Düşünmenin Gücü

Abone Ol

Hayatın dinamikleri var. İnsanı farklılaştıran, ayakta tutan ve geleceğe doğru yönlendiren.

İnsanın düşünme edimlerini elinden alan, dış etkenler giderek baskınlaşıyor. İnsanın kendi eliyle oluşturduğu, tutsağı olduğu ve artık denetlenemez olduğu bir süreç. Eşya bir tutkuya dönüşünce onu edinmek için çok çırpınır, bin bir güçlükle edinir ardından da onu koruma adına tapınma duygusuna kapılır. Bunlar zamandan zaman değişir. Geçmişin kimi nesnelerinin artık şu zamanda çok da bir önemi yok. Bu nesnelerle sınırlı kalmıyor. Öyle ki kimi şeyler, isimler, nesneler insanda bir put hâline dönüşür. Bunlar da gene kendisinin oluşturduğu ve hazırladığı şeylerdir.

İnanışlar sözü edilen etrafında şekillenir.

İnsanı diri tutan, bilinçli kılan, elde edilen birikimlerle süzgeçlerden geçiren, ardından da onlardan çıkarımlarda bulunanlar farklıdır. Düz mantıklı düşünme insanı sınırlar, alanını daraltır. Oysa insanın özüne, doğasına aykırı bir durumdur bu.

Günümüz insanı globalizmin kuşatmasına girmesinden itibaren giderek öz denetiminden uzaklaştı. Kendisine boca edilenler ile yaşıyor. Bunu ilk elde yadsıyor gibi görünse de zamanla kanıksıyor ve içselleştiriyor. Zaten günlük hayatında istemese de bu çarkın ve döngünün içine giriyor.

Hayattaki deneyimler bunu gösteriyor. Duyarlığı olan Müslümanların kendilerine özgü bir dünya kuramadıklarından başkalarının dünyalarına giriyorlar. Âdeta o dünyanın bir parçası ya da nesnesine dönüşüyorlar.

İnsanların duyarsızlıklarından, ilgisizliklerinden, umarsızlıklarından yakınılıyor. Yakınanlar da farkında olsun ya da olmasın bu atmosferin içindedirler. Bundandır ki yakınmaları kimi önerileri karşılık bulmuyor. Kimi hamleler sonuçsuz kalıyor.

Müslüman’ın kendi dünyasında kendini yenilemesi, yol bulması zor değil. Kendi medeniyetinden, geçmişinden, geleneklerinden beslendiği kadar beslenir. Geçmişi bir puta dönüştürmeden süzer, ondan kendisine yararlı olabileceklerini seçer. Etrafına bakar, gelişmelerden mutlak surette haberdar olur bilgilenir. Kendi özgün dünyasının tartısına tâbi tutar ondan kendine ait olanı bulur, alır, ya da dönüştürür.

Sonuna kadar içine girilmiş olan bataklığın içinde çıkabilmesi zorlaşır, battıkça batar. Çünkü mantığın işleyişi, nesnelerin oluşu ve etkisi, sloganik körleşmeler, tapınmalar yolunu iyice kapatır. Bunlardan kurtulmanın yolu, çıkış yolu, geçmişteki deneyimlerden elbette yararlanılır. Ancak zihni çaba, düşünme gücü, bu olumsuzlukların içinde kendisine yol açıcı olur.

Teknoloji insanın eseri, bilişimdeki gelişmeler, silah sektöründeki acımasız insan kıyımına yol açan aşırılıklar, hem ürkütücü hem de korkutucu. İnsan bunlardan ürküp korkunca ne yapacağın bilememenin şaşkınlığı içinde kıvranır.

Hayat dikkat ve temkin gerektiriyor. Bir şeye niyetlenmişe onun peşini bırakmadan azimle ve çabayla gidebileceği kadar gider. Başarılı olunur ya da olunmaz fark etmez.

Siyonist İsrail’in İran saldırısı birçok açıdan hem örnek oldu hem de ders. Ne kadar zayıf görünseniz, öyle bilinseniz, tedbirleriniz olunca yanıltıcı olur.

Müslümanların hayatın hemen bütün alanlarında, hemen her konuda yetkinleşmeleri zorunluluk. Bu sadece kendi benleri için değil sahip bulundukları medeniyetleri ve insanlık için zorunlu ve gerekli.

Şu zamanda sorumluluklar çok daha ağır ve bir o kadar gerekli. İslâm’a ve Müslümanlara dönük savaşlar bitmedi, bitmeyecek. Bundan sonra da sürecek. Entelektüel çabalarla bir uyanış gerekir. Aydınlar siyasanın, sloganın, ötesinde özgür olmalılar. Özgürlük ile birlikte muhalif olmalılar. Tapınılan kişilerin doğrularına bile dikkatli bir gözle bakılmalı. Doğrular ve yanlılar birbiriyle karşılaştırılmalı. Entelektüel için asıl özgürlük budur.