Duyarsızlaşmak

Abone Ol

İnsanların bu dünyada yalnız yaşamaları mümkün olmayacağı için yaşadıkları diğer insanları önemsemesi gerekiyor. Her fert insan olarak ayrı bir şahsiyetken aynı zamanda toplumun da bir parçasıdır. Buna karşın merkezde kendisinin olduğu ve toplumun kendi etrafında döndüğü zannıyla insanın yaşaması toplumsal ahenge aykırıdır. Birlikte yaşamanın gereği olarak, her insanın diğerlerini de içine alacak bir ilgiyle yaşaması zaruridir. Biz buna başkalarının derdiyle dertlenmek diyoruz. Nasıl ki, toplum olmanın nimetini birlikte paylaşıyorsak külfetlerine de birlikte katlanmamız gerekiyor. Bir insanın yüküne omuz vermek, acısına teselli sunmak, derdine çare bulmak toplumsal ahengin vazgeçilmezleridir. Bunun için toplumun her bir ferdinden duyar sahibi olmasını beklemek en doğal hakkımız.

İnsanların başka insanların sorunlarını gündemlerine alması, toplumsal meselelere karşı ilgisiz kalmamaları günümüz açısından olumlu bir gelişmedir. Fakat yine de duyarlılık konusunda bir kaos ortamını yaşadığımızı söyleyebiliriz. Acaba günümüzde gösterdiğimiz duyarlılıklar aynı zamanda gizli bir duyarsızlığı besliyor olmasın. Bunu anlayabilmek için karşılaşılan sorunları özne ve nesne olarak biraz da tersten okumak zorundayız.

Elbette biz burada gösterilen duyarlılığı başkaları adına niyet okuyuculuğu yapacak değiliz. Fakat duyarlılık gösterenlerin olaylardaki özne ve nesne farklılığındaki tutumlarına dikkat çekmek gerektiği kanaatindeyiz. Bu da bize aslında duyarlılık adına gözümüze sokulanların duyarsızlaşmakla aynı anlama geldiğini gösterebilir. Bir de duyarlılığın mekânsal karşılığının sosyal medya olmasının başka bir duyarsızlığa kapı araladığını ifade edebiliriz.

Özne ve nesne farklılığının duyarsızlaşmaya neden olmasını sosyolojik mensubiyetin kutuplaşma ve kinleşmeye varan ayrışmasına bağlayabiliriz. Çünkü burada artık sorunun içeriğinden çok öznenin kim olduğu önemlidir. Etkilenene karşı gösterilen duyarın şiddetini hatta bilfiil duyarın varlığını belirleyen temel ölçüt öznenin sosyolojik mensubiyetidir. Özne üzerinden bu sosyolojiye vurulacak her darbe etkilenenin yaşadığı soruna çözüm olmaktan ya da yaşanan acıyı hafifletmekten daha önemlidir. Buna karşın öznenin kendi sosyolojik alanına dâhil olması kişileri o soruna duyar göstermekten alıkoyabiliyor ya da şiddetin dozunu da düşürebiliyor. Bir de öznenin bizzat kendisinden daha çok kutuplaşmanın getirdiği kinleşmeyle sosyolojik mensubiyete yöneltilen eleştiri o sosyolojiye mensup olanlarca olayın öznesine karşı savunma refleksine ya da olayı önemsizleştirmesine neden olabiliyor. Bu durumlar tüm kesimler için aslında farklı özneye sahip olaylara karşı duyarsızlaşmayı da beraberinde getiriyor.

Bildiğimiz gibi sosyal medya her ne kadar yoğun bir etki gücüne sahipse de suya yazı yazmak gibidir. Bugün hararetle konuşulan meseleler yarın tamamen sosyal medyanın gündeminden çıkabiliyor. Bu durum yaşanan sorunlara karşı gösterilen duyarlılığın sosyal medya üzerinden tatmin aracına dönüşmesine neden olmaktadır. Böylece sosyal medya üzerinden gösterilen duyarlılığın oluşturduğu tatmin gerçek hayatta sorunun çözümüne çoğu zaman bir katkı sunmadığı gibi gündemin hızlı değişimi gerçek hayatta duyarsızlaşmayla da sonuçlanabiliyor.

Toplumsal ahenk tüm dertleri ve acıları kendi derdi ve acısı gibi gören insanların gönül genişliğinde sağlanır. Farklılıkları içerisinde barındıran toplum, duyarlılığını mensubiyetler üzerinden değil ahlâki olgunluk üzerinden göstermeyi başarmalıdır.