Gençlik yıllarımda toplumun her kesiminde yoğun bir okuma, öğrenme ve düşünme alışkanlığı vardı. Hemen her noktada sohbet alanları ve meclisleri oluşurdu. İnsanlar bildiklerini birbirleri ile paylaşırlardı. Gerçi toplumun düşünmesinden yönetenler hep rahatsız olmuşlardır ama düşünmeyince de fert ve ülkeler planında bir takım merkezlere teslimiyet gündeme gelmiştir.
Okumayan, öğrenmeyen ve düşünmeyen insanın fikir üretmesi düşünülemeyeceğine göre, bu işi yapan ulusal ve küresel merkezler artık insanlık adına düşünmeye ve fikir üretmeye başlamışlardır. İnsanlığa düşen görev ise bu üretilen fikirleri kayıtsız şartsız kabul etmekten ibarettir. İnsanlık kendisine gösterilen ve söylenen kadar bilgi sahibi olsun ve bunun önü arkası araştırmasın istenmiştir. Çünkü okumayan, öğrenmeyen ve düşünmeyen bir topluluk oluşturulduktan sonra yönetimi kolaylaşacaktır. Böyle de oldu. Şimdi insanlık özellikle televizyon kanalları ile içi boş hiçbir değer ifade etmeyen yayınlarla oyalanıyor buna karşılık dünya sanki "Petrol ve silah şirketlerinden oluşan büyük sermaye grubu, dünyayı sarmış bulunan siyonistler ve bunların emrindeki yeni muhafazakar politikacılar, başını ABDnin çektiği protestan evanjelik tarikatı ile bunlar arasındaki ahengi sağlayan İlluminatı Çetesine "(1) teslim olmuş durumdadır. Olayın nasıl geliştiğinin bile farkında değildir insanlık. Diyebiliriz ki böyle bir ortamda İlluminati Çetesinin Krallığı rahatlıkla yükseltilmektedir ve tüm dünya bu çeteye hizmet eder hale getirilmiştir.
Ne gariptir ki insanlara olayların perde arkasını göstermeye kalkıştığınızda da beyin konforlarını bozduğunuz için tepki alırsınız. "Bu adam ne diyor, gerçekten yeryüzünde hakimiyetini ilan etmiş gizli bir krallık mı var " diye düşünme ihtiyacı duymaz. Çünkü, sürekli olarak tüketim arzusu körüklenen insanlar paranın esiri haline getirilmiştir. Bu esaret her geçen gün daha da pekişmekte, artık insanları maddenin dışındaki değerler hiç ilgilendirmez hale gelmektedir. Halbuki dünyayı kontrolleri altına alıp bir gizli dünya devleti oluşturma peşinde koşanları kendi dini değerleri yönlendirmektedir. Parayı ise bu hedefe ulaşabılmek için araç olarak kullanmaktadırlar.
Ülkeler borca boğulmakta, şahıslar farklı yollarla kazanmadıkları parayı harcamaya itilmekte ve hayatlarında paradan başka değer ve ölçü kalmamaktadır. Diyebiliriz ki, artık insanlığın yemek, içmek ve cinsel ihtiyaçlarını karşılamaktan öte bir hedefi kalmamıştır. Meseleye bu açıdan bakıldığında manevi ve dini kısacası moral değerlerini yitirmiş bir insanlığı gütmek kolaşlaşmıştır. Birkaç gün önce bir sendikanın iftar yemeğinde sohbet sırasında ülkemizde toplumsal tepkinin çok zayıfladığı gündeme gelmişti. Sendikacı arkadaş eskiden olduğu gibi az da olsa bir risk söz konusu olduğunda insanları meydanlara çekmenin zorlaştığını söylemişti ve gazeteci arkadaşlardan bu husustaki düşüncelerini istiyordu. Ortam geniş geniş meseleyi tartışmaya müsait değildi. Sadece "Herkesin kaybedecek bir şeyi var. Onun için artık insanların harakete geçmesi güçleşti" demiştim. Elbette olayı sadece kaybedecek birşeyinin oluşu ile izah eksik kalır. Toplumda idealizm kalmadı. Maddeperest bir toplumda zaten idealizmi hakim kılmak mümkün olmaz. Varlığını koruyan tek tük idealistler ise nesli tükenmekte olan Kelaynak kuşlarına dönerler.
Meseleye Türkiye açından bakıldığında toplumun idealizmden uzaklaştırılması 12 Eylül 1980 darbesi ile başladı. Ardından Özal iktidarı bir yandan ülkeyi borçlandırırken öbür yandan toplumda tüketim körüklendi. Tüketim toplumuna doğru hızlı bir geçiş yaşandı. AKP iktidarı ile de insanlar sahip olmadıkları parayı harcamaya, uzun yıllara varan borçlanmaya başladılar. Bu hale gelmiş toplum ve fertlerin hepsinin kaybedecek birşeyleri var demektir. Manevi değerlerin yerini maddenin aldığı bir ortamda zaten idealizmin yaşaması mümkün olmazdı, olmadı. Eğilme, bükülme, yalakalık yaygınlaştı. Gelen ağam giden paşam mantığı önem kazandı.
Tüm bu gelişmelerin temeli ise insanımızın ve insanlığın düşünmez hale gelişidir. Hani insan düşünen hayvandır diye bir tarif vardı ya o tarifteki düşünen varlığın yerini düşünmeyen varlık aldı galiba.
--------------------
1)Hüsnü Aktaş- Misak Dergisi-Sayı 203