Düşmanlığı arttırmak

Abone Ol

Adamcağız öylesine kendinden geçmiş, öylesine garip bir vecd halinde. Aklı başından uçmuş gibi değil, kendinde görünüyor halbuki. Hayatını normal seyrinde sürdürecek kadar sağlığı da aklı da yerinde halbuki. Ancak bir an geliyor ki, akıl, mantık, izan, insaf ne varsa uçuveriyor. Ağzından çıkan sözün manasızlığını, üstüne bir saniye düşünse fark edecek ama cezbeye kapıldığından mıdır nedir, bir türlü ayıkamıyor.

Seviyesiz ve sorumsuz bir siyasete, nedendir bilinmez, kendini kaptıran milyonlarca insan gibi propaganda kanallarının, “operasyonel” gazetelerin haberleri en büyük bilgi kaynağı. Ve bir bakıma akıl hocaları. Gözü körleşmiş, vicdanı körelmiş, mantığını bir kenara bırakmış ve ağzından herkes için ya “hain” lafı çıkıyor ya “kafir, ya “münafık”... Asgari İslam bilgisine sahip birisi nasıl oluyor da sırf kendisi gibi düşünmüyor diye bir başkasını kafir, münafık vb ilan edebiliyor, daha doğrusu nasıl böyle bir vebale girebiliyor sorusunu hiç sormuyor bile kendine. Sorsa, cevabı kendisi de biliyor çünkü.

Sokaktaki sıradan bir vatandaş olarak bu sorumsuz ve seviyesiz siyasetle hiçbir ilintisi ve bundan hiçbir menfaati yok. Bilgi kaynakları propaganda kanalları ve fotokopiyle çoğaltılmış gibi aynı fikirsizlikleri pompalayan yayın organları olan bu vatandaş, bir yetmezmiş gibi kıt ve sığ bilgisiyle (veya bilgisizliğiyle) vicdanını aklamaya girişiyor bir de. Tabii bunu yaparken, yine hakaretler, “hain”ler, “münafık”lar, “kumpas”lar havada uçuşuyor.

Siyasette elbette ki mücadele de, münakaşa da olabilir. Ancak mesele bunu makul ve mutedil ölçülerde, diğer insanlara karşı saygı ve hoşgörüyü yitirmeden yapmaktır. İktidar, güç, makam vs uğruna, 2 oy daha fazla alayım diye insanları birbirine düşman eden, toplumu kutuplaştıran, birbirinden nefret eden kamplara ayıran, komşuları, arkadaşları ve hatta aileleri bile içten içe bir düşmanlık noktasına çeken bir siyasetin kabul edilir bir tarafı yoktur, olamaz.

İşte bu noktada sokaktaki adamın, sıradan vatandaşın, hiçbir siyasi ve maddi menfaati bulunmayan insanların akıl ve mantık dışı bir partizanlıkla kuşanmalarını anlamanın imkanı yok. Adamcağız, öylesine dolmuş ki, neredeyse dokunsan patlayacak. Futbol takımı gibi tuttuğu partisine en ufak eleştiriyi, en ufak bir sözü veya kendisi gibi düşünmeyen herhangi birini anında hain, münafık, kumpasçı, komplocu, işbirlikçi, birilerinin maşası, gavur uşağı vs ilan etmek için fırsat kolluyor adeta.

Hangi koşullar, bu sıradan ve büyük ölçüde de dünyadan bihaber adamcağızları, böylesine dolmuş ve kinlenmiş birer partizan militana dönüştürüyor Adamcağız, ağzından çıkan sözleri bir duysa, söylediklerine kulak verse, kendi çocuğunu, arkadaşını, komşusunu, ahbabını bile düşman safına yazdığını anlayacak. Ama o akıl, mantık, vicdan melekeleri, o adamcağızda bulunmuyor artık. Bu kin, nefret ve öfke hali, onu gözleri görmez, kulakları duymaz, vicdanı taşlaşmış bir noktaya getirmiş bir kere.

Türkiye’nin ekonomik ve siyasi meseleleri bir şekilde hale yola konulabilir. İşler bir şekilde, ağır aksak da olsa yürür nihayetinde. Ancak bu ülkenin insanlarının birbirlerine nefretle, kinle, düşmanca bakar hale gelmesi,  “benden değilsen hainsin” kafası onarılamaz, tamir edilemez, dönülemez bir noktaya gidiyor. Bundan büyük musibet olamaz. Kendi evladına, akrabasına, komşusuna, ahbabına, arkadaşına “hain, münafık, işbirlikçi, bilmemneci” nazarıyla bakmaya başlayan insanların varlığından ala bir musibet düşünülemez.

Türkiye’de, insanların yeniden insani bir noktaya gelmesi, insani erdemlerin ve ilişkilerin topluma zarar veren siyasete yem edilmemesi gerekiyor artık. Yoksa, giderek “zombileşen” bir insan tipi, kendisi harici herkesi düşman göre göre en sonunda toplumu dönülmez bir noktaya getirecek maazallah.