Düşünsel taşeronluk ve panzehir

Abone Ol

Birkaç yazıdır, kabir ziyaretleri, mevlid-i şerif gibi

muhtelif imkânları değerlendirerek, vesile kılarak Anadolumuzun İslâm

anlayışını, yaşayışını dillendirmeye çabaladık. Bu toprakların sesine ses

vermeye çalıştık. Bizi buna iten, son yüzyılda bu topraklarda gittikçe

çeşitlenen ve renklenen ayrık otları ve kargalardır. Anadolu İslâm bağçesinin

tevhid rayihası yayan güllerinin yanında ayrık otları bitmeye; muhabbetullah ve

muhabbet-i Resûlullah (sav) neşesi terennüm eden bülbüllerin etrafına kargalar

üşüşmeye başladı. Aynı bağçede olduklarından, uzaktan onlar da birer gül ve

bülbül zannı ve hissi uyandırıyor insanda. Ancak yakından görülüp, duyulup

tetkik edilince, bunların gül ve bülbül taklidi yapan ayrık otları ve kargalar

olduğu anlaşılıyor.

Anadolu İslâm algısının, kültür ve medeniyetimizin

şekillendirip yoğurduğu, tasavvuf yoğun yaşantımızın ortaya çıkardığı ve artık

müesseseleşmiş çeşitli uygulamalarını bid at diye,  şirk diye yaftalayanlar kökü dışarda olan bir

zihniyetin düşünsel taşeronluğunu üstlenmiştir. Bu taşeron zihniyetin, son

zamanlarda yeni bir retoriği, çikleti var ağızlarda: Vahyedilmiş din

uydurulmuş din ayrımı.  Taşeronlar,

halkımızın bin yıldır atalarından tevarüs ede ede bugüne getirdiği, dinin

kültürümüze zerk edilmiş mevlid, sünnet törenleri, kabir ziyaretleri, mübarek

gün ve gecelerin idraki, aşura günü, ıskat gibi uygulamalarına, ibadetlerine

uydurulmuş dinin ritüelleri yaftasını yapıştırmaktadır.  Böylece bu zihniyet, halkın inançlarını

tezyîf, tahfîf, tahkîr ve ta zil ederek, Osmanlının yıkımına neden olan

Vehhabilik in/Selefilikin taşeronluğunu üstlenmiştir. Bu taşeronluk bu

topraklarda birçok kisveye büründü. Meâlcilik, Kur an İslâmı, akılcılık,

kaynaklara dönüş hareketi, neo-mutezile, vahyedilmiş din söylemi; bunların en

göze çarpanları.

Adı ne olursa olsun, ister mealci, ister Kur an

Müslümanı, ister şucu, ister bucu, hangi hocanın ardından gidiyorsa gitsin; bu

zihniyetin ne idüğünü ortaya koyan turnusol kâğıdı tasavvuftur. Onların

tasavvufa bakışıdır. Tasavvuf karşıtlığı, tarikat düşmanlığı,

zikir-tesbih-semâ inkârı üzerine bina edilmiş olan bu zihniyet, aslında bu

toprakların kendisine yabancıdır. Zira İslâm bu topraklara tasavvuf,

tarikatlar, dervişler yoluyla gelmiştir. (Mehmet Fuad Köprülü nün Anadolu da

İslâmiyet ve Ömer Lütfi Barkan ın Kolonizatör Türk Dervişleri adlı muhallet

makaleleri hatırlayalım.) Bu milletin en büyük mütefekkirleri ve mürşitleri de

hep tasavvuf büyükleri olmuştur. Akledenlerin görmezden gelemeyeceği tarihsel

bir gerçekliktir bu.

Bin yıllık geleneğimizi bid at diye yaftalayarak İslâm ın

bugüne kadar yanlış anlaşıldığını vehmedenler, akıllarının kendilerine oynadığı

oyunu bilmem fark edebilecekler mi Yaşadıkları akıl tutulmasından

kurtulabilecekler mi Zira kendilerinden sonra gelenler de onları Kur an ı

yanlış anlayıp uyguladıkları konusunda eleştirip tahkir ve tezyif edeceklerdir.

Yaptıkları taşeronluk yüzünden ana-babalarını tekfir edenler bunlardır.

Ana-babalarını, Mekkeli putperestlere benzeterek onların inançlarını ataların

dini olarak yaftalayanlar da bunlardır. Namazdan sonra çektiği tesbih

yüzünden, kelime-i tevhidi teberrüken her gün belli bir adet miktarınca çekip

gönül verdiği erenlerin, evliyaullahın, cümle mü min ve mü minâtın ervahına

bağışladığı için insanları müşrik diye yaftalayanlar da bunlardır. Bunların

çığırtkanlığını yaptığı ses, binlerce yılın yabancısı bir ses tir. 

Unutmamak gerek ki, bugün halkın üzerine kâbus gibi

çöken; genç dimağları, hassaten okumuşlarımızın hayatını zehirleyen bu

taşeronluk arızî bir durumdur. Gelip geçicidir. Aslolan İslâm ın geleneksel,

ananevî yorumudur. Bu toprakların yorumu da çoğunluk ve yoğunluk Hanefi ve

tasavvufi yorumdur. Bizi bu günlere getiren düşünce budur, yarınlara götürecek

olan da budur.

Çağın son model taşeronları ve modern hurafecilik olan

mealciliğin, akılcılığın, Kur an İslâmcılığının, kaynaklara dönüş hareketinin

panzehri tasavvuftur. Köylüsünden şehirlisine, çiftçisinden esnafına, âliminden

ümmisine, kalem erbabından kılıç erbabına, yeniçerisinden padişahına topyekûn

bir Osmanlı halkının meşrebine göre bir dergâhın müridi olması boşuna olmasa

gerek. Eskiler, halkı, böylesi taşeronların iğvasından tasavvufun gönüllere

hitap eden koruyucu kalesine sokarak muhafaza etmişler. O hâlde panzehir

ortadadır.

Hazret-i Yunus Emre nin ilahilerini kendisine yoldaş

edinmesi, halkın istikametini göstermektedir. Bu ilahileri terennüm etmek,

terennüm edenlere eşlik etmek, en büyük panzehirdir. Terennüm edenlerin

azalması ve ortadan kalkması, bizim felaketimizdir.