Bizler mümin olarak Kur’an ve sünnette kimler düşman olarak bildirilmişse onları düşman olarak bilmek, ona göre konumlanarak düşmanlarımızla mücadele etmek durumundayız (cihat). Düşmanları tanımadan mücadele olur mu? Kitaplarla, peygamberlerle hem adalet hem de “mizan” indiren Rabbülalemin’dir. Her şeyi bir ölçüyle/bir düzenle yaratıp, her şeye bir ölçü koymuştur. Dost-düşman ölçüsünü de koymuş, bildirmiştir. Günümüzde dostlarımızı-düşmanlarımızı tanıdığımızı söyleyebilir miyiz?
Allah-u Teala’nın kulları olarak bizlerin O’nun dost bildirdikleriyle dost, düşman bildirdikleriyle de düşmanlık görev ve sorumluluklarımız var. Bu ölçünün aksine hareketimiz kulluk haddimizin aşılması olur ki, bu zulümdür/şirktir... Şirk ise en büyük zulümdür. (Lokman, 13).
İnsanlara düşmanlığı anlamak kolay. Ya Allah-u Teala’ya nasıl düşmanlık yapılır? Hem insan hem de şeytan Allah-u Teala’ya nasıl düşmanlık yaparlar? Hâşâ... O’na bir zarar vermeleri mümkün değildir. O (c.c.) Samed’dir/Ganiyy’dir. Kendisine zarar ve yarar verilmekten beridir. Hiçbir şeye muhtaç olmayıp, her şeye kadirdir/muktedirdir...
Müminlerin düşmanları Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla, bize vahiyle bildirilen düşmanlarımızdır.
O’na düşmanlık, O’nun dini/yolu/düzeni/hükümlerine aykırı yol/düzen/hükümler koymak, İslam’ı yasaklamak, kulluk sınırlarını aşarak Rububiyet/hâkimiyet alanını ihlal etmeye çalışmak, O’nu inkâr etmek, O’nun sıfatları hak ve yetkilerini ihlal ederek azgınlaşmak, tağutlaşmakla olur.
Allah ve Resulünün sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemek görev ve sorumluluğumuz var.
İlk insan/Peygamber Adem (a.s.) hilafeti yüzünden iblis/şeytan lanetlendi. İblisin ilmi/itaati çoktu. Hz. Adem’ den dolayı kibirlendi, haset etti, yalan söyledi, aldattı ve en önemlisi de Allahu Teala’ya itiraz etti/ emrine karşı geldi. Hz. Adem gibi kusurunu itiraf edip, tevbe/istiğfar etmedi. Görüşünün haklı/doğru olduğunu beyanla Rabbimizin emri karşısında görüş cüretinde bulundu. İsyanını savundu. “Ben, Adem’den üstünüm” dedi.”Beni Sen azdırdın” dedi, azgınlaştı. İblisin ayartmasıyla unutarak yasak meyveyi yiyince hem Adem’in (a.s.) hem de eşi Havva anamız elbisesiz/çıplak kaldılar. Ve sınav hikmeti gereği düşman olarak yeryüzüne indirildiler. Hem şeytanla insanlar hem de insanlar birbirlerine düşman olarak indirildiler... Hz. Adem haddini/kulluğunu /hatasını bildi. İblis ise haddini aştı, azgınlaştı, lanetlendi. Cennetten kovuldu. Ruhlar âleminde/bezm-i elestte Rabbimize dünyada sadece Kendisine kulluk edeceğimize söz vermişiz. Rabbimiz bizden hem söz almış, hem de bizi uyarmış:”Şeytan sizi dosdoğru yolumdan saptırmasın, ona tapmayın, o sizin düşmanınızdır” buyurmuştur. İblis de, “Senin ihlâslı kulların hariç, hepsini saptıracağım, başka yollara yönlendireceğim” diyerek, izin almıştır. Dolayısıyla Rabbimizin dini/yolu/düzeni dışındaki tüm yollar, adları ne olursa olsun batıldır, sapıktır, şeytanidir.
Ümmet-i Muhammed’i yetmiş iki fırkaya yönlendiren de şeytandır.
Tahrif edilen kitaplar veya insanlar tarafından İslam’ın reddiyle yerine uydurulan/üretilen tüm ideolojiler, izmler, felsefi/sosyal/hukuki/ekonomik düzenler şeytanın kılavuzluğunda üretilip, insanlığa çözüm olarak sunulmuştur...
DÜŞMANLARIMIZ-2-
Anılan beşeri din/düzenler birbirleriyle çelişik, alternatif sistemler olsalar da temelde aynı mahiyettedirler: Materyalist/şeytani/cahiliye düzenlerdir. Müminler olarak kimi zamanlar emir ve yasaklara riayet edemesek de bunları kabul etmek/beğenmek suretiyle iman dairesinde kalırız. Ancak beğenmesek, itiraz etsek iman dairesinden çıkar, şirke, küfre saplanabiliriz.
Şeytan düşman ya... Doğruyu yanlış, yanlışı da doğru gösterir. Haramları süsler Allah’ın yolu/düzeni/ hayat tarzı yerine her çeşit düzeni/anlayışı yaymaya çalışır. Şeytanlar hem cinden, hem de insanlardan olur (Nas). Hem insan hem de cin şeytanları peygamberlere de müminlere de düşmanlıktan geri durmazlar.
Peygamberler nasıl ki Allah’a itaate (adalete/tevhide/barışa) çağırırlar; şeytanlar da Allah’a isyana (zulme, şirke, günaha) kendilerine itaate çağırarak insanları saptırabilirler. Şeytana uyarak, onun ayartması ile İslam’ın dışındaki yollara/ düzenlere yönelirler. Bu aslında şeytanı mabut/ilah edinmektir.
Bozulan barışı/adaleti yeniden sağlamak için düşmanlık yapanlarla mücadele edilir. İfsadın/zulmün/ zararın önlenmesi için düşmanlarla savaşılır. Teslim olunmaz, boyun eğilmesi zillet ve sorumluluktur. Düşmanlıkla sevmemek aynı şeyler değil. Her sevilmeyen düşman sayılmaz.
Konuyla ilgili ayeti kerimeler: Yasin, 60 / En’am,153 / Mümtehine,1-2-13 / Mücadele, 22 / Fatır, 6 / Yusuf, 53 / Maide, 51, 57.82 / Şûra, 8 / Nisa, 101, 138, 139,144 / Tevbe, 23 / Âl-i İmran, 28-57-118-119 / Bakara, 120.
Allah’ın düşmanlarına düşman olmayanlar Müslüman olabilir mi? “Allah için sevmek, Allah için buğzetmek farzdır.” “Allah’ın sevdiklerini sevmemek, sevmediklerini sevmek imansız gitmek nedenlerindendir.” Allah’ın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemek kulluğumuzun gereği... Allah’ın düşmanlarını dost bilerek Allah’tan yardım alabilir miyiz? Allah’ın dostlarını/evliya düşman bilerek iflah olabilir miyiz? Bizler kullar olarak dost bildiklerimizi düşmanlarımızla yan yana görürsek ne yaparız? “Seven sevdikleriyle beraberdir”, birlikte haşrolunurlar. “Seven sevdiğini anar, sevdiğine itaat eder.” Sevgimiz, düşmanlığımız, itaatimiz bizi iki zıt hizbe götürür: Ya hizbullah ya da hizbüşşeytan. İtaat de ibadet de kulluk da öyle değil mi? Ya Rahman’ın veyahut da şeytanın kulluğu... Ya tevhit/İslam veya şirk. Ya adalet ya da zulüm/şirk. Hak olan tevhitten başka her şey batıl değil mi? Özgürlük, izzet, barış, adalet, saadet de ancak İslam’la mümkündür. Şunu da artık anlamalıyız ki, Allah-u Teala’nın düşmanlarıyla işbirliği yaparak, onları veli edinerek O’ndan yardım beklenmez.
Peki, bu kadar düşmanlarla kuşatılmışken kurtuluş yok mu? Ümit kesebilir miyiz ki? Hz. İbrahim’i ateşten/Nemrud’tan, Hz. Musa’yı (a.s.) Kızıldeniz’den / Firavundan, Hz. Yusuf’u (a.s.) kuyudan/zindandan çıkartan/kurtaran Rabbimiz var. Yeter ki biz O’nun velayetine/yoluna girerek O’nun kapısında bekleyelim. O (c.c.) Kâfi, Veli, Vekil, Nasir, Fettah değil mi? Tevbelerle/istiğfarlarla O’na dönelim. Ne kapılar açılır...
Ya Vedud! Sevdir bize sevdiklerini, yerdir bize yerdiklerini. Senin için seven, senin için buğzedenlerden eyle. Rabbimiz Fettah adıyla hepimizi şeytanlarımızın; devletimizi de düşmanlarımızın velayetinden, ümmetimizi/milletimizi de tefrika azabından/fitnesinden kurtarsın... Vesselam.