur.