İnsanları diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik olarak akletme yeteneğini gösterebiliriz. Kur’an bize ısrarla “akletmez misiniz” diye sorar. Bu soruyu sormanın özel bir anlamı olmalı. Çünkü Kur’an’ın muhatabı tüm insanlık olduğu halde “akletmez misiniz” diye sorduğu sorularda iman edenleri de kapsadığı bir gerçek. Bu yüzden herkes akletme noktasında kendini sorgulamalıdır.
Günümüz dünyasında ezberlenmiş bir hayatın içinde kendimize yer edinme telaşındayız. Ezberlere bağlandığımız kadar hayatın içerisinde bir anlam buluyoruz kendimizde. Çünkü bize anlam veren ne varsa bilinç dünyamızdan atıldı. Asıl geçmişle bağımız koparılırken, üretilmiş geçmiş özlemle günümüze taşındı.
Düşünmek bu ezberlerden kurtulmamız için bir fırsattır. Hayatın anlamına dair kaybolmuş kaygımızı yeniden kazanabiliriz. Çünkü haz almaktan, tatmin olmaktan başka bir amacı olmayan kurgulanmış bir dünyanın bağlılarıyız hepimiz. Bu bağlardan kurtulmanın, üstümüze biçilmiş deli gömleğini yırtmamızın yegâne çaresi akletmekten geçer. Bu yüzden hayatın her aşamasında düşünmeyi tekrar tekrar düşünmeliyiz.
Müslümanların son üç dört asırdır yaşadıkları travmanın temel sebebi bu olsa gerek. Akletmeyi bırakıp “senin bu işlere aklın ermez’ noktasına geldiğimizden bu yana başkalarının aklına talip oluyoruz. Başkalarının aklı dediğimiz ise kurdukları sömürü düzeninin ayakta kalabilmesi için her türlü ahlaksızlığa başvurabilecek ırkçı emperyalizmin aklıdır. Bunların aklıyla hareket ettiğimiz sürece Müslüman dünyanın daha genel ifade ile tüm mazlumların bu cendereden kurtulma şansı yoktur. Çünkü bu aklın sahipleri, kendi dünyasını imar ederken başkalarının dünyasını ifsat etmekten geri durmayacak kadar gözlerini karartmıştır.
Hazır gıdaları üreterek bunları tüketen insanların fizyolojisini bozanlar, hazır düşünme kalıpları ile insanların aklını bozmayı da başarmışlardır. Bugün düşünen insan yok, kurgulanmış ve paketlenmiş düşünceleri tüketen yığınlar var. Kendimize haksızlık etmek istemiyorum ama avamından havasına kadar büyük ekseriyet bu durumun etkisinde. Müslümanların sahip olduğu düşünce geleneğinin her gün daha da zayıfladığına şahit oluyoruz.
Gerçek anlamda düşüncemizi hayata geçirebilmek için hem unutmaya hem de hatırlamaya ihtiyacımız vardır. Paketlenerek, rafine edilerek bize sunulan hazır düşüncelerden kurtulmamız gerekir. Bunun en iyi yolu unutmaktır. Sadece günümüzün dayatılmış düşüncelerini unutmak yetmiyor. Aynı zamanda tarihin hamasetle örülmüş kurgularından kurtulmamız gerekiyor. Düşünmeden ve sorgulamadan alıkoyan, hayatı geçmişin tekrarı kılan bu hamasi zihnin dayattıklarını da unutmalıyız. Çünkü unutmadığımız sürece hatırlama şansımız yok.
Mevcut zihni yüklerimizden kurtulduktan sonra hatırlayacak çok şeyimiz var. Yakın ve uzak geçmişte düşünce dünyamızı ihya edecek veriler bizi bekliyor. Zamanımızın imkânı insanlık tarihinin birikimlerini hizmetimize sunmaktadır. Bu birikimden istifade ederek aklettiğimiz sürece insanlığımızı, Müslümanlığımızı ve sorumluluğumuzu hatırlamış oluruz.
Düşünerek geçmişin muhasebesini yapmalı ve bu düşünce geleneğinden istifade ederek geleceği inşa etmeliyiz. Düşünme sadece akli bir eylem değil, aynı zamanda kalpten beslenen bir eylemdir. Geleneğimizdeki “akleden kalp” tabiri aslında bunu bize ifade ediyor.