Gündem referandum. Yatıp-kalkıp evet mi çıkacak, yoksa hayır mı sorusuna cevap arıyoruz.
Zaten akıl almaz derecede hızla değişen gündemlerle boğuşuyorduk. Bir de konu sistem değişikliği olunca diğer gündemler tamamen geri plana düşürüldü. Eskiden gelişmeleri siyasiler değerlendirirdi. Şimdi ise bunu çoğunlukla gazeteciler ve konunun uzmanı olduğu iddia edilen kişiler yapıyor. Siyasiler herhangi bir konuda alan açıyor. Açılan alanı genişletme görevini de gazeteciler yürütüyorlar. Gazeteciler, uzmanlar hem de konunun kamuya açıldığı ilk gün yaptıkları değerlendirmelerle sanki günlerdir yorum yapmak için sırada bekliyorlarmış gibi müthiş! bir özgüven ve inanç ile konuyu sahipleniyorlar. Siyasiler birbirleriyle karşı karşıya gelmekten çekindikleri için iş gazetecilere ve uzmanlara kalıyor. Clinton ile Trump’ın seçim öncesi ekrandaki atışmalarını izlemek için uykusuz kalanlar, kendi ülkemizde liderlerin ekranlarda birbirleriyle konuşamamalarını bir türlü sorgulamıyor.
Gazeteci denildiğinde akla ilk gelen şey özgür düşüncedir. Seversiniz veya karşı olursunuz ama bir gazetecinin özgür olanından korkulmaz. Gazetecilik aslında bir kamu görevidir. Bulunduğu yerden, gördüğü kadarıyla toplumun aydınlanması ve bilgi sahibi olması için işini yapar. Millet itibar eder veya etmez. Ancak toplum her konuşanı dinlemelidir. Herkesin kanaatini değerlendirmeye almalıdır. Sonunda da kendi kararını vermelidir. Bu süreç olması gereken ve doğal bilgilendirilme şeklidir.
Bugün toplum birçok konuyu tam anlamıyla ve olması gerektiği gibi tartışamıyor. O yüzden de oldu-bittilerle karşı karşıya kalıyoruz. Kimin sesi çok çıkıyorsa o haklıdır gibi bir sonucun yoğun baskısı altında doğruyu bulmaya çalışıyoruz. Bu mantıkla toplum sağlıklı bir zeminde yol alamıyor. Benim gibi düşünmüyorsan hainsin, ahmaksın denilerek doğru bir noktaya ulaşılabilir mi? Bence bu tip yaklaşımlarla kendilerini ifade edenler fikirlerine güvenmeyenlerdir. Bu davranış şekli arızalıdır. Zavallılık içerir. Aslında acınacak bir durumdur. Bu şekilde davrananlar en az direksiyonda olanlar kadar geldiğimiz durumdan sorumludurlar. Bir anlamda iliştirilmiş fikirleri konuşurlar. 3-5 yıl önceki yorumlarıyla bugünküler arasında yüz seksen derece farkı göremeyecek kadar gerçeklikten kopuklar. Yüksek sesle konuşunca haklı olacaklarını zannediyorlar, yanlış yapıyorlar.
Referanduma tekrar dönersek, acizane tavsiyem şu; evet de deseniz, hayır da deseniz kararınız düşünerek verilmiş olmalı. Kimse aklını kiraya vermemeli. Sonuçta yanlış da, eksik de yapılmış olsa, Allah niyetleri en iyi bilendir sonucu düzeltir. Eskiden “Konuşan Türkiye” diye programlar yapılırdı. Bence bugün özellikle “Düşünen Türkiye“ programlarına ihtiyaç var. Düşünmek aynı zamanda bildiğiniz gibi şahsa özeldir. Devredilemez ve paylaşılamaz bir haslettir. Maliyeti de sıfırdır.