Düşünce özgürlüğü

Abone Ol

Düşünce Özgürlüğü demokrasinin temel ilkesidir.  İnsan haklarına ilişkin olarak ilk sırada vurgulanması;

kimsenin hiçbir müdahalesi olmadan her ferdin istediğini söylemeye sahip

olması, bu hakkın korunması gerektiğine, düşünce özgürlüğünün sadece beyinde

kalan bir soyut işlem değil, açıklama, ifade, tartışma, yayınlama özgürlüğünü

de beraberinde getirdiğine dair açık toplumlarda bir temel uzlaşma ilkesi

olmuştur, deniliyor. Ancak bütün bu düşünceler sadece sözde kalıyor. Her

halükarda düşünce özgürlüğü birilerine dokunuyor. Birileri değil her kesime

dokunuyor.

Bu ülkede öyle bir ayrışım oluyor ki aklı başında olan da

kabul etmediği fikirler nedeniyle karşısındakini suçluyor, saldırıyor yerine

göre de hedef gösteriyor. Bu fikri tahammülsüzlüğü çoğunlukla da siyaset

körüklüyor. Doğru da olsa yanlış da olsa karşı çıkışlar kaçınılmaz oluyor.

Benimsemediği, beğenmediği,  muhalif

olduğu bir partiyi veya bir iktidarı eleştirmek ayrı hakarete varan ve hakaret

sınırlarını aşan şiddete başvurmak ayrıdır. Her ferdin eleştirime, kendi

düşüncesini ifade etme ve yayma hakkı olduğu kadar bu uğurda mücadele etme hakkı

da vardır. 

Fertler, her çeşit bilgi ve fikir, ülke sınırlarına bağlı

olmaksızın, sözle veya yazıyla iletmeyi içererek, her kategoride, fikirde ve

sanatta, araştırma ve elde etmede özgürdür.

Toplumlararası ve kültürler arasında düşünce özgürlüğü

ayrılıkları bulunmaktadır. Batı da genel olarak sistemi devirmeyi amaçlamış

görüşlerin düşünce özgürlüğü içinde mütalaa edilmesine karşın, Doğu

toplumlarında yapısı gereği çoğulculuk sınırlı özgürlükler içinde

savunulmaktadır. 

Türkiye de şahıslar, söyledikleri fikirleri nedeniyle

düşünce özgürlüğü kapsamında kendilerini yargıda buluyorlar. Burada esas mesele

kişilik haklarına, dini inançlarına saldırı, aşağılama, küfür ve rencide etme

gibi konulardır. Diğer yandan bir kişi bu hakkı kendinde düşünce özgürlüğü çerçevesinden

görürken diğer tarafta mağdur olan kişi yâda kişiler dahası toplum açısından da

kamu barışının bozulması gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Geçmişte görüldüğü gibi zamanla da söylenen fikirler

toplumu alakadar ettiğinden provokatif bir durumda ortaya çıkarabiliyor. Bu

konularda birçok görüş ileri sürülüyor. Mesela deniyor ki, Yani eğer

Peygambere bir hakaret söz konusu olmasa, sadece birileri rencide oluyor diye

ifade hürriyetinin kısıtlanmasına izin verilmeyecek. Peygambere bir hakaret

söz konusu olmasa zaten o fikrin boyutu akim kalırdı.

AİHM nin bir görüşüne göre: İster dini çoğunluğun, ister

azınlığın bir ferdi olsunlar, dinlerini dışa vurma özgürlüğünü kullanmayı seçen

kişilerin her türlü eleştiriden muaf olmayı beklemeleri makul değildir. Bu

kişiler dinsel inançlarının başkaları tarafından reddedilmesini ve hatta kendi

görüşlerine düşmanca olan öğretilerin başkaları tarafından yayılmasını hoş

görmek ve kabullenmek zorundadırlar diyor. AİHM nin görüşü böyle diye

insanların dini inançlarına saldırı olamaz. Ancak isteyen istediğini

düşünebilir ve istediği gibi bir hayat tarzını da yaşar.

Her hâlükârda bir şahsın, toplumun bir kesiminin dini

değerlerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanabilir ve ceza da alabilir. Bu

durum aksi durumlarda da geçerlidir. Mevzuyu sadece Müslümanlar olarak da

görmemek gerekir;  Hıristiyanların ve

Yahudilerin dini inançlarına, ateistlere hakaret edilmesi için de geçerlidir.

Bu alanda bazı yasa maddelerinin bugüne kadar azınlıkları hedef alan nefret

söylemlerinde kaç defa tatbik edilip edilmediği de yine yargının bir sorunudur.

Bu ülkenin bir ifade hürriyeti sorunu vardır. Özgürlükler

kapsamında sadece bir kesim değil karşıt kesimler de zarar görüyor. Bu alanda

insanların bir birlerine saygı duymaları elzemdir.

Yasaların fertlere tanıdığı ifade özgürlüğü hiçbir zaman

bir başkasının şahsına veya inanç değerlerine hakaret etme hakkı vermez. Sadece

Türkiye Cumhuriyeti nin yasalarında değil, gelişmiş ülkelerdeki hiçbir hukuk

sisteminde kişilere ve özellikle de inançlara hakaret etme özgürlüğü

bulunmamaktadır. Her insan dört dörtlük değildir. Özellikle de sanatta güçlü

olan kişilerin bir kusuru oluyor. Bir bakıma sanatları o şahısların bazı

olumsuz yanlarını kapatıyor ancak yaptıkları açıklamalarla veya davranışlarıyla

toplumda bir yandan ilgiyle karşılanırken diğer yandan da tepkilere neden

olmaktadırlar. Bu bakımdan topluma örnek olan veya toplum tarafından ilgi

görenler davranış ve konuşmalarına da dikkat etmeliler.